Ana Sayfaya dönmek için yukaridaki menunun ikinci maddesini seçebilirsiniz

 

İTHAL İKAMECİ SANAYİLEŞME MODELİ                          

İthal ikamesi daha önce yurt dışından ithal edilmekte olan malların, uygulanan koruyucu ve özendirici önlemlerle yurt içinde üretilmesini öngören bir sanayileşme modelidir . Yani en basit tanımıyla ithal ikamesi toplam arz içindeki ithalat payında meydana gelen değişmelerdir. Buna göre toplam arz içinde ithalat oranı azalıyorsa ithal ikamesi yapılıyor, artıyorsa yerli üretim ithalatla ikame ediliyor demektir .

İthal ikamesi politikalarında amaç yerli üreticiyi dış rekabetten korumaktır. İthal ikamesi belli bir mal için yapılabileceği gibi belli bir sektör ya da tüm ekonomi için uygulana bilinir.

Taner Berksoy'un sınıflandırdığı tarzda ithal ikamesini üç sınıfa ayırabiliriz.
1. Doğal İthal İkamesi:
İthal ikamesinin bu türünde daha önce yurt dışından ithal edilen ürünlerin üretilmeye başlanması ekonomiye bu yönde özel bir müdahale sonucu ulaşmamış tersine ekonominin doğal koşulları sonucunda ortaya çıkmıştır.
2. Uyarılmış İthal İkamesi:
Uyarılmış ithal ikamesi ise siyasi ve ekonomik tercihler arasına yapılmış planlı ve bilinçli bir ithal ikamesi türüdür. Bunda yerli üretim devlet tarafından özendirilecek ve dolayısıyla ithalat seçilen alanlara ikame edilecektir.
3. Rasgele İthal İkamesi:

Rasgele ithal ikamesi daha önce ele aldığımız ithal ikamesi türlerinin bir karışımı olarak karşımıza çıkar. Uyarılmış ithal ikamesinde olduğu gibi devlet müdahalesi söz konusudur. Ancak bu müdahale uyarılmış ithal ikamesindeki gibi planlı ve bilinçli bir süreci içermez. Doğal ithal ikamesinde olduğu gibi başka amaçların gerçekleştirilmesi sonucu ortaya çıkmış süreçtir. Az gelişmiş ülkelerde görülen ithal ikamesi biçimi daha çok rasgele ithal ikamesi biçimidir.

İthal İkamesi Politikasının Uygulama Biçimleri
   
İthal ikamesinin bir strateji olarak ortaya çıkışının kökenlerinde tarıma ve tarımsal ürünlere dayalı bir ekonominin, bu çerçeve de yürüyen sermaye birikimi sürecinin çıkmazı ve darboğazları yatar. Savaşlar , dünya ekonomisinin uzun dönemli bulanımları ve bunlarla ilişkili olarak veya bunlardan bağımsız olarak ortaya çıkan döviz darboğazları ithal ikamesinin başlaması, yerleşmesi ve sermayenin değişik kesimleri tarafından kabullenilmesi için gerekli ön koşullar yaratmıştır.

İthal ikamesi politikasının başarısı üç aşamada gerçekleşir. Bu aşamalar tüketim malları kesiminden başlayarak ara malları ve oradan da yatırım malları üretimine doğru devam eder.

Uygulamada ithal ikamesine genellikle, tüketim malları endüstrilerinden başlanması rastlantı değildir. Çünkü bu alanlarda önceden hazır bir iç talep vardır. Ayrıca bu endüstrilerde kurulacak olan firmalar yoğun bir sermaye ve ileri teknolojiye ihtiyaç göstermezler . Tüketim mallarından ara mallarına ve sermaye mallarına doğru yapısal değişmeyle birlikte sanayinin ileri teknoloji ve daha yoğu sermaye gerektiren mallar yönünde geliştirilmesi amaçlanır.

İthal ikamesinin ilk aşaması yurt içi piyasa kapasitesinin sınırına ulaşılmasıyla sona erer. Bundan sonra ikinci aşamaya yani ara malları üretilmesi aşamasına geçilir. İthal ikamesinin başarılı olabilmesi için her aşamanın zamanında tamamlanıp bir sonraki aşamaya geçilmesi gerekmektedir. En zor aşama üçüncü aşama olan sermaye mallarının üretim aşamasıdır. İthal ikamesine dayalı kalkınma planı tercik eden ya da uygulamak zorunda kalan ülkeler bu aşamaya geçene kadar ithalata bağımlı kalmak zorunda kalmışlardır. Birinci ve ikinci aşamada (özellikle birinci aşama) üretimin devamı için özellikle sermaye mallarının ithalatı zorunlu olmaktadır. İkamenin nihai tüketim mallarıyla sınırlı kaldığı durumda ithalat programı mevcut üretimin devamını gerektiren ithal girdilere bağlı kalacaktır. Bu durumda yatırımlar için gerekli sermaye mallarının ve yeni ürünlerin ülkeye girmesi için kaynaklar ayrılamayacaktır. Bu durumda yapılacak şeyin ilk aşamasının erken tamamlanıp ara ve sermaye mallarıyla ilgili ithal ikamesine hemen başlanmasıdır.

Genel Hatları ile Devletin Koruma Alanları


Bu politikaları uygulayan ülkeler yerli üretimi ve buna bağlı olarak iç fiyatları, dış üretimden ve dış fiyatlardan sorumlar. Uygulanan yüksek koruma önlemleri dolayısıyla iç fiyatlarla dış fiyatların ilişkisi kaybolur. Devlet bunun için gümrük tarifeleri, ithalat kotaları, kambiyo denetimi ve ithalat yasakları gibi araçlar kullanır.

Bu modelde yüksek değerli kur politikaları kullanılır. Bu politika ithal ikamesinin önemli bir parçasıdır. Buna göre devalüasyon hızı bilinçli bir politika ile ve diğer ülkelere göre enflasyon hızının daha fazla gerisinde tutulunca ülke parasının resmi değeri örneğin dolar karşısında yükselecek devletin tahsis yoluyla dağıttığı dolarlar ucuzlayacaktır. Böylece ithalatına izin verilen yatırım ve ara mallarının ithalatı teşvik edilmektedir.

Yüksek değerli kur politikası tarımsal üreticilerin ihracattan sağladığı geliri de azaltır; böylece ihracata yönelik tek kesim olan tarımdan ithalat yapan kesme doğru kaynak aktarımı anlamına gelir. Yüksek kur politikası tarımı çaktırmadan vergilendirmek ekonominin kaymaklarını sanayi sermayesinin emrine tahsis etmek için kolay ve elverişli bir mekanizma oluşturur.

Ancak ithal ikamesi ilerledikçe yüksek değerli kur politikasının sanayi üzerindeki olumsuz etkileri, sanayinin dışa bağımlılığını arttırıcı etkisi ağır basmaya başlar. Bilinçsiz politikalar tarım mallarının olduğu gibi mamul mallarının da ihracatını engeller. Sanayi sermayesi kendi üretimi için gerekli dövizin önemli bölümünü kendi kazanamadığı sürece döviz bulanımları için uygun zemin yaratılmış olur. İthal ikamesi ilerledikçe yüksek kur politikası ithal ikamesine teşvik edici değil engelleyici nitelik kazanır. Ucuz döviz bulabildiği sürece sanayi sermayesi bazı ara malları ve yatırım mallarını yerli
olarak üretmeye girişmek yerine ithal etmeyi sürdürmeyi daha kolay ve emin yol olarak görecektir. Böylece döviz tasarrufu sağlanmadığı gibi sanayi üretiminin tüketim mallarının ötesinde daha geniş bir alana yayılması zorla şaktır. O yüzde bu kur politikasını tüketim malları üretildikten sonra ters çevrilmeli böylece üretilen mallar ihraç edile bilinir ve döviz kazanıla bilinir.

Kamu otoritesinin bir başka müdahale alanı faiz ve fiyat politikalarıdır. İthal ikameci politikalarda faiz oranı düşük tutularak yatırımların artması amaçlanır. Böylece yerli üretime dönük sermaye güçlendirilir. Ve ithal ikameci kesime ucuz fonlar sağlanır. İthal ikameci politikaların devamı içeride sanayileşme için uygun talep oluşturmaya dayanır. İç piyasanın karlılığı devamı süresince ücretler yüksek tutulmaya çalışılır bu da iç piyasaya dönük üretim için gereklidir.(popülist politikalar)

İthal İkameci Politikalar Önündeki Darboğazlar
   
Bunları dört başlık altında toplayabiliriz. Birinci darboğaz teknoloji ile ilgilidir . Basit tüketim malları üretiminden ara mallarına geçerken, dayanıklı tüketim mallarında ise montaj geride bırakılıp birim üretimde yerli payı artarken teknoloji karmaşıklaşmakta teknolojide yabancı sermaye bağımlılığı artmaktadır. İkinci olarak teknolojinin karmaşıklaşması ve sermaye yoğun niteliğin ağır basmasıyla birlikte yatırım ölçeği giderek büyümekte öte yandan büyük ölçeklerde altyapı yatırımlarına gidilmesi zorunlu olmaktadır. Üçüncü olarak ithal ikamesinin dayanıklı tüketim mallarına ağırlık vermesi büyük nüfuslu ülkelerde bile pazar sorununu ortaya çıkarabilmektedir. Yani talep yetersizliği ithal ikamesi önünde bir darboğaz oluşturabilmektedir. Son olarak ithal ikamesinin döviz tasarrufu etmek yerine dövize daha bağımlı bir ekonomi yarattığını görüyoruz.

İthal İkamesinin Yol Açtığı Sorunlar
1. İthal ikamesi politikaları ithalatın toplam hacminden çok bileşimlerini etkiler bu politikalar ile tüketim malları ithalatı azalır ara malları ve yatırım malları ve teknoloji ithalatı artar. BU da birinci aşamada bağımlılığı azaltmaz tersine artmasına sebep olur.
2. Yüksek koruma önlemleriyle oluşturulmaya çalışılan endüstrilerdeki ürünler fiyatları açısından dünya fiyatlarından yüksek kalitesi açısından ise düşüktür. Bu da tüketici refahını olumsuz etkilediği gibi ihracatı caydırıcı etkiyi de beraberinde getirir. sonuçta döviz geliri azalır. Kaynak dağılımı bozulur.
3. Ayrıca yüksek tüketim eğilimi ve ucuz faiz politikaları sebebi ile ekonomi ölçeğinde tasarruflarda bile azalma meydana gelir. Yatırım ihtiyacını iç tasarrufla finansmanı güçleşir.

İthal İkameci Sürecin Türkiye'deki Uygulama Süreci ve Karşılaştığı Sorunlar

Devletçilik Döneminde Türkiye'de İthal İkamesi Uygulaması:


1930-1950 yani devletçilik döneminde ve izleyen yıllarda Türkiye'deki sanayileşme politikaları ithal ikamesine dayanmaktadır. 20. yy'ın başında Türkiye siyasal bağımsızlığını büyük ölçüde yitirmiş ve yarı bir sömürge olarak kapitalist dünya metropollerinin sanayi üretimleri için önemli bir Pazar haline gelmiştir. Kurtuluş savaşıyla siyasal bağımsızlığın kazanılması bu pazarın ithalat yerine yerli üretime ikame edilmesine dayanan bir sanayileşme sürecine tahsis edilmesini sağladı .

Devletçi sanayi politikalarının uygulanmaya başladığı 1930' lardan itibaren ithal ikamesi politikası da başlamıştır. Üç temel tüketim malının (pamuklu,dokuma,şeker) yurt içi arzında yerli fabrika üretiminin payı büyük ölçüde artarken yeni kurulan demir çelik kağıt ve cam ürünleri fabrikaları bu mallarda da ithal ikamesine yol açmıştır.

İkinci Dünya Savaşı Sonrasında Türkiye'de ithal İkamesi

Bir iktisat politikası olarak ithal ikamesine geçilmesi 1929 sonrasında dünya bunalımı koşullarında olmuştur. 1930' lardaki sanayileşmenin en önemli özelliği devlet sermayesinin öncülüğüdür. Devletçilik çerçevesinde yürütülen ithal ikamesinin özel sektör denetimine geçişi kendiliğinden olmamıştır. Savaş sonrası siyasal iktidar olan Demokrat Parti iç ve dış nedenlerle, devletçi sanayileşme politikalarını bir kenara iterek, tarıma ve dış ticarete daha fazla ağırlık veren bir ekonomi arayışına girmişlerdir. Yeni toprakların üretime açılması, olağanüstü iyi hava koşulları, Kore Savaşı'nın tarımsal mallar lehine yarattığı olağan üstü konjonktür kısa bir süre için de olsa tarıma dayalı bir birikim modelinin geçerli olabileceği izlenimini yaratmıştır.

Ancak 1954'ten itibaren iç ve dış koşulların normale dönmesiyle birlikte ödemeler dengesinde baş gösteren tıkanıklıklar Türkiye'nin koşulları göz önüne alındığında tarım ve sanayi arasında bir tercih olmadığını siyasal iktidara göstermiştir. 1954 ve sonrasındaki döviz bunalımı yıllarında özel sektör denetimindeki ithal ikamesi sermaye çevreleri için birikim sürdürebileceği tek alternatif olmuştur. 1960 sonrasında ise ithal ikamesi planlama ve diğer kurumsal ve yasal düzenlemelerle birlikte resmiyet kazanmıştır. Böylece 1954'den Ocak 1980'e kadar iç pazara yönelik bir ithal ikamesi bir birilim modeli, bir kalkınma stratejisi olarak ekonomiye damgasını vurmuştur. Bu çeyrek yüz yıl boyunca özellikle 1963-1977 yılları arasında ithal ikamesi yüksek büyüme hızı sağlamış ancak sanayi yapısı döviz bağımlılığından bir türkü kurtulamamış ve 1970''erin sonunda güçlü bir döviz bunalımına sürüklenmiştir.
(Not:1930'lu yıllarda ithal ikameci sanayi modelinde ithalatı yerli üretimle ikame eden sanayi kesimi değil devlet olmuştur. 1960'lı yıllarda ise özel sanayi kesiminin özellikle teşvik edildiği ve üretimdeki payının artığı gözlemlenmektedir.)

Tarım ve imalat sanayinden hangisinin büyüme hızı GSMH' nin büyüme hızından yüksek ise o sektör büyümenin motor gücüdür. 1947-1953 yılları arası tarım sektörünün büyümeye öncülük ettiği tek alt dönemdir. 1954-1962 alt dönemi tarıma ve dış ticarete ağırlık veren modelin sürüklendiği bunalım koşullarında kitleri kullanan ancak özel sektör denetiminde ilerleyen ithal ikamesinin fiilen başladığı yıllardır. 1963-1977 yılları arası Türkiye'de savaş sonrası ithal ikamesinin en hızlı büyüme ve birikim yıllarıdır. Bu yılları iki alt döneme ayırırsak 1963-1970 yıları arası dış kaynaklardan sağlanan dövizler sınırlı kalmış ılımlı bir döviz kıtlığı koşullarında iç tasarruflara dayanan ve nihai üretim içinde yerli üretim payının giderek arttığı gerçek bir ithal ikamesi süreci izlenmiştir. Buna karşılık 1971-1977 alt döneminde sanayileşme önce işçi dövizlerinin sonra da dış borçlaşmanın yarattığı döviz bolluğu koşullarında yürümüştür.

Türkiye'de ithal ikamesinin döviz bağımlılığından kurtulamaması ve derin ve döviz bunalımına sürüklenmesinin ardından hem ithal ikamesine özgü nedenler hem de Türkiye'nin iç ve dış özelliklerini yaratmaktadır.
(Not:Türkiye'de Popülist Politikalar

İki kesim dışında 1950'den 1980'e kadar süren parlamenter demokrasinin ve siyasal iktidarın izlediği popülist bölüşüm politikasının iç pazarın genişlemesine önemli katkıları olmuştur. 1960' ların başından itibaren sendika hararetlerinin güçlenmesi, grev hakkını içeren toplu pazarlık sistemi enflasyonun hızlandığı 1977 yılına kadar reel ücretlerde önemli ve sürekli artışlar getirmiştir. Böylece özellikle sendikalı işçiler yalnız basit tüketim mallarına değil tv, buzdolabı, radyo gibi dayanıklı tüketim mallarında da iç pazarın önemli unsuru olmuşlardır.)

İthal ikamesinin izlendiği ülkelerde korumacı ve tahsis politikaları sonucunda çıkan ithalat talebi döviz gelirlerinin çok üzerindedir. VE ekonomi bulabildiği döviz kadar ithalat yapar.

Diğer kesimlerden sağlanan döviz gelirlerinde artış sanayi girdilerinin ve hata nihai mamul mallarının kolaylıkla ithal edilmesine yol açacak kısa vadede iç pazarda ferahlık yaratacaktır. Uzun vadede ise bu türden döviz bolluğu sanayinin koltuk değneklerini atarak kendi dövizini büyük ölçüde kendi yaratan bir sektör haline gelmesini engeller. Döviz kazanmak gerekmediği sürece sanayi sermayesi yüksek duvarlarla korunan iç pazar için yüksek maliyet ve yüksek karlarla üretim yapmaya devam edecek ihracata yönelmeyecektir. Öte yandan her türlü sanayi girdisinin ithalatı kolaylıkla gerçekleşiyorsa döviz tasarrufu amacıyla yerli üretim ara mallardan yatırım mallarına doğru genişleyen bir alana yayılmayacak ve tüketim mallarına yoğunlaşmaya devam edecektir. Bu sebeple bunalım boyutlarına varmayan ancak kendini sürekli olarak hissettiren orta dereceli döviz kıtlığı ithal ikamesi için uzun vadede en elverişli koşulları oluşturur. Orta derecede bir döviz kıtlığı kısa vadeli ve aldatıcı bir bolluğun aksine sanayi sermayesi üzerinde hem döviz kazanma hem de döviz tasarrufu etme doğrultusunda önemli baskılar yaratır.

Ekonominin dış bağlantılarının ve dış kaynaklardan sağlanan dövizlerin sanayileşmeye etkisi açısından en elverişli koşullar 1963-1970 alt döneminde oluşmuştur. 1950' lerin aksine 1963-1970 tarihleri arası ithal ikamesinin rayına girdiği yıllardır. Geleneksel tarım ürünlerine dayalı ihracat gene sınırlıdır. Öte yandan dış kaynaklardan sağlanan dövizler 1970' lerdeki kadar büyük boyutlara ulaşmamıştır. Böylece ılımlı sayılabilecek döviz kıtlığı koşullarında ithal ikamesi tüketim mallarından ara mallarına doğru geri bağlantılar kurarak yürümüştür. Oysa 1971-1977 alt döneminde Türkiye'de bunların tersi olmuş ekonomi geçici ve aldatıcı bir döviz bolluğu içine sürüklenmiştir. 1970 devalüasyonundan sonra işçi dövizleri girişi hızla yükselmiştir. Sanayi sermayesinin kullanabileceği dövizlerdeki hızlı artış ithalatın kolaylaşması sanayi üretiminde ara mallarına ve yatırım mallarına doğru geri bağlantıların kuruluşunu güçleştirmiş bu süreci tersine döndürmüştür. Kotaların, tahsislerin gevşetildiği , yüksek kur politikasının izlendiği bu ortamda bazı girdileri yerli olarak üretmek yerine ithal etmek sanayi sermayesi için daha kolay daha karlı daha emin bir iş haline gelmiştir. İşçi dövizleriyle daha da büyüyen iç Pazar cazibesini korumakta ithalat içeriği yüksek tüketim malları kapışılmaktadır. İmalat sanayinin 1970 lerde ihracata açılması gerekli idi. Malın kalitesizliği ve döviz bolluğu yüzünden açılamamıştır.

SONUÇ

Diğer az gelişmiş ülkelerde olduğu gibi Türkiye'de de ithal ikamesinin erken aşamalarında sağlanan kolay başarılar bu aşama için gerekli olan ama daha sonraki aşamalarda ithal ikamesini engelleyecek politikaları kemikleştirmiş daha az bağımlı bit sanayi yapısı için gerekli politikalar demetine geçişi zorlaştırmıştır. Böylece erken aşamalarda sağlanana kolay başarılar sonraki bunalımın zeminin hazırlamıştır.

Ancak Türkiye'deki sanayileşme sürecinin bunalıma sürüklenmesinin nedenleri yalnızca ithal ikamesinin mantığı ve ortaya çıkardığı yapılar çerçevesinde aranmamalıdır. Bu bunalım boyutları arasında Türkiye'ye özgü bazı nedenler vardır. Türkiye'nin dış bağlantılarının bir sonucu olarak ortaya çıkan bir döviz bolluğu hızlı büyümeyi kolaylaştırmış ancak uzun vadede sanayinin dövize bağımlılığını güçlendirmiş ithal ikamesinin yaygınlaşmasını engellemiştir.

İthal ikamesi Türkiye'de başarılı olamaz mıydı? Olurdu ama bu körü körüne politikalar zinciri olmamalıdır. İkame edilecek alanlar dikkatle seçilmeli belli bir süre için korunmalıdır. Bu alanlarda verimlilik,kalite ve fiyat gibi konularda dünya standartlarına erişildiğinde koruma belli oranlarda kaldırılmalı ve sonuçta tamamen yok edilmelidir. Ayrıca devletin ekonomiye müdahalesi sonucu oluşan rantlar devlet tarafından olumlu amaçlarda kullanılmalıdır.

Murat Ertuğrul           

KAYNAKÇA



Berksoy,T.(1981),"Uluslar arası Ticaret, İktisadi Kalkınma ve İthal İkamesi",Toplum ve Bilim,
Pamuk,Şevket."İthal İkamesi Döviz Darboğazları ve Türkiye"
Kaygan,Yıldız."Yüksek Lisans Tezi "
ODTÜ Gelişme Dergisi.(1979-80-81)