Ana Sayfaya dönmek için yukaridaki menunun ikinci maddesini seçebilirsiniz
Uruguay Round
GİRİŞ
Uruguay Raundu ( 1986 – 1994 ) kararlarına girmeden önce bu kararların alınmasına ne sebep oldu ? sorusunun cevabını aramak daha doğrudur. Bunun için dünya ekonomisinin yakın tarihine ana hatlarıyla bir göz atmada fayda vardır.
1970’ li yıllara gelindiğinde dünya ekonomisinde büyümenin kesilme eğilimleri başlamıştır. Bunun sebeplerini birkaç başlık altında toplarsak:
Bütün bunların sonunda 1970’ lerin ikinci yarısında petrol krizi çıktı. Bu krize keynesyen reçete cevap vermedi. Çünkü sorun arz kaynaklıyda ama keynesyen reçeteler talep kaynaklı reçeteler sundu. Bunun için Keynesyen politikalar stagflasyon olayına çözüm bulamayınca neo – klasik iktisat tekrar öne çıktı. Bu dönemde ABD’ de kâr oranları % 22 den % 11’ e düştü. Neo–klasik iktisata göre devlet piyasaya müdahale etmemeliydi. Çünkü devletin piyasaya müdahalesi piyasa mekanizmasını çarpıtmakta idi.[2] Neo-klasik iktisata göre eşitliği sağlayacak olan devlet müdahalesi değil, rasyonel davranan karar alıcı bireylerin harekete geçirdiği piyasa mekanizmasıydı. Yaşamın tüm alanlarında iktisadi mantığa tabikılan neo-liberal anlayış güçlü olan ayakta kalır prensibine dayalı sosyal darwin bir etiğe sahipti[3].
Bu çerçevede dünya ekonomisiyle entegrasyonlarını Neo-liberal anlayışa göre gerçekleştiren ülkeler gelişecekti. Bu entegrasyon ve dolayısıyla gelişme devlet müdahalesinin en aza indirildiği rasyonel davranan ajanlar aracılığıyla piyasanın sorunsuz işlemesini mümkün kılacak düzenlemelerin gerçekleştirildiği dışa açık bir yapı aracılığıyla sağlanacağı söylemine dayanmaktadır. Bu anlayışın ulusal ve uluslararsı düzeyde gördüğü kabul ²Küreselleşme ² olarak lanse edilmektedir.
Sonuçta 1980’li
yıllarda küreselleşme söylemiyle birlikte deregülasyon (kuralsızlaştırma), liberalleşme
hareketleri ön plana çıktı. Artık bu yıllara gelindiğinde bu akımın baş aktörü
Ç.U.Ş’ ler olmuştur. Ç.U.Ş’ ler kendi ülke sınırlarının sonuna geldiği için
artık daha geniş pazarlara ( dünyaya ) açılmalıydı. Bunun için metaların,
sermayenin, teknolojinin, bilginin dünyada serbest dolaşımı gerekliydi. İşte
bunu sağlamak için atılan en önemli adım 1986 - 1994 Uruguay Kararları ve
sonunda kurulan DTÖ’ dür. DTÖ ile birlikte ÇUŞ’lerin önündeki engeller ( ulus
devlette buna dahildir ) kaldırılmıştır. ( Dünya ekonomisinin küreselleşmesi amaçlanmılmıştır )[4]
Aşağıda bu kararların sonuçlarını ve bu sonuçların
dünya ekonomisine GÜ ve AGÜ’ le etkisi incelenmeye çalışılacaktır.
I - GÜMRÜK TARİFELERİ VE TİCARET GENEL
ANLAŞMASINA GİRİŞ
II. Dünya Savaşından sonra ortaya çıkan dünya ticaretini serbestleştirme eğilimleri günümüzde de hızlı bir biçimde devam etmektedir. Dünya ticaretini serbestleştirme eğilimi; adeta dünyayı tek bir pazar haline dönüştürme amacına yöneliktir. Bu gelişme aynı zamanda ticaretin küreselleşmesidir.
Küreselleşme özellikle 1980 sonu 1990 başlarında çok sık kullanılan bir kavramdır. Küreselleşme sadece ekonomik boyutta değil ayrıca kültür, siyasal, sosyal gibi yönleride bulunur. Ekonomik anlamda küreselleşme üretim, mali ve ticaridir. Ticari küreselleşme diğerlerinden daha eski bir gelişmedir. Bu gelişme 1947’ de GATT çerçevesinde gümrük tarife ve kotaların kaldırılarak uluslararası ticaretin evrensel boyutta serbestleştirilmesi çabası ile başlar.
Bugün GATT’ ın yerini DTÖ almıştır ve DTÖ görev ve kapsam bakımından GATT’ dan daha geniş ve yaptırım gücü daha yüksektir. Şimdi bunları kısaca ele alalım.
1 - GATT
Bir tarife sözleşmesi olan GATT; 1948 yılında faaliyete geçmiştir. Geçici olması öngörülüyordu fakat giderek süreklilik kazandı ve anlaşmanın Cenevrede daimi bir sekreteryası vardır.
GATT; dünya ticaretini serbestleştirme çabalarını üye ülkeler arasında belirli aralıklarla yapılan çok yanlı tarife görüşmeleri yoluyla yürütülmektedir. Görüş tekniği ˝ karşılıklı ödün ilkesine˝ dayanır ve bu ilkeye göre; belirli malların önemli ihracatçısı olan ülke veya ülkeler başlıca ticaret organlarından onlara sattıkları mallar üzerinden gümrük indirimi talep ederler ve karşı tarafta ona kendi mallarından ödün verir. Sonuçta her iki tarafta bir dizi mal üzerinden tarife indirimlerinde bulunur ve dengeli bir pazarlık ortamı oluşur.[5]
GATT amaçlarına ulaşmak için düzenli aralıklarla çok yanlı görüşmeler yapmaktadır. GATT’ ın görüşmelerinin sayısı 8 tanedir.[6] Bunlar:
İlk toplantıdan sonra konular, tarfalar, uygulanan yöntemlerde önemli değişiklikler oldu. Önceleri Dünyadaki ekonomik güçleri temsil etmeleri nedeniyle görüşmelerde öncelik ABD ve Batı Avrupa ülkeri arasında oldu ama daha sonra Japonya’ nın da büyük ekonomik güç olmasıyla oda katıldı. Daha sonraları, bölgesel ekonomik grupların oluşmasıyla bu gruplardan birer temsilci katılmaya başlandı.
Bu toplantıların en kapsamlısı Uruguay görüşmeleridir. Bu görüşmelerde gümrük tarifeleri % 33 aşağı çekildi, tarımıda içine alıcak şekilde tüm sektörlerde sübvansiyonlara son verilecek, az gelişmiş ülkalerin ticarette serbestleşme sürecine girmelerine katılarak bazı tarifelerde indirimde bulunmaları gündeme geldi, piyasa ve fiyat sistemine sadık kalınıp iyileştirmeler yapılacak, miktar kısıtlamaları gönüllü olanlar dahil kaldırılacak, özellikle tekstil alanında kısıtlamalar 1995’ ten itibaren 10 yıl içinde son verilecekti.
2 - GATT’ IN İLKELERİ[7]
Bu ilkeye göre, üye ülkelerden birinin diğer başka bir ülkeye gümrük kolaylıkları sağlaması halinde diğer ülkeler herhangibir yükümlülük altına girmeden aynı kolaylıktan yararlanabilirler.
Bu ilkenin istisnası eğer sözkonusu indirim ve kolaylıklar bir ticaret bölgesi oluşturmak için tanınmışsa ve GATT’ ın prensiplerine aykırı yapılmamışsa üçüncü ülke sağlanan bu faydadan yararlanma hakkı isteyemez.
Temel amacı özellikle ihracatçı ülkelerin ani olarak karşılaşabilecekleri süprizlerin önüne geçmektir. Çünkü ihracatçı ülke rakip veya rakiplerine tanınacak avantajlardan önceden haberdar olup, muhtemel kayıbı önleyebilmektedir ve satıcılar açısından rekabet eşit gümrük yükü temeline oturtulmaktadır.
Dış ticarette koruma; tarifeler ve tarife dışı engellerle sağlanır. Gümrük tarifeleri fiyat mekanizmasını sukut ettirmedikleri için koruma görevini bu mekanizma için de yerine getirirlerdi. Yerli üretici rakip tehlikesini hep hisseder. Çok yüksek olmadıkça yerli üreticinin dinamizmini öldürmez. Ancak korunması gereken sanayiler varsa ozaman kotaya başvurulur. Kotalar içteki üreticiyi rakipsiz bırakan kesin koruma aletidir. Fiyat mekanizması bu aletin uygulandığı piyasalar da arz ve talebi ve maliyetleri büyük ölçüde saptırır.
GATT; uluslararası ticarette fiyat mekanizmasının çalışmasını öne aldığı için, tarife dışı araçlarla ticarette korumacılığa destek vermemiş, makul şartlarda hem korumayı hem de rekabetin sağladığı dinamikleri canlı tutmayı prensip etmiştir.
Koruma bazen koruma savaşına dönüşerek, ticaret hacminin büyük ölçüde daralması sonucunu doğurmakta, bundan dünya refahı büyük darbeler yemektedir ve bunlardan dolayı GATT’ ın getirdiği temel prensip ticaret savaşı değil, müzakereler yoluyla ticaret tartışmalarına ve koruma savaşına son vermektir. Böylece ticaret hacmi daralmayacak ve GATT’ ın dünya ticaretini genişletme prensibi de hayat bulacaktır.
Kennedy ve Tokyo görüşmelerinde tarifeler önemli ölçüde aşağı çekilmiş ama buna rağmen GATT’ ın ruhuna aykırı olsada kota uygulamaları yaygın olarak devam etmiştir. Ticaretin serbestleşme hareketleri bölgesel entegrasyon yoluyla olmaktadır. Bunlar kendi aralarında kısıtlamaların kalkmasını sağlarken, üçüncü ülkelere karşı yeni kısıtlamalar getirmektedir. Dolayısıyla bölgeselleşme yeni korumacılık demektir. Ne varki, GATT iki tür sınırlama getirmiştir. Bunlardan biri, getirilen yeni ve müşterek kısıtlama , GATT çerçevesinde ulaşılan düzeyin üstünde olamaz. İkincisi ise, bölgeselleşmeden diğer GATT üyeleri bilgilendirilmek zorundadır.
GATT başta ABD olmak üzere gelişmiş ülkelerin dünya ticaretindeki eski rollerini muhafaza etmek için kurulmuştur ve yapılan bütün görüşmelerde bunu doğrulamaktadır.Bu durumu sanayileşmiş ve sanayileşmekte olan ülkeler açısından ayrı ayrı değerlendirelim.
SANAYİLEŞMİŞ ÜLKELER AÇISINDAN
Mal ihraç eden gelişmiş ülkelerin hammadde üretimiyle ilgili olarak aldıkları koruyucu önlemlerden dolayı dünya ticareti daralmıştır. Çünkü, talepteki nispetsizliği gidereceği yerde alınan bu tedbirlerden dolayı dünya ticaretinin ve sanayileşmekte olan ülkelerin aleyhine bir hal almıştır. Sanayileşmiş ülkelerde bu şekilde uygulanan koruma politikaları gelişmekte olan ülkelerin hammadde ihracatını azaltmış, dolayısıyla hammadde ve mamül ithalatınıda azaltmıştır. Bunun üzerine gelişmekte olan ülkeler ithal ikamesine yönelmiş ve ekonomi daralmıştır.
Sanayileşmiş ülkeler gümrük indirimlerinden yarar sağlamak bakımından, sanayileşmekte olan ülkelerden daha iyi pozisyondadır. Yapılan çalışmalarda tarife indirimlerinden gelişmiş ülkelerin kazançlı çıktığı ve bu ülkelerin refah düzeyinin yükseldiği görülmektedir. Uruguay görüşmelerşyle sübvansiyon ve fikri ve sınai mülkiyet haklarıyla ilgili getirilen yeni düzenlemeler gelişmiş ülkeleri korumayı ön plana çıkarmaktadır. Yine gelişmiş ülkeler aralarındaki tavizli rejimlerden gelişmekte olan ülkeleri yararlandırmamakta, aralarındaki tarife % 3 – 5’ e çekilirken yeni sanayileşen ülkelere % 25’ lere varan tarifeler uygulanmaktadır.
SANAYİLEŞEN ÜLKELER AÇISINDAN
Sanayileşmiş ülkelerin gümrük pozisyonlarında 5000 – 20.000 türü bulunan ihracatı hemen hemen bütün dünyaya yönelmişken, sanayileşmekte olan ülkelerin dünya düzeyine sattıkları mallar sınırlıdır ve bu malların yöneldikleri pazarlarda belli birkaç pazardan öteye gitmez. Bundan dolayı GATT’ ın dünya pazarını açma görüşünün sanayileşmekte olan ülkeler bakımından geçerliliği yoktur. GATT’ ın serbest ticaret ve ticarette ayrım gözetmeme gibi ilkeleri bu ülkelerin kalkınma amacına ters düşmektedir. Bundan dolayı GATT’ a sanayileşmekte olan ülkeler zenginler kulübü der.
GATT sanayileşmekte olan ülkelerin dünya ticaretinden gerekli payı alabilmeleri için çaba sarfedilmesi gereği vurgulanmakta ise de genel olarak bu ülkelerde kurulan sanayileri koruyucu gümrük tarifeleri konulmasından belirli olarak kaçınılmaktadır.
Sanayileşmekte olan ülkeler ticaretlerinin büyük bir kısmını sanayileşmiş ülkelerle yapmakta ve hem ödemeler dengesi hem de ticaret hadlerini kendileri bozmaktadır.
Sanayileşmekte olan ülkerin mallarının üretilmesinde ucuz emek kullanılarak üretilen mallar iç pazarın doyurulmasına yönelik mallardır. Söz konusu mallar iç talebi doyurduktan sonra bu malların fiyatları düşük olması avantajlarından dünya piyasalarına sanayileşmiş ülkeler girmelerini istemezler. Diğer sanayileşmiş ülkelerde engeller mümkün olduğunca azaltılmakta fakat piyasaya katılmak isteyen fakir bir ülke olduğunda kota duvarıyla karşı karşıya kalmaktadırlar.
Gerçekte GATT kanalıyla gerçekleşen tarife indirimlerinden sanayileşmekte olan ülkeler yararlanamamaktadır. Çünkü verilen tavizler bu ülkenin üretemiyeceği kadar yüksek teknoloji gerektiren malları kapsamaktadır. Söz konusu ülkelerin ihraç etme olanağı bulunan hafif sanayi malları konusunda, sanayileşmiş ülkeler bir ödün vermek şöyle dursun kendi üreticisini korumak amacıyla kota ve benzeri önlemlerle dış ticareti sınırlandırma yoluna gitmişlerdir. Esasen sanayileşmekte olan ülkelerin ihraç ettiği hammaddelerin çoğu sanayileşmiş ülkelere halen gümrüksüz ya da çok düşük tarife ile girmektedir. Böyle oluncada bu ülkelerin tarife indirimlerinden alabilecekleri önlemlerin bir yararı olmayacak hatta zarar edeceklerdir.
Ne Havana ne de GATT sanayileşmiş ülkelerle sanayileşmekte olan ülke ayırımı yapmamıştır. Bu durum geleneksel karşılıklı taviz verme ilkesine bağlıdır. Hammadde ihraç eden ülkelerle mamül ihraç eden ülkelerin durumları göz önüne alınmamıştır. Bu fikir Keneddy görüşmelerinde yumuşatılmaya çalışılsa da istenilen başarı elde edilmemiştir.
GATT kuruluşunun ağırlıklı olarak sanayileşmiş ülkeler tarafından yönetiliyor olması ve o ülkelerin kendi amaçlarına göre hizmet ediyor olmasın sanayileşmiş ülkelerin sanayileşmekte olan ülkeleri sömürmeye yeter. GATT bu açıdan kurtlarla kuzuları adeta yanyana getirmeye çalışmaktadır. Eşit pozisyonda dünya piyasasına çıkılmadığından sanayileşmekte olan ülkelere yapılan tarife müzakerelerinden zaralı çıkmaktalar. Bir kere tarım bütün ülkelerde korumaya tabi olduğundan sanayileşmekte olan ülkeler bu mallara dünya pazarında ancak çok ihtiyaç duyduğu zaman girebilmektedir. Çünkü hammadde ticaretinin çoğunu sanayileşmiş ülkeler kendi aralarında yapmaktadırlar.
II – URUGUAY GÖRÜŞMELERİ VE ALINAN KARARLAR
GATT çerçevesinde 8. çok taraflı ticaret görüşleri ( Uruguay Turu ) 15-20 Eylül 1986 tarihinde Punto Del Este ( Uruguay ) üye ülkelerin ticaret bakanları toplantıya başlamıştır. Bu görüşmelere 15 Aralık 1993’ de uzlaşmaya varılarak sonuçlanmıştır. Dört yıl sürmesi planlanan görüşmeler tam sekiz yıl devam etmiş 97 ay süren ve 125 ülkenin katıldığı Uruguay Turunda alınan karalar üye ülkelerin hükümetleri tarafından 12-15 Nisan 1994 tarihlari arasında Fas’ ın Manakeş şehrine imzalanmış ve nihai senet 1.1.1995 tarinhinde yürürlülüğe girmiştir.[8]
Tur sonuçlarına ve nihai senet hedeflerine göre dünya ticaretinde ciddi bir liberizasyon ve genişleme sağlanmakta, sübvansiyonlar antidamping, gümrük versisi, ticarette teknik engeller ve koruma tedbirleri alanında çok taraflı ilk evre kurallar geliştirmekte, anlaşmanın çözüm mekanizması iyileştirilmekte, ticaretle bağlantılı fikri mülkiyet hakları ve yatırım tedbirleri için yeni kurallar oluşturulmaktadır. Nihai senet hükümlerine göre mal ticaretinde gümrük tarifeleri ortalama % 33 oaranında indirilecek, tarımda ihracat sübvansiyonları ve iç destek seviyeleri aşağıya çekilecek, bir geçiş döneminden sonra dokuma ve hazır giyim sektöründe miktar kısıtlamaları kaldırılacak, gönüllü ihraç kısıtlamalarına son verilecek, hizmetlerde pazara giriş serbestisi sağlanacak, fikri mülkiyet haklarında asgari normlara uyulması sağlanacaktır. Liberal ticaret anlayışına aykırı yatırım tedbirleri ise yürürlülükten kaldırılacaktır. Nihai senet ile sonuçların uygulanmasını yönetmek ve gözetmek için bir DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ ( WORD TRADE ORGANİZATİON – WTO ) kurulmuştur.
Uruguay turu sonucunda imzalana Nihai Senet ile getirilen yeni düzanlemeleri temel başlıklarla incelersek[9]:
Bu maddelere kısaca değinirsek:
1. GÜMRÜK TARİFELERİNDE İNDİRİMLER
Uruguay Raundu Anlaşmasının uygulanması sonucunda tarifelerde gerçekleşerek ortalama indirim oranının yaklaşık % 40’ ı bulacağı GATT sektör yasasınca ifade edilmiştir.
Sanayileşmiş ülkelerde oratlama tarife oranının % 5- 6 olduğu göz önüne alınırsa bu sonucun daha çok AGÜ’ ler açısından anlam taşıdığı söylenebilir. Çünkü farklı gelir ve gelişme düzeyine sahip GOÜ’lerde ortalama tarife oranı 45-50’ lere kadar ulaşabilmektedir.
Uruguay müzakereleri sonucunda GOÜ genel olarak gümrük tarifeleri oranındaki kapsamlı indirimleri onaylamıştır. Tarifelerdeki indirim kadar önemli olan bir başka nokta GOÜ’ lerin anlaşma uyarınca sanayi ürünlerinin % 72’ sin de tarifelerin bağlayıcılığını kabul etmektedir. Uruguay anlaşmasından önce bu oran % 22 idi. Bağlayıcı tarifelerin kapsadığı ürünlerin ithalattaki payı % 14’ den % 60’ a çıkmış olmaktadır. Başka bir deyişle bu ülkeler söz konusu ürünlerde tarifeleri belli bir limitin ötesinde tek yanlı olarak yükseltemiyecektir. Bir bütün olarak sanayileşmiş ülkelerin 1999’ a kadar sanayi ürünlerine uyguladıkları tarifeler- basit ortalama cinsinden- % 6,3’ den % 3,9’ a inmektedir.
2. TEKSTİL VE HAZIR GİYİM
GATT anlaşması çerçevesinde tekstil ve hazır giyimde uygulanan gümrük vergileri ve miktar kısıtlamaları 1995’ den sonraki 10 yıl içinde tamamen kaldırılacaktır. (çok elyaflılar anlaşmasına (MFA) kısıtlamaları kaldırıyor ). Çok elyaflılar anlaşması( MFA ); tekstil ve giyim ihraç eden bir ülke ile bu ürünleri ithal eden bir ülkenin karşılıklı anlaşmaları sonucunda bu ürünlerin kotalar aracılığıyla gönüllü sınırlandırılmasını öngörüyordu. Sektör ürünlerinin GATT’ a entegrasyonu 3 aşamada gerçekleşecektir. 1 Ocak 1995’ de başlayacak ilk aşamada taraflar anlaşmadaki özel listelerde belirlenen ürünleri 1990 yılı toplam ithalat hacimlerinin % 16’ dan az olmayacak şekilde GATT’ a entegre edecektir. İkinci aşama başında ( 1 Ocak 1998 ) bu ürünlerin GATT’ a entegrasyonu 1990 yılı toplam ihracat hacminin % 17’ sinden az olmayacak şekilde gerçekleşecektir.[10]
1 Ocak 2002’ de başlayacak üçüncü ve son aşama da ise, bu oran yine 1990 yılı ithalat hacminin % 18’ inden az olmayacaktır. Geçiş dönemi sonunda 1 Ocak 2005’de tekstil ürünlerinin GATT’ a tamamen entegrasyonu sağlanacaktır.
Kısaca toparlarsak tekstil ve giyim üzerindeki çok elyaflılar anlaşmasına dayanılarak konulan ihracat kotoları 10 yıllık bir sürede daha az kısıtlayıcı tarifelere dönüştürülecek ve bu sure içinde tarifeler % 25 oranında indirilecektir.
3. FİKRİ VE SINAİ MÜLKİYET HAKLARI
Fikri mülkiyet haklarına ilişkin anlaşma Uruguay Raundunun en önemli sonuçlarından biridir. Günümüzde teknoloji transferinin önemli bir boyutunu oluşturan fikri mülkiyet ticari bir sorun özelliği kazanmıştır. En genel anlamda fikri haklar patent, trade-mark, copy-right, lisans ve coğrafi tanımlamalardan oluşur.
Uruguay Turu Nihai Senedi ile halen yürürlülükte buluna GATT kurallarının F.M.H’ nin korunmasına imkan verecek şekilde değiştirilmesi amaçlanırken bu hakların uluslararası ticarete engel oluşturulmaması gerektiğide vurgulanmıştır.Uruguay turu nihai senedindeki dış ticarete ilişkin F.H.M konusundaki Ticaret ile İlgili Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması ( Trade Related İntellectual Property Rights ( TRİPS ), ülkeler arasındaki iç düzenleme farklılıklarını gidermeyi kapsam koruma süresi tanınan haklar ve şekil yönünden hakkın kazanılmasında ortak normları ve asgari standartları sağlamayı amaçlamıştır. Anlaşmaya göre gelecekte fikri mülkiyet haklarının büyük bölümüne (copright ve ilişkili yasalar, trademarklar, coğrafi endikasyonlar, sınai tasarımlar, patentler, entegre devrelerinin topoğrafileri ve ticari sırlar ) yüksek koruma stnadartları uygulanacaktır. Ancak anlaşmanın en önemli noktası akit taraflarının standartların uluslarası planda ve ülke sınırlarında yürürlülüğe konacağını taahüt etmesidir.
Anlaşmanın birinci kısmında genel hükümler ve temel ilkeler yer alır. Buna göre akit taraflar fikri mülkiyet haklarının korunması konusunda diğer taraf uyruklara, kendi uyruğundan olanlardan daha az elverişli bir tutum sergilemeyecektir. Ayrıca taraf bir ülkenin yabancı uyruklu kişilere tanıdığı tüm avantajlar derhal ve koşulsuz diğer taraf ülkelerede tanınacaktır.
İkinci kısım fikri mülkiyet haklarına değinmektedir. Anlaşma ile ne tür markalar korunacak, ticari tasarımlarında hizmet markaları olduğunu ve bu markaların sahiplerine verilecek hakların ne olacağını tanımlamıştır. Anlaşma ticari ve hizmet markalarının kullanımı, koruma şartları, lisans ve yetki verilmesi ile ilgili bazı yükümlülükler getirmektedir.Yabancı markaların yerel markalarla birlikte kullanılması yasaklanmaktadır. Sınai tasarımlar anlaşma çerçevesinden 10 yıl korunacaktır. Korunan tasarımların sahipleri korunan tasarımların kopyası olan bir tasarıma dayanan ya da o tasarımı içeren ürünlerin üretimini, satışını ya da ithalatını engelleyebilecektir.
Anlaşmada tüm teknolojik alanlarda ister ürün isterse işlem halinde olsun tüm buluşların patentlerinin 20 yıl süreyle korunmasını zorunlu kılmaktadır. Telif hakları ise 50 yıl süreyle korunmaktadır.Anlaşmanın uygulanmasının denetimi kurulacak olan bir konseye bırakılmıştır.
Sanayileşmiş ülkelere yasaların trips hükmüne uydurmak için 1996’ ya kadar bir geçiş dönemi tanınmıştır. GOÜ ve piyasa ekonomisine geçiş sürecinde olan merkezi planlı ekonomiler için bu süre 2000 yılında sona ermiştir. En az gelişmiş ülkeler için geçiş döneminin bitiş tarihi 2006 yılı olup belli koşullarda uzatmak mümkündür.[11]
F.M.H için bu saydığımız önlemlerin GOÜ için yaratacağı açık dezavantajlar vardır. Bunların başında GOÜ’ lerin patent ve telif gibi F.M.H’ larına bakmazksızın bu bilgileri kendilerine transfer etmeleri yolunun kapanması gelmektedir. Anlaşmaya göre bilgisayar programları 50, patentler 20, iletken devrelerin çizimide 10 yıl koruma altına alınmaktadır. Bir başka dezavantaj ise GOÜ’ lerde ortaya çıkabilecek fiyat artışlarıdır. Bu fiyat artışı öncelikle patentlerin korunma altına alınması sonucunda, ÇUŞ’ ların sentezini gerçekleştirdiği ilaçların kopya edilmesi olasılığına kalkması ile ortaya çıkacaktır.
4. TARIM SEKTÖRÜ
Tarım ürünleri hiç kuşkusuz Uruguay Raundundaki en tartışmalı bölüm olmuştur. Tarımsal mallar 1960’ lardan beri GATT’ ın dünya ticaretinin serbestleştirilmesi gündeminin büyük ölçüde dışında tutulmuştur. Bu alanda liberizasyon başta ABD olmak üzere Cairns grubu olarak anılan ülkelerin ( Avusturya, Kanada, Macaristan bazı Asya ve Latin Amerika Ülkeleri ) en ısrarlı konulardan olmuştur. AB’ nin hayli korumacı Ortak Tarım Politikası müzakerelerinin uzamasına ve zaman zaman kitlenmesine yol açmıştır. ABD tarımsal mallara ilişkin olarak ithalatın önündeki engellerin, yerli ürünlere sağlanan desteklerin ve ihracat sübvansiyonlarının 2000 yılına kadar kaldırılmasını talep etmiştir. Bu tutum ABD’ nin tarımsal ürünleri ticaretinde 1981 yılında 24,7 milyar $ olan fazlasını 1985’ de 7,6 milyar $’ a inmesinin sonucudur. AB’ nin buğday ihracatındaki payı aynı dönemde sağladığı sübvansiyonlarla % 12’ den % 17’ ye çıkarken ABD’ nin payı % 50’ den % 25’ e inmiştir.
Uruguay müzakereleri sonucu imzalanan tarım anlaşmasının önemli noktaları;[12]
– Tarım ürünleri ticaretinde sanayileşmiş ülkeler 2001, GOÜ 2005 yılına kadar tüm tarife dışı engelleri gümrük tarifelerine dönüştürecektir. En az gelişmiş ülkeler bu uygulamanın dışında tutulmuştur.
– Aynı dönemde tarifeler sanayileşmiş ülkelerde ortalama % 36, GOÜ’lerde %24 oranında düşürülecektir. Tarife indirimi her ürün için en az % 15 olacaktır.
– Özel koruma hükmü çerçevesinde ek gümrük vergileri uygulanabilecektir. Ek tarife uygulaması ithalat hacminin belirlenmesi, ithalat tavanlarını aşması ya da ithalat fiyatının 1986-1988 ortalama referans fiyatıyla ifade edilen teşvik fiyatın % 10’ undan düşük olması. Bu maddedeki istisna bu kuralın çiğnenmesine dayanak oluşturmuştur.
– Sanayileşmiş tarıma sağladıkları toplam desteği 1986-1988 baz dönemine göre 6 yılda % 20, GÜ ise % 13.3 oranında azaltılacaktır. Üretim değerinin sanayileşmiş ülkelerde %5, GOÜ’ lerde % 10’ unu aşmayan iç destekler azaltılmayacaktır.
– Bazı iç destek türleri indirim taahhütlerinden muaf tutulmuştur. Muaf tutulan iç destek önlemlerinin ticaret çarpıtıcı bir etkiye ya da üretim üzerinde bir etkiye ya hiç ya da minimal düzeyde sahip olması gerekmektedir.
Bir bütün olarak ele alındığında tarım ürünlerinin ticaretinin liberizasyonunun birçok alandan yarım kaldığı söylenebilir. Referans dönemlerinin tanımlanması, bazı sübvansiyon türlerinin kapsam dışında bırakılması, çeşitli koruma mekanizmalarının anlaşmaya dahil edilmesi sonucunda korumacılığın radikal anlamda azaltılması şimdilik beklenmemektedir.
5. HİZMETLER SEKTÖRÜ
GATT sadece mal ticaretinin düzenlenmesi hizmet sektörü sistem dışında bırakılmıştır. Son yıllarda teknoloji ve bilişim sektöründeki yeniliklerin katkılarıyla bu sektör büyük gelişme göstermiş ve hizmet ticareti önemli artışlar göstermiştir. 1994 yılında 1.030 milyar $ olan hizmet ticareti 3.580 milyar $ olan dünya mal ticaretinin % 30’ una ulaşmıştır. Bazı hizmetler diğer malların üretimi ve ihracatı için vazgeçilmez bir nitelik kazanmış mal ve hizmet ticareti iç içe girmiştir. Fakat ülkelerde hizmetlerle ilgili milli mevzuatlar çeşitli kısıtlayıcı hükümlerle doludur. Konu küreselleşme önündeki engellerin kaldırılması, sermayenin hareket alanının arttırılması olduğu için bu konunun Uruguay Raundunda görülmesi gayet doğaldır.
Uruguay turu öncesinde dünya ekonomisinde bankacılık, sigortacılık, taşımacılık, turizm ve haberleşme hizmetlerini düzenleyen uluslararası ticaret kuralı yoktu. Ülkeler bu sektörleri dış rekabetten kendi mevzuatlarına göre koruyorlardı. Hizmetler sektörü ile ilgili olarak uruguay turunda alınan kararlar sonucunda anti damping tedbirleri ve milli ayrıcalık gözetmeme prensiplerinin bu sektörlerde uygulanması konusunda anlaşmaya varılmıştır. ABD ve AB arasında uzlaşmaya varılmadığı için mali hizmetler ve deniz taşımacılığı hakkında anlaşmaya varılmamıştır. Ayrıca başta ABD olamka üzere dünyada hızla büyüyen film, müzik ve diğer eğlence sektörleri konusunda anlaşmaya varılmamıştır.( Bunlar GATS’ a kalmıştır ). Uruguay turu sonunda Trips ve Trimler uluslarası kurallara bağlanmış ve uluslarası denetim altına alınmıştır.Uruguay müzakereleri öncesinde ve sonrasında sanayileşmiş ülkelerin ve en başta ABD’ nin hizmet ticaretinin GATT kapsamına alınması konusunda ısrarcı olduğu görülmüştür. Brezilya, Hindistan gibi bir kısım GOÜ hizmet ticaretinin liberalizasyonunun yerli hizmet dallarının gelişmesine son vererek kendilerini bu alanda dezavantajlı koruma getireceği görüşünden hareket etmişleridir.
Uruguay görüşmelerinin önemli bir özelliği kısaca GATS olarak anılan Hizmet Ticareti Anlaşmasının üç kısmı vardır. 1. kısmı; bir tarafın topraklarının diğer tarafın topraklarına sağlanan hizmetleri ( turizm ) bir tarafa ait kuruluşların başka tarafın topraklarında sağladığı hizmetleri ( bankacılık ) bir tarafın vatandaşlarının başka tarafın topraklarından sağladığı hizmetleri ( inşata programı danışmanlık ) kapsar. 2. kısmı; genel yükümlülükleri ve ilkeleri belirler. Esas olan en çok kayrılan ülke yükümlülüğüdür. Taraflardan herbiri birtarafın hizmet sağlayanlarına birbaşka ülkenin benzer hizmeti sağlayanlarından daha az kayrılan bir statü uygun görmez. En çok kayrılan ülke prensibinin her hizmet faaliyeti için mümkün olmayacağı bilindiği için taraflar özel istisnaları gösterebilirleri bu tür istisnaların şartları 5 yıl normalde 10 yıllık süre içinde gözden geçirilecektir. 3. kısım; genel yükümlülük olmayan fakat milli programlar çerçevesinde taahhüt edilmiş olan milli işlemler ile girişler konusunda hükümleri içerir. Böylece piyasaya grime durumunda tarafların herbiri diğer tarafın hizmetlerine ve bu hizmeti sağlayanların kendi programında anlaşmaya varılan ve belirlenen kısıtlamalar ve şartlar çerçevesinde sağlanandan daha az kayrılan bir statüyü uygun görmeyecektir. Piyasaya giriş hükmünün amacı hizmet sağlayanların sayısında ve toplam değerinde toplam hizmet işlemlerinin ya da istihdam edilen personel sayısında yapılan kısıtlamaları zaman içinde ortadan kaldırmaktır.
6. ANTİ DAMPİNG
GATT çerçevesinde ülkeler haksız rekabeti önleyebilmek için anti damping vergilerine başvurma hakkına sahiplerdir. Buna rağmen ülkelerin dampinge karşı tutumlarının saklı bir korumacılık uygulaması olarak belirmesi, damping olayının araştırıması için açık kuralların konulması gereğini ortaya çıkarmıştır. Bu sebeple damping ve sanayi sektörüne zararların belirlenmesi için kesin kritereler belirlenecek, dampinge karşı uygulanacak vergiler Uruguay Nihai Senedinin yürürlülüğe girmesinden 5 yıl sonra hükmünü kaybedecek, anti damping vergisinden kaçmak için üretim yerini değiştirenlere uygulanacak kurallar belirlenecektir.
7. DEVLET YARDIMLARI
Haksız rekabeti önleyici tedbirler çerçevesinde ithalatçı ülkeler, devlet teşvikleri ile yapılan ihracata karşı anti sübvansiyon vergileri ( telafi edici vergiler ) ile korunmaktadır. Uruguay turu sonunda bu vergiler konusunda yeni düzenlemeler yapılmıştır.
– Uluslarası ticareti etkileyen hertürlü sübvansiyonlar ve telafi edici tedbirlere ilişkin tüm GATT disiplinlerinin güçlendirilmesine imkan tanımak.
– Bu disiplinlerin iyileştirilmesi yönünde gelişimin dengeli olmasını gözetmek.
Bu kapsamda devlet yardımlarının yasal olup olmadığının belirlenmesine, bunlardan birkısmının yasaklanmasına, diğer kısmına ise uluslararası rakabete zarar vermediği sürece izin verilmesine karar verilmiştir. Sübvansiyon tanımı ayrıntılı olarak ele alınmış ve bazı sübvansiyonlar kesin olarak yasaklanmıştır. GOÜ’ ler için ( sözde ) lehte ve farklı muameleyi içeren hükümlere yer verilmiş bu ülkelerin mevcut sübvansiyonlarını 8 yıl içinde kaldırmaları öngörülmüştür. Burada dikkat edilmesi gereken alınan kararların GÜ’ler lehine olduğudur. ( mesala tarım ürünlerinde rekabet avantajı AGÜ’ lerde olduğu halde bu alanlarda başta AB olmak üzere GÜ’ lerin kendi üreticisine sübvansiyonları artarak devam etmektedir ) . Ama sanayi ürünlerinde AGÜ’ ler dezavantajlı olduğu halde sübvansiyonlar kaldırılsın diye bastıran yine aynı GÜ’ lerdir.
8. KORUMA TEDBİRLERİ
Koruma tedbirleri ülkelerin kendi sanayilerin de önemli bir zarar tehditi yaratan ithalatlara karşı kullandıkları araçların başında gelmektedir. Özellikle ABD ve AB yeni sanayileşmiş ülkelere gönüllü ihracat kısıtlamaları uygulamaktadır( özellikle tekstil ve tarım ürünlerinde ). Bir üye bir malın artan miktarda ülkesine ithal edildiğini ve bu ithalatın yerli sanayine ciddi zarar verdiğini belirlerse bu anlaşmada belirlenen kurallara uygun olarak koruma tedbirleri uygulayabilmektedir. Ciddi zarar ifadesinden söz konusu yerli sanayi dalında genel ve belirgin bir bozulma olduğu anlaşılmaktadır. Koruma tedbirleri ithal edilen malın kaynağına bakılmaksızın ve düzeltilecek boyutta uygulanabilecektir.
Uruguay kararları sonunda koruma tedbirleri 4 yıldan fazla sürmeyecek ve kademeli olarak ortadan kalkacaktır. Gizli teşvik ve koruma tedbirleri ortadan kalkacak ve gelecekteki kullanımlarıda engellenecektir. Bu yine sanayi gelişmesi olan AGÜ için elini kolunu bağlayacak bir önlem olup sanayileşmelerini tamamalamadan pazarlarını GÜ’ ler anların ÇUŞ’ larına açması sonucunda bağımlılıklarını arttırmalarına yol açar.
9. KAMU İHALELERİ
Uluslararası kamu ihalelerinin kapsamı çeşitli hizmetleri kamu işlerini bölgesel ve yerel yönetimlerin ihalelerini ve kamu hizmet kurumlarınıda içine alacak şekilde genişletecektir. Bu uygulama sonucunda 1990 yılında 32 milyar $ olan ihaleleri pazarına 100 milyar $’ ı aşması beklenmektedir. GATT hükümlerine göre 130.000 SDR’ nin üzerindeki her kamu alımında ihale yapılması şartı vardır. Uruguay Turu Nihai Senedi kamu alanlarını uluslararsı kurallara bağlamış, bu kurarlar bütün üyeler için zorunlu olmuştur.
Buraya kadar iyi görünüyor ama kuralları açtığımızda mesela; inşaat ihalelerine katılacak firmaların yüksek teminatlar göstermesi, daha önce büyük işler yapması gerekir ve bu durumda uluslarası konsorsiyumlar ve içerde de sadece çok büyük gruplar ihale alabilir. Bu AGÜ’ lerde içerdeki küçük ve orta boy sermaye için büyük olumsuzluktur. Ama sistemin mantığına uygundur.
10. DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ
Uruguay turu sonunda DTÖ uluslararsı mal, hizmet fikri ve sınai mülkiyet hakları ve ortak uyuşmazlık süreçlerini oluşturan en önemli dünta ticaret kurumu haline gelmiş ve Uruguay turu kararlarını uygulayan bir kurum haline gelmiştir.
III - DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ ( DTÖ )
Aslında uluslararası ticarette bir organ oluşturma projesi 1944 yılına dayanır ve ilk teşebbüs Uluslararası Ticaret örgütü olan ve kısaca İTO denen kurumdur. Ancak 1947 GATT’ ın kurulmasıyla bu teşebbüs akim kalmış ve 1995 yılında faaliyete geçen DTÖ adıyla vücut bulmuş bir organdır.
DTÖ, Uruguay görüşmeleriyle oluşturulan ve dünya ticaretini serbestleştirme çabalarını sürdürmak üzere GATT anlaşmasını değiştirip geliştirerek oluşan bir kuruluştur. Yani, DTÖ’ nün yasal dayanığı geliştirilmiş biçimiyle yeni GATT sözleşmesidir. DTÖ’ nün amacı Dünya ticareti ve refahını geliştirme, ticaretin GATT 1947 ile getirilen ilkelerini korumak ve az gelişmiş ülkeleri dünya ve iktisadi ilişkilere katmaktır.
GATT geçici bir anlaşma olarak ortaya çıkmıştı ama ilke olarakta sanayi malları üzerindeki dünya ticaretini serbestleştirmeye yönelik çalışmalar yapmıştır. Oysa , DTÖ yasal zemine oturtulan, yaptırım gücü yüksek, sanayi mallarıyla birlikte tarım, tekstil, fikri mülkiyet ve hizmetler ticaretinin serbestleşmesinide içeren bir kuruluştur.
Uruguay toplantılarında GATT sözleşmesinde değişiklik yapılmış ve yeni çıkan anlaşmaya GATT 94 denilmiştir. Bu sözleşme GATT 47’ den daha geniş kapsamlıdır. DTÖ’ nün Dünya ticaretini serbsetleştirme amacına ulaşması için üye ülkelerin ortak çıkar ve karşılıklı olma ilkeleri doğrultusunda hareket ederek, dış ticarette her türlü engeli ve farklı işlemleri kaldırmaları öngörülür.Ticareti daraltan hertürlü engelin kaldırılmasından, ithalat ve ihracatta uygulanan tüm vergi dışı engellerin önce tarifeye, sonrada bu tarifelerin kaldırılması anlaşılır.
DTÖ’ nün faaliyetlerine bakarsak:[13]
1 – GATT ‘tan devralınan anlaşmaların uygulanması, yönetimi ve işleyişinin sağlanması.
2 – Çok yanlı ticaret görüşmeleri için bir forum oluşturma, ticareti serbastleştirme çabalarına yeni alanlar katmaktır.
Yani örgütün sanayi ürünlerinin yanında tarım, tekstil ve hizmetler ticaretini serbestleştirip ticaretle ilgili sınai ve ticari mülkiyeti korumaktır.
3 – Üyeler arasında çıkabilecek anlaşmazlıkları hemen ve köklü biçimde çözerek arabuluculuk görevi üstlenmesi.
Bu madde GATT 47 kapsamında da yer almakta ve oldukça etkisiz kalmaktadır.
DTÖ anlaşmazlıkların giderilip, etkin karar almak için ‘Anlaşmazlıkların Çözümü Organını ’ kurmuştur.
4 – Üyelerin dış ticaret politikalarını kontrol edip gözden geçirmek
5 – Sürekli bir kurumsal yapı olarak IMF, Dünya Bankası gibi kuruluşlara yakın işbirliği yapmak böylece global ekonomi politikalarının oluşturulmasında daha etkin olur.
6 – Uluslararası ticaret sisteminin faydalarından yararlanmak için gelişmekte olan ülkeler ve dönüşüm ekonomilerine yardımcı olmak.
Uluslararası ticaret ayrımcılığını ortadan kaldırmak için iki tane önemli kural var. Bunlardan birincisi; En Çok Kayrılan Ülke kuralı; bir üye ülkenin diğer ülkenin mallarının ithalatıyla ilgili olarak ona verdiği ödünden ya da kolaylıktan ayrım yapmadan diğer bütün ülkelerede yapmasıdır.
İkincisi ise ulusal işlem kuralıdır; buna göre yurt içinde uygulana vergi ve diğer müdahalelerde yerli yabancı mallar arasında fark gözetilmemesidir.
Sonuçta uluslararası ticaretin serbest kalmasıyla tüm ülkeler yarar sağlayacak ve ticaretlerinin hacmi genişlemiş olacaktır.
IV - MAİ ( ÇOK TARAFLI YATIRIM ANLAŞMASI )
MAİ, ülkemizinde üyesi bulunduğu Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Teşkilatı (OECD ) içerisinde 1995 yılından bu yana gizli görüşmelerle geliştirilen ve 1998 yılında imzalanması planlanan ancak, 70 ülkeden 1000 ‘in üzerinde sivil savunma örgütünün ortak karşı duruşu, çalışmaları ve eylemleri ile şimdilik imzalanması engellenen Çok Taraflı Yatırım Anlaşmasının İngilizce adının kısaltılmasıdır. Başka bir deyişle, Ulusötesi sermayenin kendi yarttığı ya da kurduğu Sanal Devlete Anayasa oluşturma çabasıdır.
1 - MAİ NELERİ KAPSAR
MAİ’ nin kapsamı
dışında kalan hemen hemen hiçbirşey yok gibidir. 200 sayfayı aşkın anlatma
metninde kullanılan terimler son derece genel, esnek ve yoruma açık.[14]
Anlaşmanın en temel maddelerinin başında ‘ Ülkelere yapılacak yabancı sermaye
yatırımlarına hiçbir şekilde yerli sermayeden daha az avantajlı olanaklarından
sağlanamayacağına ilişkin hükümdür.’
Yine anlaşmanın en önemli hükümlerinden biri ulus devletinin zarara uğrayan ulus ötesi şirketlerce ava edilebileceğinin ve bu davaların yine uluslarası tahkim kurullarında görüleceğini, dava sonucu ulus ötesi şirketlerin devletlerden para alabileceklerini öngörür. Ancak devletin ya da yurttaşların ulusötesi şirketlere karşı dava açma hakları yoktur.
Uluslararası tahkime bakacak olursak, tahkim müessesesinde uyuşmazlık genel olarak üç kişilik bir komisyon tarafından çözümlenir. Bu komüsyondan biri davacı, biri davalı diğeride davalı ve davacının mutabık kıldığı bir hakemdir. Hakem üyelerinin hukukçu olması gerekmez ve hakem seçimi Dünya Bankasının Yatırım ve Ticaret uzmanları listesinden yapılır. Hakemlik müessesesinde uyuşmazlık çözümü için tek ve temel ölçü taraflar arasında yapılmış olan anlaşma ya da sözleşme koşullarıdır. Sözleşme dışında hiçbir ulusal ve uluslararası hukuk normları dikkate alınmaz ve hakemlik müesseseleri her davada farklı bir sözleşmeyi ele aldığı için, evrensel ve değişmez bir hukuk kuralları oluşturulmaz. Hakemler uyuşmazlık çözümlerinde tarafların sözleşme ya da anlaşma koşullarına uyup uymadıklarını inceler ve karar verirler. Hakem heyetinin karar alma sürecinde ve şirketlerin taraf olduğu anlaşmalar esas olduğundan, ulusal hukuk normları ile insane, emek ve çevre hakları bu anlaşmalarda yer almadığı için hakem komisyonlarının yegane bakış açısıda şirket haklarının ve kârlılığının korunması olmaktadır. Hakemlerin aldıkları kararlar kesindir ve tarafların bir üst hakeme gitme hakları yoktur. Bu durumda uluslararası hakemlik müessesesinin çağdaş hukuk ile ilgisi yoktur.
Uluslararası tahkim asla bir mahkeme ve hukuk değildir. Ülkemizde uluslararsı tahkim uluslararsı makheme ve bir çağdaş hukuk kurumu gibi gösterilir ancak uluslararası tahkimin hukuk normları ile hiçbir ilgisi yoktur.
Uluslararası tahkim işleyiş biçimi 3 şekilde olur:[15]
1 – Şirketten Şirkete İşleyen Tahkim Mekanizması : İlk uluslararsı hakemlik müesseseleri, şirketler arası ihtilafların süre uzaması ve tarafların kâr kayıplarının önlenmesi için oluşturulmuştur. Genellikle uluslararası iş yapan şirketler arası sözleşmelerde ihtilafların çözümü için tahkim müessesesi kabul edilmiştir.
2 – Devletten Devlete İşleyen Tahkim Mekanizması : Devletlerarası işleyen tahkim mekanizması, devletlerarası ikili, bölgesel veye küresel anlaşmalar kapsamında ortaya çıkan ticari uyuşmazlıkların çözümleme şeklidir. Ancak bu anlaşmalar devletler tarafından imzalandığı halde özel sektörü etkiliyor ve imzalayıcı devletin haklarından dolayı bir şekilde zarar verir.
3 – Şirketten Devlete İşleyen Hakemlik Mekanizması : Bu hakemlik müessesesi ilk geniş uygulama imkanı ABD, Kanada ve Meksika arasında 1994 yılında imzalan Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması ( NAFTA ) ile buldu. Daha sonra ise MAİ’ nin en önemli bölümünü oluşturdu. MAİ anlaşmasında şirketten devlete işleyen tahkim mekanizması tek yönlü bir işleyişe sahiptir ve yalnızca şirketlerin devletleri hakeme götürme hakkı vardır. Devletin ya da yurttaşların hakeme gitme hakkı yoktur. Bura da, hakemlik müessesesi yalnızca şirketlerin haklarını ve kârlarını güvence altına alan, ulusal yargı ile evrensel kabul görmüş hukuk kurallarını yoksayan ve şirket kârlarını kamu yararından üstün gören bir anlayışın ürünüdür.
Bir örnek vermek gerekirse, Meksika’ dan tütün ihracatı yapan ABD’ li CEMSA şirketi Meksika hükümetinin tütünde tekelciliği önlemek amacıyla çıkardığı vergi yasasını NAFTA – tahkim mekanizmasına taşıyarak Meksikadan 50 milyon $ tazminat talebinde bulunuyor. Tazminat tutarını ödemek istemyen Meksika hükümeti ise çıkardığı yasadan vazgeçip tekelcilere göz yunmak zorunda kalıyor. Böylece ulusötesi sermaye şirketlerinin yer küredeki toplumlara ve bu toplumların oluşturdukları ulus devlet yapılarına yönelik topyekün bir saldırıyı başlattıkları açıktır. Ulusötesi şirketlerin az gelişmiş ülkelerde yatırım yapması için öne sürdüğü koşul tüm yasama ve işletme aşamalarındaki uyuşmazlık uluslararası tahkim yolu ile çözümlenmesine dayattırıyorlar. Bunun amacı ulus devlet yapısını kendi amaçları için parçalayıp, etkisizleştirmek ve sonsuz bir şekilde dayatabilmek için ikili anlaşmaları isterler.
MAİ’ nin aldığı kararlar genelde gelişmiş ülkelerin lehinedir. ABD aleyhine verilen karar yoktur. Bundan dolayı DTÖ başkanı MAİ sermayenin anayasasıdır diye boşuna dememiştir.
V - SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
Uruguay Raundu Nihai Senedinin kapsadığı çok sayıda anlaşmanın öngördüğü en önemli sonuçlar şaöyle özetlenebilir:
– GATT sekretaryasına göre tarifelerde % 40 oranında indirim gerçekleşecektir
– Tarımsal mallarda tarife dışı önlemler tarifelere dönüştürülecek, devlet bütçelerinden tarıma ayrılan destekler ve ihracata uygulanan sünbvansiyonlar azaltılacaktır
– Sanayileşmiş ülkelerin talepleri doğrultusunda fikri mülkiyet haklarının korunması, güvence altına alınmaktadır
– Tekstil ve giyim ticaretinde tüm miktar kısıtlamaları 10 yıl içinde ve üç aşamada kaldırılacak ve tekstil ticareti GATT’ a entegre edilecektir
– Başta dış ticareti dolaysız etkileyenler olamak üzere sübvansiyonlara yeni kısıtlamalar getirilecektir
– Özellikle sanayileşmiş ülkeler açısından önem taşıyan uluslarası hizmet ticaretinin liberizasyonu için çok yanlı ticaret kuralları ortaya konacaktır
– Damping ve sübvansiyonlu ihracata karşı oluşturulmuş olan GATT hükümleri bunların korumacı amaçlar doğrultusunda keyfi kullanımı engellemek için daha spesifik kurallara bağlanmaktadır
– Korunma anlaşmasıyla tarafların uygulanacağı korunma hükümlerine biçim ve süre cinsinden sınırlar getirilmektedir
– Bir dünya ticareti örgütü kurulması öngörülmektedir. Bu ürgüt bugüne kadar GATT’ ın sahip olduğundan geniş yetkilere ve yaptırım gücüne sahip olacak, ülkelerin dış ticaret politikalarının GATT ve onun çerçevesinde imzalanmış anlaşmalara uygun olduğunu denetleyecek ticari uyuşmazlıkları çözümünde aktif rol olacaktır.
Bu sonuçları giriş kısmında bahsedilen dünya ekonomisinde özellikle 1970 sonrası başlayan 1980 ve 1990’ larda hızlanan ve adına çoğu yerde küreselleşme denen olguyla beraber düşünürsek resim daha net oluşur.
Bu raundda alınan kararlar sanayileşmiş ülkeler lehine AGÜ’ ler aleyhinedir.
Tablo 1: Gelişme Yolunda Ülkelerde Yapılan İthalatta Ortalama Gümrükleri ( % )
|
İTHAL KAYNAĞI |
ORTALAMA ORAN |
İNDİRİM ORANI |
|
|
URUGUAY ÖNCESİ |
URUGUAY SONRASI |
||
|
TARIM
ÜRÜNLERİ |
|
|
|
|
Kanada AB Japonya ABD TROPİKAL TARIM ÜRÜNLERİ Kanada AB Japonya ABD TEKSTİL VE
HAZIR GİYİM Kanada AB Japonya ABD |
7,6 23,5 19,5 9,1 1,2 17,4 17,4 2,1 22,1 11,9 11,7 18,7 |
4,9 16,9 14,9 7,0 0,6 10,0 10,9 1,2 15,6 10,1 7,9 16,9 |
35 28 24 23 50 42 37 43 29 15 32 9 |
|
DERİ VE
AYAKKABI Kanada AB Japonya ABD TÜM
SEKTÖRLER Kanada AB Japonya ABD |
19,8 9,1 13,3 9,6 12,4 9,8 7,4 7,6 |
15,0 7,8 11,5 9,1 7,4 6,9 4,7 5,5 |
24 14 13 5 40 30 36 27 |
Kaynak : UNCTAD 1994 S/36-37
Sanayileşmiş ülkelerin sanayi ürünlerinde yapacakları en büyük tarife indirimleri günümüzde nispeten düşük tarife uygulanan mallarda ( tropikal sanayi, kereste, kağıt, mobilya, metal maden ürünleri gibi doğal kaynaklara dayanan ürünler ) yoğunlaşmaktadır. Hassas mallar ( takstil, hazır giyim ) için yapılan indirimler daha sınırlıdır. Bunu yukarıki tablodan daha rahat izleyebiliyoruz. AGÜ’ lerin rekabet avantajı olan tekstil, hazır giyim, deri, ayakkabı gibi ürünlerde tarife indirimleri düşük düzeydedir.
Diğer taraftan sanayileşmiş ülkelerin sanayi ürünlerinde uyguladığı Gümrük indirimlerine bakarsak;
Tablo 2 : Sanayileşmiş Ülkelerin Sanayi Ürünlerinde Uyguladığı Gümrük İndirimleri
|
İTHAL KAYNAĞI |
İTHAL DEĞERİ ( $ MİLYAR ) |
URUGUAY ÖNCESİ |
URUGUAY SONRASI |
İNDİRİM ORANI |
|
SİNAİ
ÜRÜNLER ( Petrol Hariç ) |
|