DÜNYA TİCARETİNİN KÜRESELLEŞMESİ:DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ

 

 

 

 

 

 

 İçindekiler

1. Giriş

2. DTÖ'nünü Doğuşu

3. DTÖ ile Getirilen Yenilikler

4. DTÖ'ne Üyelik ve Üyeleri

5. DTÖ'nün Amaçları

6. DTÖ'nün Görevleri

7. DTÖ'nün Hukuk Yapısı

8. DTÖ'nünü Organları

    8.1 Bakanlar Konseyi

    8.2 Genel Konsey

           8.2.1 Mal Ticaret Konseyi

           8.2.2 Hizmetler Ticareti (GATS)Konseyi

           8.2.3 Ticartele BAğlantılı Fikri Mülkiyet Hakları (TRIPS) Konseyi

    8.3 Diğer Organları

           8.3.1 Ticaret ve Kalkınma Komitesi

           8.3.2 Ticaret ve Çevre Komitesi

           8.3.3 Ödemeler dengesi Kısıtlama Komitesi

           8.3.4 Bütçe, Mali ve İdari İşler komitesi

           8.3.5 Bölgesel Ticaret Alşamaşmaları Komitesi

    8.4 Genel Konseye Bağlı Organlar

           8.4.1 Anlaşmazlıkların Çözümü Organı

           8.4.2 Ticaret Politikası Gözetim Organı

    8.5 Çoklu Ticaret Anlaşmaları Komite ve Konseyleri

    8.6 Genel Direktör

9. DTO'nun Karar Alma Mekanizması

10.DTO'nun Temel İlkeleri

    10.1 en Çok Kayırılan Ülke ilkesi

    10.2 piyasa Mekanizöasına Bağlılık İlkesi

    10.3 Ticaret savaşına Karşı Çıkma İlkesi

    10.4 Ticaret Kısıtlamalarının Giderek Azaltılması İlkesi

11. DTÖ'nün İlkelerinde İstisnalar

    11.1 Bölgesel İktisadi Birleşmeler

    11.2 Dış ödeme Zorlukları İçinde Bulunan Ülkeler

    11.3 Gönüllü İhracat Kısıtlamaları

    11.4 Sınır-Kıyı Ticareti

12. DTÖ'nün Çok Taraflı Ticaret Görüşmeleri

    12.1 Cenevre (1947) Görüşmeleri

    12.2 Annecy (1949) Görüşmeleri

    12.3 Torquay Görüşmeleri

    12.4 Cenevre Görüşmeleri (1955-1956)

    12.5 Dillon Görüşmeleri

    12.6 Kennedy Görüşmeleri

    12.7 Tokyo Görüşmeleri

    12.8 Uruguay Görüşmeleri

            12.8.1 DTÖ ve İthalat

            12.8.2 DTÖ ve Hizmetler Ticareti

            12.8.3 DTÖ ve Fikri Mülkiyet Hakları (FMH)

            12.8.4 DTÖ ve Anlaşmazlıkların Çözümlenmesi

            12.8.5 DTÖ ve ticaret politikasını Gözden Geçirme Politikası

            12.8.6 DTÖ ve Tarife Dışı Kısıtlamalar

                       12.8.6.1 DTÖ ve İthalat Kotaları

                       12.8.6.2 DTÖ ve İhravatın Kontrolü

                                     12.8.6.2.1 Gönüllü İhracat Kısıtlamaları

                                     12.8.6.2.2 İhracat Yasakları veya İhracat lisansları

                       12.8.6.3 DTÖ ve Tarife Benzeri Önlemler

                                     12.8.6.3.1 Dolaylı Vergiler

                                     12.8.6.3.2 İthalat Teminatları

                                     12.8.6.3.3 Tarife Kotaları

                                     12.8.6.3.4 Mevsimlik Gümrik Vergileri

                                     12.8.6.3.5 İthalat Vergileri ve Fonları

                       12.8.6.4 DTO ve Görünmeyen Engeller

                       12.8.6.5 DTÖ ve Fiyat Denetimleri

                       12.8.6.6 DTÖ ve Gözetleme ve İzleme Önlemleri

                                     12.8.6.6.1 Fiyat ve Miktar Kısıtlamaları

                                     12.8.6.6.2 Anti Damping ve Telafi Edici Vergiler

                       12.8.6.7 DTO ve İthalata Lisans Uygulamaları

            12.8.7 DTÖ ve Damping

            12.8.8 DTÖ ve Sübvansiyonlar

                       12.8.8.1 İhracat Sübvansiyonları

                                     12.8.8.1.1 Yasaklanmış Sübvansiyonlar

                                     12.8.8.1.2 Karşı Önlem lınabilir Sübvansiyonlar

                                     12.8.8.1.3 KArşı Çnlme Alınmayan Sübvansiyonlar

              12.8.9 DTÖ ve Tekstil ve Hazır Giyim Sektörü   

              12.8.10 DTÖ ve Tarım Sektörü

              12.8.11 DTÖ ve Devlet Yatırımları

              12.8.12 DTÖ ve Koruma Önlemleri

              12.8.13 DTÖ ve Sanayi Sektörü

              12.8.14 DTÖ ve Teknik Engeller

              12.8.15 DTÖ ve Kamu İhaleleri ile Kamunun  Satınalma Politikaları

              12.8.16 DTÖ ve GATT Kurallarının Gözden Geçirilmesi

              12.8.17 DTÖ ve Ticaretle Bağlantılı Yatırım  Önlemleri (TRIMS)

              12.8.18 DTO ve Dış ticarete Etkisi

DÜNYA TİCARETİNİN KÜRESELLEŞMESİ:DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ

 

1.GİRİŞ

 

1929 Dünya buhranından sonra, bütün ülkeler merkantilist bir felsefe ile ithalatı yasaklama ve kısıtlama yoluna gittikleri için dünya ticareti durma noktasına kadar gelmiştir. Bu tarihten sonra hemen hemen bütün ülkeler yüksek tarifeler, kotalar, döviz kontrolleri, ithalat yasakları gibi koruyucu önlemlerin arkasına ekonomilerini gizlemişlerdir. Amaç yerli sanayileri korumak, yurtiçi üretimi artırmak ve yurt içinde katma değer yaratarak işsizlik sorununa da çözüm bulmak idi. Komşuyu fakirleştirme politikası da denilen dış ticareti kısıtlayıcı misillemelere dayanan uygulamalar az gelişmiş ülke ekonomilerinin kalkınmasını ve gelişmiş ülke ekonomilerinin büyümesini engelliyordu. Sanayi devriminden sonra stokta biriken malları ihraç etmek için, özellikle sanayileşmiş ülkeler serbest ticaretin faydaları üzerinde durmaya ve dünya ticaretini serbestleştirme çabaları içine girmişlerdir. Ancak araya ikinci dünya savaşının girmesiyle bu çalışmalar hızını kesmiş, ikinci Dünya Savaşından sonra ise hız kazanmıştır.

Dünya ticaretini serbestleştirmek için 1944 yılında Bretton Woods Konferansı düzenlenmiştir. Bu konferansta uluslararası ekonomik faaliyetleri geliştirmek için üç kuruluşun kurulması kararlaştırılmıştır. Böylece dünya ekonomisi üç ayaklı bir saç ayağı üzerine oturtulacaktı. Bunlar;

a)                       Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası (IBRD): Uluslararası yatırımlara finansman imkanları sağlayacak, azgelişmiş bölgelerin kalkınmasına yardımcı olacaktı. Daha sonra kurulduğunda adı Dünya Bankası olarak değişmiştir.

b)                      Uluslararası Para Fonu (IMF): Uluslararası parasal ve sorunları çözümleyecek, uluslararası para sisteminin oluşmasını ve düzenli bir şekilde işlemesini sağlayacaktı.

c)                       Uluslararası Ticaret Örgütü (ITO): uluslararası ticareti düzenleyecek, serbest ticaretin önündeki tüm engelleri kaldıracak, ülkelerin ekonomik kalkınmasını hızlandıracak, mal piyasalarında istikrarı sağlayacaktı.

Böylece dünya ekonomisi üç temel ayak üzerine oturtulacaktı. Ancak ikinci dünya savaşının araya girmesiyle bu çalışmalar kesintiye uğramıştı. Bu kuruluşlardan ilk ikisi kurulmuş ve faaliyete geçmiştir. ITO, başta bir Birleşmiş Milletler kuruluşu olarak faaliyet göstermesi tasarlanmıştı. Ancak korumacılıktan yana olan bazı üretici örgütleri bu kuruluşun faaliyete geçmesini engellemişlerdir. Başta ABD olmak üzere birçok ülkenin yasama organlarında onaylanmamıştır. Diğer bir kısım ülkenin de yasama organlarında uzun süre onaylanamayacağı anlaşılmıştı. Bu nedenle bir taraftan ITO’nın faaliyete geçirilmesi çalışmaları devam ederken diğer yandan batılı ülkeler bir hazırlık komitesi oluşturma ve bir an önce tarifelerin indirimi görüşmelerinin başlaması düşüncesiyle harekete geçmişlerdir.

Bu amaçla ilk tarife indirimi görüşmeleri 1947 yılında başlamış ve sonuçta 30 Ekim 1947 tarihinde Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT) imzalanmış, 10 Ocak 1948 tarihinde de yürürlüğe girmiştir. GATT üye ülkeler için bağlayıcılığı olan bir kurum değildi. Sadece dünya ticaretinin serbestleştirilmesi için bir forum, bir görüşmeler zinciri şeklindeydi. O yüzden üye ülkelerin yasama organlarından geçmesine de gerek yoktu. Ancak uzun vadede üye ülkeler için bağlayıcılığı ve yaptırımları olan ITO gibi bir örgütün kurulacağı da hedeflenmişti. Böylece DTÖ’nün ilk temeli atılmış oldu. Ticaret turlarından oluşan bu GATT sistemi, 1 Ocak 1995 tarihinde DTÖ’nün kurulmasına yol açmıştır.

            1948 yılındaki kuruluşundan 1.1.1995’e kadar geçen sürede Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması, uluslararası ticareti düzenleyen ve üzerinde anlaşılan tek uluslararası çok taraflı sözleşme olmuştur. GATT, ticari ilişkilerde rekabeti bozan ve ticaret kısıtlayan engellerin görüşülerek kaldırıldığı en önemli uluslararası kuruluş olmuştur.

            GATT üyeleri, dünya dış ticaretinde %90’ın üzerinde bir paya sahiptir. GATT’a taraf ülkeler, aralarında ortaya çıkan ticari sorunlar ile bunların çözüm yolları ve dünya ticaretinin geliştirilme imkanlarını görüşmek için belirli sürelerde toplanmıştır. Bu niteliğiyle GATT, uluslararası bir Dünya Ticaret Formu olarak görev yapmıştır.

 

            2.DTÖ’nün Doğuşu

            Dünya Ticaret Örgütünün temelleri 1947 yılında Cenevre’deki ilk toplantıda atılmıştı. O yıllarda kurulan GATT’ın böyle bir kurumsal örgüte dönüşeceği hedeflenmişti. O günden sonra toplam 8 görüşme turu yapıldı. Son Uruguay turunda, alınan birçok kararla birlikte DTÖ’nün kurulması da kararlaştırılmıştır. 15 Nisan 1994 tarihinde Fas’ın Marakeş şehrinde 125 ülkenin katılımışla nihai anlaşma imzalandı ve Bretton- Woods konferansının toplanmasından tam 50 yıl sonra faaliyete geçerek IMF ve Dünya Bankası gibi Dünya ekonomik sisteminin önemli bir kuruluşu olmuştur. 1 Ocak 1995 tarihinden itibaren de faaliyete geçti.

            DTÖ'nün kurulmasıyla GATT'ın yapısı da değişmiş, DTÖ, GATT'ın fonksiyonlarını üstlenmiştir.

 

            3.DTÖ ile Getirilen Yenilikler

            Dünya Ticaret Örgütü'nün GATT ilke ve kurallarına göre getirdiği yeni oluşum ve düzenlemeler şunlardır:

·       Dünya Ticaret Örgütü'nün kuruluşu ile, GATT ilke ve kuralları büyük ölçüde değiştirilmiş, yenilenmiş ve düzenlenmiştir. DTÖ'nün kurulmasıyla GATT, örgüt ve yaptırım gücüne kavuşmuştur.

    GATT sadece sanayi malları ticareti alanını kapsamaktaydı. Oysa DTÖ ise tarım sektörü, hizmet ticareti, yatırımların korunması, çevre ve kalkınma-çevre ilişkileri, ticaretle bağlantılı fikri mülkiyet hakları gibi alanları da kapsamaktadır.

    GATT, akit taraflar arasında ticaret ihlalleri sonucu doğan sorunların çözümünde yetersiz kalmıştır. Oysa DTÖ ile Anlaşmazlık Çözüm Organı yaratılmıştır. Nihai Senet'te DTÖ’ne üye ülkeler, ticaret kurallarının ihlaline karşı tek taraflı önlem alamayacaklardır. Üye ülkeler, anlaşmazlıkların çözümü için Nihai Senet ile getirilen sisteme ve bu sistemin gerektirdiği prosedürlere uygun davranacaklardır.

 

            4. DTÖ’ne Üyelik ve Üyeleri

            Anlaşma yürülüğe girdiği tarihte GATT 1947' nin Akit Tarafları ve Avrupa Toplulukları DTÖ’nün asli üyeleridir.

            Bir Devlet veya DTÖ Anlaşması ile Çoktaraflı Ticaret Anlaşmalarının kapsamına giren konuların yürütülmesinde tam bağımsızlığa sahip Bağımsız Gümrük Alanı, Anlaşmaya katılabilir. Katılma, Anlaşma ve Ekindeki Çoktaraflı Ticaret Anlaşmaları için de geçerlidir. Katılma konusundaki kararlar Bakanlar Konferansı tarafından alınır. Katılma şartlarıyla ilgili anlaşma, Bakanlar Konferansı tarafından DTÖ üyelerinin üçte iki oyu ile onaylanır. Çoklu Ticaret Anlaşmalarına katılma, ilgili Anlaşma'nın hükümlerine göre  yapılır.

            DTÖ Kuruluş Anlaşması, ülkelerden biri Anlaşmaya taraf olduğunda, diğer bir ülke rıza göstermezse, uygulanmaz.

            Bir üye Anlaşmadan çekilebilir. Çekilme, DTÖ Kuruluş Anlaşması ve çok taraflı ticaret Anlaşmaları için geçerlidir. Çekilme bildirimi DTÖ Genel Direktörüne yazılı olarak verildikten 6 ay sonra çekilme işlemi yürürlüğe girer. Çoklu Ticaret Anlaşması'ndan çekilme, o Anlaşmada yazılı hükümlere göre belirlenir.

            Birleşmiş Milletler tarafından en azgelişmiş ülke olarak tanınan ülkelere, DTÖ’ne katıldıklarında, sadece kendi kalkınma, mali ve ticari ihtiyaçları veya idari ve yapısal kapasiteleri ile bağdaşan yükümlülük ve tavizler üstlenirler.

Türkiye de gerekli yasal düzenlemeleri yapmış, DTÖ Kuruluş Anlaşması’nı 26.1.1995 tarih ve 4067sayılı Kanunla onaylamıştır. Anlaşma 31.12.1995 tarihinden itibaren geçerlilik kazanmıştır.

Aralık 2001 tarihi itibarıyla üye sayısı 144’e ulaşmıştır. Ayrıca, 30 ülkede gözlemci statüsüyle çalışmalara katılmaktadır. Bunlar aşağıda verilmiştir.

 

ARALIK 2001 TARİHİ İTİBARİYLE DÜNYA TİCARET ÖRGÜTÜ'NE ÜYE VE GÖZLEMCİ ÜLKELER

Almanya

İsveç

Slovakya

Amerika Birleşik Devletleri

İsviçre

Solomon Adaları

Angola

İtalya

Sri Lanka

Antigua and Barbuda

İzlanda

Suriname

Arnavutluk

Jamaika

Swaziland

Arjantin

Japonya

Şili

Avrupa Topluluğu

Kamerun

Tayvan

Avustralya

Kanada

Tayland

Avusturya

Katar

Tanzanya

Bahreyn

Kenya

Togo

Bangladeş

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi

Trinidad and Tobago

Barbados

Kırgızistan

Tunus

Belçika

Kolombiya

Türkiye

Belize

Kore Cumhuriyeti

Uganda

Benin

Kosta Rika

Umman

Bolivya

Kuveyt

Uruguay

Botsvana

Küba

Ürdün

Brezilya

Litvanya

Venezüella

Birleşik Arap Emirlikleri

Lesoto

 

Brunei-Darussalem

Lihteynştayn

Yemen

Bulgaristan

Lüksemburg

Yeni Zelanda

Burkina Faso

Macaristan

Yugoslavya

Burundi

Macau, Çin

Yunanistan

Çad

Madagaskar

Zambiya

Çek Cumhuriyeti

Malavi

Zimbabwe

Çin

Malezya

 

Danimarka

Maldives

 

Demokratik Kongo Cumhuriyeti

Mali

GÖZLEMCİ ÜLKELER

Djibouiti

Malta

Cezayir

Dominik

Mısır

Andorra

Dominik Cumhuriyeti

Moldovya

Ermenistan

Ekvator

Moritanya

Azerbaycan

El Salvador

Mauritius

Bahama

Endonezya

Meksika

Belarus

Estonya

Moğolistan

Butan

Fas

Mozambik

Bosna ve Hersek

Fiji

Myanmar

Kamboçya

Fildişi Sahilleri

Namibya

Cape Verde

Filipinler

Nijer

Etyopya

Finlandiya

Nijerya

Makedonya Cumhuriyeti

Fransa

Nikaragua

Vatikan

Gabon

Norveç

Kazakistan

Gambiya

Orta Afrika Cumhuriyeti

Lao Demokratik Halk Cumhuriyeti

Gana

Pakistan

Lübnan

Gine

Panama

Nepal

Gine-Bissau

Papua Yeni Gine

Rusya Federasyonu

Grenada

Paraguay

Samoa

Guatemala

Peru

Suudi Arabistan

Guyana

Polonya

Seychelles

Güney Afrika

Portekiz

Sudan

Gürcistan

Romanya

Tonga

Haiti

Ruanda

Ukrayna

Hırvatistan

Saint Kitts and Nevis

Özbekistan

Hindistan

Saint Lucia

Vanuatu

Hollanda ve Antilleri

Saint Vincent and the Grenadies

Yugoslavya Fed.Cumh.

Honduras

Senegal

Vietnam

Hong Kong, Çin

Sierra Leone

Yemen

İngiltere

Singapur

Sao Tome

İspanya

Slovenya

 

İsrail

 

 

                     Kaynak:http//www.wto.org.tr

 

5.DTÖ’nün Amaçları

            Dünya Ticaret Örgütünün amaçları, Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması'nın önsözünde açıklanmıştır. Bu amaçları, GATT'ın amaçları ile büyük benzerlik göstermektedir.

·       Üyelerin, karşılaştırmalı üstünlük ilkesine dayalı serbest ticaretin dinamik ve statik yararlarından en üst düzeyde yararlanmasını sağlayarak, tüm Dünyada hayat standardını yükseltmek, Dünya ticaretinde ciddi bir liberalizasyon ve genişlemenin sağlanılması,

·       İstihdamı artırmak ve istikrarlı bir şekilde artan reel gelir ve reel talep hacmini yükseltmek,

·       Mal ve hizmet ticaretini önleyen engelleri aşamalı olarak kaldırarak üyeler arasında mal ve hizmet ticaretini geliştirmek,

·       Dünya kaynaklarının sürdürülebilir kalkınma hedefine en uygun şekilde dağıtımını sağlamak üzere, üretim ve çevre standartları ve sözleşmeleri oluşturmak, önlemler almak, çevreyi korumak,

·       Farklı ekonomik düzeydeki ülkelerin ihtiyaç ve endişelerine cevap verecek şekilde mevcut kaynakları geliştirmek,

·       Gelişme yolundaki ülkelerin ve özellikle azgelişmiş olanların artan dünya ticaretinden ekonomik kalkınma ihtiyaçları ile orantılı bir pay almalarını sağlamak,

·       Karşılıklı çıkar esasına dayalı ve gümrük tarifelerinde ve ticaretin karşılaştığı diğer engellerde önemli indirimler sağlamak ve uluslararası ticarette ayırımcı muameleyi ortadan kaldırmak amacıyla anlaşmalar yapmak,

·       Uruguay Turu Çoktaraflı Ticaret Müzakereleri'nin sonuçlarını içeren, bütünleştirilmiş, uygulanabilir ve kalıcı bir Çoktaraflı Ticaret Sistemi geliştirmek ve Çoktaraflı ticaret sisteminin ana ilkelerini korumayı amaçlamak,

·       Sübvansiyonlar, anti-damping, gümrük kıymeti ve ticarette teknik engeller konuları ile koruma önlemleri alanında çok taraflı ilke ve kuralların geliştirilmesi,

·       GATT'da da varolan Anlaşmazlıkların Çözümü Mekanizmasının iyileştirilmesi,

·       Ticaretle bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları ve Ticaretle bağlantılı Yatırım Önlemleri için yeni kurallar oluşturulması, Fikri mülkiyet haklarında asgari normlara uyulmasının sağlanılması,

·       Tarımda ihracat sübvansiyonları ve iç destek seviyesinin aşağı çekilmesi,

·       Belirli bir geçiş döneminden sonra dokuma ve hazır giyim sektöründe miktar kısıtlamalarının kaldırılması,

·       Gönüllü ihracaat kısıtlamalarına son verilmesi,

 

            6.DTÖ’nün Görevleri

            DTÖ' nün görevleri şunlardır:

   DTÖ Kuruluş Anlaşması ile Çoktaraflı Ticaret Anlaşmaları'nın uygulanmasını, yönetimini ve işlemesini kolaylaştırmak ve örgüt amaçlarına ulaşılmasına katkıda bulunmak, bunun için gerekli zemini hazırlamak,

   DTÖ anlaşması ve bu anlaşmaya ek anlaşmalarda ele alınan konularla ilgili çoktaraflı ticaret ilişkilerinde üyeler arasında müzakereler için bir forum oluşturmak, anlaşmazlıkları DTÖ tarafından belirlenen mekanizma ile sonuçlandırmak,

   Bakanlar Konferansı'nda alınacak kararlara göre, üyeler arasındaki müzakere sonuçlarının uygulanması için bir çerçeve oluşturmak,

   Nihai senedin ekinde yeralan GATS ve TRIPS Anlaşmaları ile konulmuş ilke ve kurallar gereğince, malların yanında, hizmet ve fikri mülkiyet haklarında da ticari yaptırımlar konulması ve giderek tüm ticari hakların uluslararası düzeyde korunmasının sağlanılması,

   Üye ülkelerin Ticaret Politikalarını Gözden Geçirme Mekanizmasını (TPRM) yönetmek,

   Küresel ekonomi politikasının oluşturulmasında daha fazla tutarlılık sağlamak amacıyla, gerekli olduğu durumlarda Uluslararası Para Fonu ve Uluslararası İmar ve Kalkınma Bankası ile ona bağlı kurumlarda işbirliği yapmak,

   DTÖ Kuruluş Anlaşması ve Eklerinde yer alan hukuki metinlerle kendisine tanınan diğer  yetkileri kullanmak görevleri yapmak,

 

            7.DTÖ’nün Hukuki Yapısı

            DTÖ, uluslararası hukukun öznesi ve bir uluslararası hukuk tüzel kişisidir. Bu statüsü nedeniyle, uluslararası hukukun tüzel kişilerine tanıdığı haklardan yararlanır ve borçlara katlanır. Kendi kurallarını koyar, personelini atar, iç uyuşmazlıklarını çözer, uluslararası alanda bir tüzel kişilik olarak temsil edilir.

            DTÖ'nün görevlerini yerine getirebilmesi için gerekli imtiyaz ve dokunulmazlıklar her üye tarafından kendisine tanınmıştır. DTÖ'nün görevlileri ve üyelerin temsilcilerine de, her üye tarafından görevlerini bağımsız bir şekilde yapabilmeleri için gerekli imtiyaz ve dokunulmazlıklar verilmiştir. DTÖ'ne, üyelerine, üyelerin temsilcilerine ve görevlilerine tanınan imtiyaz ve dokunulmazlıklar, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 21 Kasım 1947'de onaylanan Uzman Kuruluşların İmtiyaz ve Dokunulmazlıkları Anlaşması'nda gösterilen imtiyaz ve dokunulmazlıklara paralel düzenlenmiştir.

 

            8.DTÖ’nün Organları

            8.1 Bakanlar Konferansı

            Bakanlar Konferansı, en az iki yılda bir toplanır ve tüm üye ülkelerin temsilcilerinden oluşur. GATT'ın Genel Kurul'una denktir. Bir üyenin talebi üzerine ve Anlaşma ile ilgili Çoktaraflı Ticaret Anlaşması'nın karar alma konusundaki özel hükümlerine uygun olarak, Anlaşma kapsamına giren konulardan herhangi birinde karar almaya yetkilidir.

            Bakanlar Konferansı şu ana kadar dört toplantı yapmıştır. İlk toplantısını, 128 üyenin katılımıyla 9-13 Aralık 1996 tarihleri arasında Singapur'da, ikinci toplantısını 18-20 Mayıs 1998 tarihinde Genava (İsviçre)de, üçüncü toplantısını 30 Kasım-3 Aralık 1999 tarihlerinde Seattle (ABD) da ve son toplantısını da 9-14 Kasım 2001 tarihlerinde Doha (Katar) da yapmıştır.

            8.2 Genel Konsey

            Genel Konsey, tüm üye ülkelerin temsilcilerinden oluşur. Bakanlar Konferansının toplantıları arasında kalan dönemde Anlaşma ile kendisine verilen görevleri yapar. Yıllık bütceyi onaylar. Bağlı konsey ve grupları çeşitli konularda görevlendirir ve bu organların çalışmalarını gözetir. GATT'ın Temsilciler Konseyi'ne eşdeğer bir organdır. Gerekli oldukça toplanır.

            Genel Konseye Bağlı Mal Ticareti Konseyi, Hizmetler Ticareti (GATS) Konseyi, Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları (TRIPS) Konseyi vardır. Mal Ticareti Konseyi'ne bağlı 11, Hizmet Ticareti Konseyine bağlı 5 alt çalışma grubu oluşturularak faaliyetlerini sürdürmektedir. Bu Konseyler ilgili Anlaşmaların ve Genel Konsey kararlarının kendilerine verdiği görevleri yerine getirirler. Konseyler tüm üyelere açıktır, gerektiği kadar yardımcı organ yada gruplar oluşturabilirler.

            8.2.1 Mal Ticareti Konseyi: GATT 1994'ün işleyişi ve idaresinden sorumlu konseydir. Çoktaraflı Ticaret Anlaşmaları'nın uygulanmasını sağlar. Mal Ticareti Konseyi'ne bağlı çalışma grupları şunlardır:

·       Pazara Giriş,

·       Tarım,

·       Sağlık Önlemleri,

·       Ticaretle İlgili Menşe Kuralları,

·       Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler,

·       Gümrük Değerlemesi,

·       Ticarette Teknik Engeller,

·       Anti-Damping uygulamaları,

·       İthalat Lisansı,

·       Korunma Önlemleri,

·       Ticaretle İlgili Yatırım Önlemleri

·       Tekstil İzleme Organı,

            8.2.2 Hizmetler Ticareti Konseyi: Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS) ve eklerinin uygulanmasından sorumludur. Hizmet Ticareti Konseyi'ne bağlı çalışma grupları şunlardır:

    Mesleki Hizmetler Çalışma Grubu,

    Mali Hizmetler Ticaret Grubu,

    Deniz Taşımacılık Hizmetleri Müzakere Grubu,

    Gerçek Kişilerin Dolaşımı Müzakere Grubu,

    Temel Telekomünikasyon Hizmetleri Müzakere Grubu,

            8.2.3 Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları (TRIPS) Konseyi: Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşmasının uygulanmasını denetler.  Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Konseyi'ne bağlı çalışma grubu henüz oluşturulmamıştır.

            8.3 Diğer Organlar

            Dünya Ticaret Örgütü'nde Genel Konsey'e bağlı çeşitli konularda çalışan komite, konsey ve organlar vardır. Bu  alt kuruluşlar aşağıda sınıflandırılarak kısaca belirtilmiştir:

            8.3.1 Ticaret ve Kalkınma Komitesi; Çoktaraflı Ticaret Anlaşmaları'nda yeralan en az gelişmiş üye ülkeler lehine olan hükümleri gözden geçirecek ve Genel Konsey'e gerekli önlemlerin alınması amacıyla rapor verir.

            8.3.2 Ticaret ve Çevre Komitesi; Sürdürülebilir Kalkınma hedefleri doğrultusunda çevre ve ticaretle ilgili çevre sorunları konusunda çalışır  ve bulgularını Genel Konsey'e sunar.

            8.3.3 Ödemeler Dengesi Kısıtlamaları Komitesi; ödemeler  bilançosu açıkları nedeniyle ithalatlarını azaltan üyelerin durumlarını yakından izlemekte ve bu konuda IMF'’in verilerine dayanmaktadır.

            8.3.4 Bütce, Mali ve İdari İşler Komitesi; GATT’ın bütçe ve yönetim işlerini yürütmektedir. Bu komiteler, Çok Taraflı Ticaret Anlaşmaları uyarınca, ayrıca Genel Konsey tarafından kendilerine verilen görevleri yerine getirirler. Bakanlar Konferansı gerekli gördüğü konular için ek komiteler oluşturabilir. Bu komiteler tüm üyelerin temsilcilerine açıktır.

            8.3.5 Bölgesel Ticaret Anlaşmaları Komitesi, Bölgesel ticaret anlaşmaları ile ilgili çalışmaları yürütmektedir.

            8.4 Genel Konseye Bağlı Organlar

            Aşağıdaki organlar doğrudan genel kurula bağlıdır:

            8.4.1 Anlaşmazlıkların Çözümü Organı: Anlaşmazlıkların Çözümü Organı, DTÖ Kuruluş Anlaşması, Anlaşmazlıkların Çözümlenmesinde Kural ve Yöntemleri Tespit Eden Mutabakat Metni uyarınca kurulmuş bir organdır.

DTÖ 'nde de GATT 1947'de olduğı gibi Panel sistemi vardır. Paneller, üyeler arasında ortaya çıkan uyuşmazlığı çözmek için kurulan ve uluslararası ticari mahkeme niteliğinde organlardır. GATT' da olduğu gibi DTÖ'nün amaçlarının başında, üyeleri arasında çıkan ticari uyuşmazlıkları çözmek gelmektedir. Eğer bu uyuşmazlıklar, danışma yoluyla çözüme ulaştırılamazsa, çözüm için Panel kurulmaktadır. Bir Panel, sorun ile doğrudan ilgili olmayan ülkelerden gelen üç uzmandan oluşur. Uzmanlar bir mahkeme gibi hareket ederek, tarafları dinler, belge ve bilgi toplar ve uyuşmazlık konusuyla ilgili bir rapor hazırlar. GATT 1947'den farklı olarak, İlgili tarafların bu raporlara itiraz hakları vardır. İtiraz panel kararları için daimi nitelikteki İtiraz Merciine yapılır. Panel kararlarına göre, yasaklanmış sübvansiyon uygulayan üyeye karşı şikayetçi üyenin karşı önlem alma hakkı vardır.

            GATT'da panel kurulması veya panel raporlarının kabulü için oybirliği gerekli olmasına karşın, DTÖ'nde Anlaşmazlık Çözüm Organı tarafından panellerin kurulması veya panel raporlarının kabul edilmemesi ancak oybirliği ile mümkün olabilmektedir. Ayrıca anlaşmazlığa taraf olanlar panel kararlarını veto edemezler.

            8.4.2 Ticaret Politikası Gözetim Organı ise yine aynı anlaşmanın Ticaret Politikalarını Gözden Geçirme Mekanizması uyarınca kurulmuştur. Üye ülkelerin ticaret politikalarının DTÖ kurallarına uyup uymadığını, ülkelerin özelliklerine göre 2, 4 veya 6 yıllık sürelerle izlemektedir.

           

            8.5 Çoklu Ticaret Anlaşmaları Komite ve Konseyleri

     Sivil Hava Taşıtları Komitesi,

     Devlet Alımları Komitesi,

     Uluslararası Süt Ürünleri Konseyi,

     Uluslararası Et Ürünleri Konseyi,

            Çoklu Ticaret Anlaşmaları'nda öngörülen ve Genel Konsey'e bağlı çalışan bu organlar, Anlaşmalarla kendilerine verilen görevleri yerine getirir ve DTÖ'nün kurumsal çerçevesi altında faaliyette bulunurlar. Bu organlar faaliyetleri hakkında Genel Kurul'a bilgi verirler.

            8.6 Genel Direktör

            Dünya Ticaret Örgütünün yürütme organıdır. Bakanlar Konferansı tarafından atanır. DTÖ'nün Sekreteryasını yönetir.

            Genel Direktörün yetki, görev, hizmet şartları ile süresini Bakanlar Konferansı belirler. Genel Direktör ve Sekreteryanın sorumlulukları uluslararası niteliktedir. Genel Direktör ve Sekreterya  mensupları, görevlerini yaparken herhangi bir hükümetten veya DTÖ dışında kalan herhangi bir kuruluştan talimat, emir ve direktif almazlar. Şu andaki genel direktör Mike Moore’dir.

 

Dünya Ticaret Örgütü’nün Yapısı

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


                                            Genel Konseye rapor verir.

                                            Anlaşmazlık Çözüm Organına rapor verir.

                                            Çalışmalarından Genel Konseyi bilgilendirir.

 

Kaynak : Dünya Ticaret Örgütü, Yıllık Rapor 2001.                         

 

            9. DTÖ’nün Karar Alma Mekanizması

            DTÖ, GATT 1947' de izlenen oybirliği karar alma yöntemini sürdürmektedir. Bu yöntemde toplantıya katılan üyelerden hiç biri karara itiraz etmezse, ilgili organın konsensüsle karar aldığı varsayılır. Ayrıca, oybirliği gerektiren konular hariç, konsensüsle karar alınamadığında, o konuda oylama yapılmaktadır.

            Bakanlar Konferansı ve Genel Konseyin toplantılarında her üyenin bir oyu vardır. Avrupa Topluluklarının oy hakkını kullandıkları durumlarda, oy sayısı DTÖ'deki topluluk üyesi ülke sayısına eşittir.

            Bakanlar Konferansı ve Genel Konsey Kararları, Anlaşmada veya ilgili Çoktaraflı Ticaret Anlaşması'nda aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde, oy çoğunluğu ile alınır.

            Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması ve Çoktaraflı Ticaret Anlaşmalarını uygulamasında karşılaşılan bazı özel durumlarda anlaşma metinlerinin yorumlanması gerekebilir. Bu yorum yine örgüt içinde, ilgili konsey yada komisyonlarca yapılır. Bakanlar Konferansı ve Genel Konsey, Anlaşma ile Çoktaraflı Ticaret Anlaşmaları'nın yorumlarını onaylamakta yetkili organlardır. Bu yetkilerini, Çoktaraflı Ticaret Anlaşmaları'nın yorumu durumunda ilgili Çoktaraflı Ticaret Anlaşması uyarınca kurulmuş bulunan ve bu anlaşmanın uygulanmasını denetleyen konseyin tavsiyesi üzerine kullanır. Bu yorumun kabul kararı üyelerin üçte iki çoğunluğu kararı ile alınır.

            Dünya Ticaret Örgütünde ilke ve kuralların değiştirilmesi veya karar alınmasında farklı oy oranları belirlenmiştir. Buna göre, Ençok Kayırılan Ülke Prensibi gibi temel ilkelerin değiştirilmesi için oybirliği gerekir. Anlaşma hükümlerinin yorumlanması, bir üye ülkenin geçici olarak yükümlülüklerinin kaldırılması gibi konularda dörtte üç oy çokluğu ile karar verilir. Genel ilkeler dışında kalan kuralların değiştirilmesinde ise üçte iki oy çokluğu aranır.

            Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması'nın veya Çoktaraflı Ticaret Anlaşmalarından herhangi birinin değiştirilmesi teklifi, herhangi bir üye tarafından Bakanlar Konferansı'na sunulabilir. Bakanlar Konferansı, daha uzun bir süre belirlemezse, değişiklik teklifini oybirliği ile alacağı bir kararla üyelere sunar. Ancak, bazı kuralların değiştirilmesi ancak oybirliği ile mümkündür.

 

            10. DTÖ’nün Temel İlkeleri

GATT 1947, genel ve özel nitelikteki amaçlara ulaşabilmek için başlıca 4 temel ilkeden hareket etmiştir. Aşağıda belirtilen  bu ilkeler DTÖ tarafından GATT’dan devralınmıştır.

           10.1 Ençok Kayırılan Ülke İlkesi

Üye ülkeler arasındaki dış ticaret, ayırımcı olmayan bazda yapılmalıdır. Kural, her DTÖ üyesinin tüm taraflara aynı gümrük tarife oranının uygulanmasını ve ayırımcı işlemde bulunulmamasını öngörür. Bu kurala göre üye ülkelerin biri eğer diğer bir ülkeye herhangi bir gümrük kolaylığı sağlarsa, Anlaşmaya taraf bütün ülkeler de bu ayrıcalıktan otomatik olarak yararlanırlar. Bu yararlanma içine dış ticaret ile ilgili her çeşit gümrük vergisi, vergi uygulaması ve gümrük formaliteleri girmektedir.

            En çok kayrılan ülke kuralı ile ihracatçı ülkelerin çıkarları korunmaya çalışılmıştır. Çünkü DTÖ’ne üye bir ülke, ihracatçı ülkelere rakip başka bir ülkeye gümrük kolaylığı sağladığında, aynı indirimden diğer ihracatçı ülkelerde otomatik olarak yararlanacaklardır. Bu sebeple ilke ile, belli bir ülkeye üstünlük sağlanmamakta, Anlaşmaya taraf tüm ülkeler eşit işleme tabi tutulmakta, böylece uluslararası pazarlarda ihracatçılar eşit gümrük vergi yükü ile karşılaşmaktadırlar.

           10.2 Piyasa Mekanizmasına Bağlılık İlkesi

            DTÖ üyesi ülkeler, sanayilerini sadece gümrük tarifeleri ile koruyacaklar ve bu amaçla diğer önlemlere başvurmayacaklardır. Dolayısıyla ithal kotalarının yerli sanayinin korunması amacıyla kullanılması yasaklanmıştır. Miktar kısıtlamalarının istisnai olarak hangi şartlarda ve kimler tarafından kullanılabileceği, ayrıca belirtilmiştir.

            DTÖ’nün dayandığı bu temel ilke, tarifelerin diğer koruma araçlarına göre piyasa mekanizmasına daha uygun olmasıyla açıklanabilir. Çünkü gümrük vergileri, ekonomide serbest piyasa düzeninin işleyişini temelde aksatmaz. Vergi sonucunda gümrüğe tabi malın iç fiyatı tarife oranı kadar yükselir ama tüketici bu malı yüksek bir bedel karşılığında her zaman satın alabilir. Kota uygulamasında ülkeye mal girişi kesin olarak kısıtlandığı için tüketici, çok yüksek fiyat ödemeye razı olsa bile, istediği malı bulamaz. Bu durum ekonomide karaborsa ve kaçakçılığı teşvik ederek toplumsal düzeni bozar. Kotalar, dış rekabeti tamamıyla ortadan kaldırır. Bu sebeple yerli üreticileri tekelciliğe yöneltir. Tarife uygulamasında az da olsa ülkeye ithal malı girer ve bu durum ithal ikamesi sanayi dallarını terbiye eder.

            10.3 Ticaret Savaşına Karşı Çıkma İlkesi

            Bu ilke, DTÖ üyelerinin ticarete zarar vermekten kaçınmalarına ve ortaya çıkabilecek sorunların danışmalar ile çözümlenmesine ilişkindir.

            Uluslararası ticarette, taraflar arasında koruma bazen koruma savaşına dönüşerek, dünya ticaretinin büyük ölçüde daralması sonucunu doğurabilmektedir. Bu alanda getirilen ilke, ticaret savaşı değil, karşılıklı görüşmeler yoluyla koruma savaşına son vermektir.

            Üyeler arasında anlaşmazlık çıkması durumunda, DTÖ’nün bir arabulucu olarak görev yapması öngörülmektedir. Uluslararası ticaretten zarar gören veya zarar görme tehditi altına giren her üye ülke, kendisi önlem almadan önce DTÖ kurallarına uyulmasını sağlamak amacıyla örgüte başvurma hakkına sahiptir. Böylece akit taraflar, herhangi bir ticari uyuşmazlık karşısında DTÖ’nün danışma, uzlaştırma ve görüş farklılıklarını giderme fonksiyonlarından yararlanabilirler.

            10.4 Ticaret Kısıtlamalarını Giderek Azaltılması İlkesi

            Bu ilke, üye ülkelerin ticareti serbestleştirmek amacıyla zaman zaman tarife indirimleri yapmalarını ve diğer ticareti kısıtlayıcı önlemleri azaltmak için kendi aralarında görüşmelerde bulunmalarını öngörmektedir. Bu konuda, Kennedy ve Tokyo görüşmeleri oldukça başarılı olmuş ve tarifeler büyük ölçüde azaltılmıştır.

 

            11. Dtö’nün İlkeleriden İstisnalar

            Yukarıda belirtilen temel ilkelerinden, bölgesel iktisadi birleşmeler, dış ödeme güçlükleri içinde olan ülkeler, gönüllü ihracat kısıtlamaları ve sınır-kıyı ticareti konularında bazı istisnalar vardır.

            11.1 Bölgesel İktisadi Birleşmeler

            Dünya ticaretinin serbestleştirilmesi, DTÖ’nün faaliyetleri ile küresel yaklaşımlarla olduğu gibi, bölgesel iktisadi birleşmeler yoluyla da olmaktadır. Ancak, bölgesel iktisadi birleşmeler, bölgeyi oluşturan ülkeler arasındaki kısıtlamaların kaldırılmasını sağlarken, üçüncü ülkelere karşı yeni kısıtlamalar getirmektedir. Dolayısıyla, bölgeselleşme bir anlamda yeni korumacılık demektir.

            Genel Anlaşma’nın 24. maddesinde düzenlenen gümrük birlikleri ve serbest ticaret bölgeleri gibi bölgesel iktisadi birleşmeler yaratmaya yönelik anlaşmalar, bu temel ilkenin uygulama alanı dışında bırakılmıştır. Bir grup ülke kendi aralarında bu tipte bir ekonomik birleşme kurmaya karar vermiş ve Anlaşma’da öngörülmüş şartları da yerine getirmişlerse, gümrük indirimleri ile miktar kısıtlamalarının kaldırılması, sadece birleşmeye dahil olan ülkeler için geçerli olacaktır. Ekonomik birleşmenin gerçekleşmesi ile birleşmeye giden ülkeler arasında serbest dış ticaret sağlanmakta fakat birleşme dışında kalan DTÖ üyelerine ayırımcı bir politika izlenmektedir. Aslında bu durum, en çok kayrılan ülke ilkesine terstir.

            Bu tip ayırımcı bir politikanın uygulanabilmesi, iki şarta bağlanmıştır:

·       Birleşmeyi öngören anlaşma belli sürede gerçekleştirilmelidir. Bu konuda üye ülkeler, diğer DTÖ üyelerine bilgi vermek ve bu süreyi açıklamak durumundadırlar. Bölgesel iktisadi birleşmede ortaya çıkacak yeni durumlardan tüm DTÖ ülkeleri haberdar edilmelidir.

Eğer diğer ülkeler, bir bütün olarak gerçekleştirilmesi öngörülen birleşmenin süresine itiraz ederlerse, birleşmeye giden ülkeler süreyi yeniden belirlemek veya birleşmeden vazgeçmek zorundadırlar. DTÖ üyesi ülkelerin yaklaşık dörtte üçü, bugün belli seviyede bir ekonomik birleşmeye üyedir. Dolaysıyla, ekonomik entegrasyon amacıyla DTÖ’nün en çok kayrılan ülke ilkesinden istisnaya, sistem içinde çok fazla başvurulmaktadır.

            11.2 Dış Ödeme Zorlukları İçinde Bulunan Ülkeler

            Bir ülke dış ödemeler dengesinde zorluklar ile karşılaşıyor ise, bu durumda ithalatına kota uygulayabilir. Fakat uygulama mutlaka geçici olmalı ve diğer DTÖ üyelerinin ticari ve ekonomik çıkarlarına zarar vermemelidir. Ödemeler dengesindeki güçlükler giderildiği zaman, kısıtlamalar kaldırılmalıdır.

            Genel Anlaşma’ya göre geçici ödemeler dengesi zorluğu çeken ülkelerin bir süre için ithalatlarını kısıtlamaları mümkündür. Bu çerçevede Genel Anlaşma’da gelişmiş ülkeler için 12 nci madde, GYÜ’ler için ise 18/B maddesi yer almaktadır. Ödemeler dengesi sorunlarıyla ilgili olarak GATT içinde özel bir komite mevcuttur. Komite, başvuruda bulunan ülkenin durumuna göre ayrıntılı bir araştırma gerçekleştirmekte ve bunun için IMF ile de işbirliği yapmaktadır. Çok sıkı kurallara tabi 12 nci madde uygulamada çok az kullanılmış ise de, GYÜ’ler 18/B maddesini sürekli istismar etmişlerdir. Genel Anlaşma’nın 18/B maddesine göre uygulanan kota ile bir üründen ithal edilebilecek olan miktar, dolaysız olarak sınırlanmaktadır. Bu sebeple kota bağlayıcı olduğu sürece, ekonomideki ayarlama yurtiçi fiyatın yükselmesi ile sağlanmaktadır. Kota gümrük vergisine eşdeğer bir etkiye yol açmaktadır. Kota kârlarından yararlanacak kesim, genelde gümrük vergisinden yararlanacak kesimden farklı olmaktadır.

Bu istisna, gelişme yolunda olan ve döviz darboğazıyla karşılaşan ülkeler lehine genişletilmiştir. Çünkü bu ülkeler, kalkınma dönemlerinde ekonomi politikaları gereği zaman zaman kota uygulamalarına başvurmak zorunda kalabilmektedirler. Bu istisna ile Genel Anlaşma, GYÜ’ler için daha çok geçerli olan genç sanayiler tezi ile ödemeler dengesi sorunlarını bu ülkeler lehine düzenlemiştir. DTÖ, gelişme yolunda olan ülkelerin karşılaşmış oldukları dış dengesizlik ve döviz darboğazıyla ilgili konularda, IMF’nin verilerinden yararlanmaktadır.

            GATT sistemi 1948 yılında kurulduğu zaman, uluslararası ticarete getirilen en büyük engel, kotalardı. Özellikle 1950’li yıllarda GATT üyelerinin üçte ikisi ödemeler dengesini sağlamak için bu araçtan yararlanmaktaydı. Fakat 1958’lerde Batı Avrupalı ülkelerin büyük bir bölümü paralarını konvertibl yapınca, ödemeler dengesi amacıyla miktar kısıtlamalarını istisnalar dışında uygulamamışlardır. Bununla beraber bazı tarımsal ürünlerde, tekstil, giyim sanayi ve demir-çelik mamullerinde kotalara başvurmuşlardır. Bu ürünlerin bir kısmı, Gelişmekte olan ülkelerden ihraç edilmektedir. Sanayileşmiş GATT üyeleri günümüzde, bu istisnalar dışında daha çok ek ithal vergilerini, miktar kısıtlamaları yerine kullanmaktadırlar. Çünkü bu tip uygulamalar, kotalara göre dış ticareti daha az kısıtlamaktadır. Sınai ürünlerde kota uygulayan sanayileşmiş ülkeler, bunu daha çok damping ve pazar bozulması gerekçelerine dayandırmaktadırlar.

            Bir ülke ithalatına miktar kısıtlaması uygularken üç noktaya dikkat etmelidir:

    Miktar kısıtlamaları mümkün olduğu ölçüde gerekli ürünlerle sınırlı olmalıdır,

    Diğer üye ülkelerin ekonomik ve ticari çıkarlarına asgari seviyede zarar vermelidir,

    Küçük miktarlardaki ithal mallarına kota uygulanmalıdır

            11.3 Gönüllü İhracaat Kısıtlamaları

Bu istisna, DTÖ’nün temel ilkelerinden gümrük tarifelerinin tek koruma aracı olarak kullanılması ve koruma amacıyla miktar kısıtlamalarına başvurulması prensibinden bir sapmadır. Bu tür anlaşmalar 1970’li yıllarda, özellikle ABD ve AT tarafından sıkça uygulanmıştır. Aslında gönüllü ihraç kotaları yabancı üreticilerle rekabet edemeyen ithalatçı ülkeler tarafından yerli üreticileri korumak amacıyla ihracatçı ülkelere yapılan baskı sonucunda ortaya çıkmıştır. İhracatçı ülkelerin kendi istekleri ile ihracatlarını kısıtlamalarında, ithalatçı ülkenin politik nüfuzunu kullanması önemli bir etkendir. Nitekim 1960’ların ortalarında ABD, Japonya’dan tekstil ürünleri ihracatını sınırlandırmasını istemiş, aksi takdirde tekstil ithalatına uyguladığı gümrük vergilerini arttıracağını belirtmiştir. Bunun üzerine Japonya, ABD’e yönelik tekstil ihracatına gönüllü kota uygulamak zorunda kalmıştır.

            11.4 Sınır-Kıyı Ticareti

Bu ticaretten amaç, herhangi bir birleşmeye gitmeden ortak sınırlara sahip ülkeler arasında belli miktarda malların serbest bir şekilde geçişini sağlamaktır. Sınır şehirlerindeki halkların kendi ihtiyaçlarını karşılıklı olarak ucuz temin etmesini amaçlamaktadır. Şüphesiz burada sınır ticaretinin, en çok kayrılan ülke ilkesini tehlikeye sokmayacak ölçüde olması gerekir.

 

            12.DTÖ’nün Çok Taraflı Ticaret Görüşmeleri

            GATT çerçevesinde yapılan tarife indirimi turlarına Çoktaraflı Ticaret Görüşmeleri yada Ticaret Turları denir. GATT'ın kurulduğu tarihten DTÖ 'nün kurlduğu 1995 yılına kadar sekiz adet  Çoktaraflı Ticaret Görüşmesi düzenlenmiştir.

            12.1 Cenevre 1947 Görüşmeleri

            GATT'ın birinci tur tarife indirimi görüşmeleridir. Bu görüşmelerde ithalatın yüzde 53.6'sı indirime konu olmuş, görüşmeler sonucunda yüzde 35 oranında ortalama tarife indirimi sağlanmıştır. Bu görüşmeler esas olark  10 Nisan- 30 Ekim 1947 tarihleri arasında yapılmıştır. Bu karşılıklı tarife indirimi görüşmelerinin sonunda 30 Ekim 1947'de GATT imzalanmıştır.

            12.2 Annecy 1949 Görüşmeleri

            GATT'ın ikinci tur tarife indirimi görüşmeleridir. Bu görüşmelerde de madde bazında indirimler sağlanmıştır. Görüşmeler sonucunda ithalatın çok küçük bir oranı görüşme konusu yapılmış ancak, yüzde 35.1 oranında ortalama tarife indirimi sağlanmıştır.

            12.3 Torquay Görüşmeleri

            GATT'ın üçüncü tur tarife indirimi görüşmeleridir.Görüşmeler 1950 ve 1951 yıllarında yapılmıştır. Görüşmeler sonucunda ithalatın yüzde 11.7'lik bir oranı görüşme konusu yapılmış, yüzde 26 oranında ortalama tarife indirimi sağlanmıştır.

            Türkiye GATT'a bu üçüncü GATT konferansında üye olarak katılmış ve 1953 tarihli bir yasa ile de bu katılımı onaylamıştır. Bu tarihten sonra Türkiye, gümrük tarife cetvellerine akdi tarife stunu ekleyerek GATT kapsamında indirimli tarife uygulamaya başlamıştır. 

            12.4 Cenevre 1955-1956 Görüşmeleri

            GATT'ın dördüncü tur tarife görüşmeleridir. Bu görüşmelerde İndirim kapsamındaki ithalattan alınan vergilerin yüzde 16 oranında indirilmesi kabul edilmiştir. Bu oran ortalama tarife indirminde yüzde 15.6' dır.

            12.5 Dillon Görüşmeleri

            GATT'ın 1961-1962 yılları arasında Cenevre'de yaptığı beşinci tur görüşmelerdir. Bu görüşmelerde yedi sanayileşmiş ülkenin birincisi olan ABD, diğer altı ülke ile olduğu gibi, sanayileşmiş 11 ülke ve AET ile de tarife görüşmeleri yapmış ve 1960 yılı baz alınarak, ithalat tutarı 2 milyar doları bulan bazı ürünler üzerinden alınan vergilerde indirime gitmeyi kabul etmiştir. Bu vergilenebilir ithalatın yüzde 20' si oranında bir indirim demektir.  Ortalama yüzde 12 tarife indirimi sağlanmıştır.

            12.6 Kennedy Görüşmeleri

            Kennedy görüşmeleri 1964-1967 yılları arasında gerçekleştirilen altıncı GATT turu görüşmeleridir. Kennedy görüşmelerinin başlatılmasında ABD- AET ilişkileri önemli rol oynamıştır. AET'nin kurulmasıyla, üye ülkelerin dışa karşı uyguladıkları ortak gümrük tarifesinden kurtularak Amerikan mallarının tekrar AET piyasasına serbestçe girmesini sağlamak, ABD açısından önem kazanmıştı. Bunun yolu gümrük tarifelerinin kaldırılmasından geçiyordu ve gerçekleşmesi ABD ile AET'nin birbirlerine karşılıklı ödünler vermesine bağlıydı. ABD Kongresi, bu düşünceden hareketle, 1962 yılında Ticareti Geliştirme Yasasını kabul ederek, Başkana ithalattan alınan gümrükleri % 50 oranında indirme yetkisini verdi. Bu yeni yaklaşım o güne kadar yalnız madde bazında yapılan indirimlerin bu kez genel olarak gerçekleştirilmesini sağladığı için önemli bir aşamadır.

            ABD Kongresinin, Başkana tanıdığı yetkiler ve ABD'nin ithal mallarına sağladığı ödünler, Avrupa ülkelerini harekete geçirmiş ve yeni bir GATT turunun başlamasını sağlamıştır.

            Kennedy görüşmeleri, AET ülkelerinden kaynaklanan sorunlar nedeniyle, görüşmeler sonucunda alınan kararların yetersiz kalması sonucunu doğurmuştur. Daha çok tarım ürünlerinin serbest ticareti konusu, görüşmelerin en önemli uzlaşmazlık konusu olmuştur.

            Kennedy  görüşmelerinin sonuçları şunlardır:

    Taraflar, Dünya ticaretinin yaklaşık %75'ini oluşturan maddelerde tarife indirimini kabul etmişlerdir.

    Belli başlı gelişmiş ülkeler, hububat, et ve süt ürünleri dışında, vergiye tabi ithalatta %70'e yakın tarife indirmi gerçekleştirmişlerdir.

    Tarım kesiminde tarife indirimleri engellerle karşılaşmıştır. Sonuçta, buğdan taban ve tavan fiyatlarını belirleyen bir anlaşma imzalanmış, bazı tarım ürünlerine uygulanan gümrük vergileri de indirilmiştir. Et ürünlerini kapsayan ikili anlaşmalar yapılmış ancak süt ürünlerinde önemli bir gelişme sağlanamamıştır.

    Kennedy görüşmelerinde gelişmiş ülkeler oldukça geniş kapsamlı istisna listeleri düzenlemişler, bir kısım önemli maddeleri görüşme dışı bırakmışlardır.

    Az gelişmiş ülkelerin başlıca ihraç ürünlerinin ortalama %80'ini kapsayan bir bölümü tarife indirimlerine konu olmuştur.  Ancak, bu görüşmelerin sonuçları, az gelişmiş ülkeleri tatmin etmemiştir.

            12.7 Tokyo Görüşmeleri

            1973-1979 yılları arasında gerçekleştirilen yedinci tur görüşmeleridir. 1970'lerin ortasında baş gösteren dünya ekonomik buhranı, Kennedy görüşmelerinde varılan kararları uygulanamaz hale getirmiş, yeni çok yanlı görüşmelerin başlaması gündeme gelmiştir.

            Görüşmelerde ulaşılan sonuçlar şöyle özetlenebilir:

            1)1980- 1987 döneminde ortalama %30 oranında, yıllık eşit oranlar halinde tarife indirimleri gerçekleştirilecektir.

            2) Tarife dışı engellerle ilgili 6 kod imzalanmıştır. Bunlara göre:

    Devlet Alımları Kodu: Sivil ithalatta devletin ve resmi kuruluşların yerli üreticiyi kayırıcı işlemler yapması yasaklanmıştır.

    Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Vergiler Kodu: İhracaatın sübvansiyonu dışında tüm diğer sübvansiyon uygulamaları izne bağlanmış, bunun için karşı tarafa zarar vermeme koşulu konmuştur. Ayrıca bu türde sübvansiyonların yarattığı haksız rekabet karşısında telafi edici verginin alınabilmesi de belli kurallara bağlanmıştır.

    Gözden Geçirilmiş Anti- Damping Kodu: GATT üyeleri, Kennedy Turu'nda kabul edilen Anti-Damping Kodu'nu gözden geçirerek kabul etmişler ve damping yapan ülkelere karşı Anti-Damping Vergisi uygulaması getirmişlerdir. Buna göre gerekli araştırmalar sonucu bir devletin damping uyguladığı kanısına varılırsa, damping miktarına eşit yada bundan daha az tutarda anti-damping vergisi, zarar gören devletçe uygulanabilir.

    Ticarette Teknik Engeller Kodu (Standart Kod): Ticarette teknik engeller kodu ile ithal mallarına yurt içinde üretilen benzer mallara uygulanan standartların uygulanması ve tüm kaynaklardan yapılan ithalatın aynı işleme tabi olması öngörülmüştür. Koda katılan ülkeler, sağlık, tüketicinin ve çevrenin korunması veya diğer amaçlarla teknik düzenlemeler uygulayarak ticarete gereksiz engeller çıkaramazlar. Standart Kod, 1 Ocak 1980' de yürürlüğe girmiş ve Koda Türkiye gözlemci statüsünde katılmıştır. 

    İthal Lisans Usulleri Kodu: Kod ile ithal lisanslarının temel ilkeleri saptanmış, ayrımcı uygulamalar önlenmek istenmiştir. Koda taraf ülkeler, dış ticarete engel olan ithal lisans uygulamalarına başvuramazlar ve bu konuda basit, açık ve tarafsız ithal lisans usullerini kabul etmek zorundadırlar. İthal lisansları ayırımcı bir işleme yol açamaz. Koda katılan ülkeler, bu konuda ayrıntılı milli mevzuatlarını GATT'a bildirmekle yükümlüdürler. Türkiye Koda gözlemci statüsünde katılmıştır.

    Gümrük Değeri Anlaşması:Tokyo görüşmelerinde her ülkenin kendine göre farklı gümrük değerini belirleme mevzuatı vardı. Bu durum, gümrük vergisine esas olacak matrahın belirlenmesinde ülkeler arasında farklılık, haksız rekabet ve güçlükler doğuruyordu. 12.04.1979 tarihinde imzalanan ve 01.01.1981'de yürürlüğe giren bu Kod ile gümrükler açısından malların açık, tarafsız ve tek bir sistem içinde değerlerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bunun için, Gümrük İşbirliği Konseyi'nin gözetiminde çalışan bir Gümrük Kıymetleri Teknik Komitesi kurulmuştur.

            12.8 Uruguay Görüşmeleri

        GATT görüşmeleri içinde ele alınan konular, katılan ülkelerin sayısı ve alınan kararlar bakımından en kapsamlı olanıdır. Görüşmeler 1986-1994 yılları arasında yapılmıştır. En uzun süren görüşme zinciridir. Aslında 4 yıl sürmesi planlanmıştı, ancak ABD ile AB arasında, özellikle ABD ile Fransa arasında tarım ürünleri ticaretinin serbestleştirilmesi ve tarıma verilen sübvansiyonların kaldırılması konularında çıkan derin görüş ayrılıkları nedeniyle 4 yıl uzamıştır. DTÖ’nün kuruluşu da dahil olmak üzere birçok alanda yeni kararlar alınmıştır. Bunlar aşağıda sıralanmıştır.

 

            12.8.1 DTÖ ve İthalat

            Genel Anlaşmanın ekinde İthalatla ilgili Çoktaraflı Anlaşmalar yer almaktadır. Bunlar:

            Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması (GATT 1994),

Tarım Anlaşması,

Bitki ve Hayvan Sağlığı Önlemleri Uygulama Anlaşması,

Tekstil ve Giyim Anlaşması (ATC),

Ticarette Teknik Engeller Anlaşması,

Ticaretle Bağlantılı Yatırım Önlemleri Anlaşması (TRIMs),

Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşmasının (GATT 1994)

  maddesinin tatbikine dair anlaşma,

Sevk Öncesi İnceleme Anlaşması,

Menşe Kuralları Anlaşması,

İthalat Lisansları Anlaşması,

Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler Anlaşması,

 

            12.8.2 DTÖ ve Hizmet Ticareti

            Uruguay Turu Nihai Senedi içinde yar alan Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS) ve Ekleri ile üye ülkelerin çok çeşitli ve karmaşık milli mevzuatına göre yürütülen hizmet ticaretine bir çerçeve düzenleme getirilmiştir.

            Bu anlaşma GATT 1947'nin hizmet sektörünü kapsayan bir uzantısı olarak görülebilir. Tokyo Turu sonuç belgesinde ve ABD'nin 1973 Ticaret Yasası doğrultusunda ABD'nin talebi ile hizmetlerin görüşmelere alınması önerilmiştir. Mallardan ayrı olarak hizmetlerin de liberalizasyonu konusu, grup teklifleri haline getirilerek 1991 Dunkel Taslağı'na konulmuş ve daha sonra Nihai Senete bağlanmıştır.

            Bu anlaşma ile, GATT'la mal ticaretinde olduğu gibi, GATS'la da hizmet ticaretinde liberalleşme ve hizmet ticareti hacminin artması beklenmektedir. Ayrıca bu anlaşma ile, doğrudan yabancı sermaye yatırımları düzenlenmekte, insani hizmetlerin ve elektronik verilerin sınırlar ötesine  geçiş kuralları belirlenmekte ve bundan böyle yapılacak Çok Taraflı Ticaret Görüşmelerinde de hizmetler ticareti konularının ele alınarak genişletilmesi öngörülmektedir.

            GATS, GATT'a paralel olarak, En çok Kayrılan Ülke İlkesini devam ettirmekte ve bunu şartsız ve genel bir yükümlülük olarak belirlemektedir. Gelişmekte olan ülkelerin katkısının giderek artacağı tespit edilmiştir.

            Hizmet ticaretinde iktisadi birleşmeleri kayırıcı tüm önlemlerin giderek ortadan kaldırılmasını öngörmektedir.

            GATT'ın Ayırım Gözetmeme ilkesinin hizmetler ticaretinde de DTÖ anlaşmasını yürürlüğe girmesinden itibaren üç yıl içinde sonuçlandırılmasını şart koşmuştur.

GATT, sadece mal ticaretini düzenlemiş, hizmet sektörü sistem dışında bırakılmıştır. Son yıllarda teknolojik yeniliklerin katkısıyla bu sektör büyük gelişme göstermiş ve hizmet ticareti önemli artışlar kaydetmiştir. Bazı hizmetler diğer malların üretimi ve ihracatı için vazgeçilmez bir nitelik kazanmış, mal ve hizmet ticareti iç içe geçmiştir. Fakat hizmetlere ilişkin milli mevzuatlar, çeşitli kısıtlayıcı hükümlerle doludur. Hizmetlerin, kullanılan teknolojinin ve bu alandaki gelişmelerin ülke kalkınmasına etkisi büyüktür. Hizmet sektörünün çok taraflı ilke ve kurallar dışında kalmasının sakıncalı olması yüzünden, konu Uruguay Turu görüşmelerinde ele alınmıştır.

Hizmet sektörünün nisbi ağırlığı, hem işgücü kullanımı hem de katma değer açısından bütün ülkelerde zamanla artmıştır. Uluslararası taşımacılık, turizm, sigortacılık, bankacılık, reklamcılık, inşaat, mesleki ve haberleşme vb.ni kapsamaktadır. Uruguay Turu Nihai Senedi içinde yer alan Hizmetler Anlaşması ile, üye ülkelerin çok çeşitli ve karmaşık milli mevzuatına göre yürütülen hizmet ticaretine bir çerçeve düzenleme getirilmiştir.

Nihai Senet’in bir parçasını oluşturan Hizmetler Anlaşmasının üç kısmı vardır.

·       Birincisi, bir tarafın topraklarından diğer tarafın topraklarına sağlanan hizmetleri (turizm), bir tarafa ait kuruluşların, bir başka tarafın topraklarında sağladığı hizmetleri (bankacılık), bir tarafın vatandaşlarının bir başka tarafın topraklarından sağladığı hizmetleri (inşaat projeleri, danışmanlık) kapsar.

·       İkincisi, genel yükümlülükleri ve ilkeleri belirler. Esas olan, en çok kayrılan ülke yükümlülüğüdür. Taraflardan her biri, diğer tarafın hizmet sağlayanlarına, bir başka ülkenin benzer hizmet sağlayanlarından daha az kayrılan bir statüyü uygun göremez. En çok kayrılan ülke prensibinin her hizmet faaliyeti için mümkün olamayacağı bilindiği için, taraflar özel istisnaları gösterebilirler. Bu tür istisnaların şartları beş yıl, normalde on yıllık süre sonunda gözden geçirilecektir.

·       Üçüncüsü, genel yükümlülük olmayan fakat milli programlar çerçevesinde taahhüt edilmiş olan milli işlemler ile girişler konusunda hükümler içerir. Böylece, piyasaya girme durumunda tarafların her biri, diğer tarafların hizmetlerine ve bu hizmeti sağlayanlarına, kendi programında anlamaya varılan ve belirlenen kısıtlamalar ve şartlar çerçevesinde sağlanandan daha az kayrılan bir statüyü uygun görmeyecektir. Piyasaya giriş hükmünün amacı, hizmet sağlayanların sayısında ve toplam değerinde, toplam hizmet işlemlerinin ya da istihdam edilen toplan personel sayısında yapılan kısıtlamaları zaman içinde ortadan kaldırmaktır.

Uruguay Turu öncesinde, dünya ekonomisinde bankacılık, sigortacılık, taşımacılık, turizm, danışmanlık ve haberleşme hizmetlerini düzenleyen uluslar arası ticaret kuralları yoktu. Ülkeler, bu sektörleri dış rekabetten kendi mevzuatlarına göre korumakta idiler. Hizmetler sektörü ile ilgili olarak Uruguay Turu’nda alınan kararlar sonucunda, anti-damping önlemleri ve milli ayrıcalık gözetmeme prensiplerinin bu sektörlere de uygulanması konusunda anlaşmaya varılmıştır. ABD ve Avrupa Birliği arasında bir uzlaşma oluşamadığı için, mali hizmetler ve deniz taşımacılığı hakkında bir anlaşmaya varılamamıştır. Ayrıca, başta ABD olmak üzere dünyada hızla büyüyen film, müzik ve diğer eğlence sektörleri konusunda da bir uzlaşma sağlanamamıştır.

 

            12.8.3 DTÖ ve Fikri Mülkiyet Hakları (fmh)

Uruguay Turu Nihai Senedi ile halen yürürlükte bulunan GATT kurullarının FMH’nın korunmasına imkan verecek şekilde değiştirilmesi amaçlanırken, bu hakların uluslararası ticarete engel oluşturmaması gerektiği de vurgulanmıştır. Uruguay Turu Nihai Senedi’ndeki dış ticarete ilişkin FMH konusundaki Ticaret ile İlgili Fikri Mülkiyet Hakları Anlaşması, (Trade Related Intellectual Property Rights: TRIPS) ülkeler arasındaki iç düzenleme farklılıklarını gidermeyi, kapsam, koruma süresi, tanınan haklar ve şekil yönünden hakkın kazanılmasında ortak normları ve asgari standartları sağlamayı amaçlamıştır.

Anlaşma, fikri mülkiyet haklarının korunmasında ve uygulanmasında çok çeşitli standartların ve sahte malların uluslararası ticareti ile ilgili ilkeler ve yasal düzenlemelerin çok taraflı bir yapı kazanmamış olmasının, uluslararası ekonomik ilişkilerde önemli sorunlara sebep olduğunu belirtmektedir. Anlaşma, bir tarafın diğer bir tarafın vatandaşlarına sağladığı avantajı, tüm tarafların vatandaşlarına da tanınmasını zorunlu kılan, uluslararası fikri mülkiyet anlaşmasında bir yenilik olan en çok kayrılan ülke ilkesini de kapsamaktadır.

Telif hakları konusunda taraflara, edebiyat ve güzel sanatlarla ilgili çalışmaların korunması için 1971 Bern Anlaşmasındaki etik haklarının korunması zorunluluğunu getirmektedir. Fakat asli hükümlerine uyma zorunluluğu bulunmaktadır. Anlaşma, ne tür markaların korunacak ticari tasarımların da hizmet markaları olduğunu ve bu markaların sahiplerine verilecek hakların ne olacağını tanımlamıştır. Anlaşma, ticari ve hizmet markalarının kullanımı, koruma şartları, lisans ve yetki verilmesi ile ilgili bazı yükümlülükler getirmektedir. Yabancı markaların yerel markalarla birlikte kullanılması yasaklanmaktadır. Sınai tasarımlar, Anlaşma çerçevesinde on yıl süreyle korunacaktır. Korunan tasarımların sahipleri, korunan tasarımların kopyası olan bir tasarıma dayanan ya da o tasarımı içeren ürünlerin üretimini, satışını ya da ithalatını engelleyebileceklerdir.

Anlaşmada patentlerle ilgili olarak, 1967 Paris Anlaşmasına göre yükümlülük vardır. Ayrıca Anlaşma tüm teknolojik alanlarda, ister ürün isterse işlem halinde olsun tüm buluşların patentlerinin 20 yıl süreyle korumasını zorunlu kılmaktadır. Eğer buluşların ticari kullanımı kamu düzeni ya da ahlaki sebeplerle yasaklanmış ise, bu buluşlar patent hakları kapsamına alınmamaktadır. Bitki türlerinin ya patentlerle ya da “sui generis” sistemi (UPOV Sözleşmesi ile sağlanan üretim hakları gibi) ile korunması zorunludur.

Uruguay Turu kararlarına göre DTÖ’ne üye ülkeler, ihtiyaç duydukları patent veya uygun teknolojiyi, acil durumlarda ya da ticari olmayan kamusal amaçlı kullanımlar için patent sahibinin olurunu almaksızın kullanabileceklerdir. Ancak patenti kullanan ülke, bu gibi durumlar için patent sahibi ülkeye bir bedel ödeyecektir. Ticaret İle İlgili Fikri Mülkiyet Hakları daha önce 10 yıl olan patent korunmasını, ürünün icat edildiği yere, ithal edilip edilmemesine, yurt içinde veya yurt dışında imal edilmesine bağlı olmaksızın 20 yıla yükseltmektedir. Telif hakkının en az 50 yıl korunması, bilgisayar programlarının ve senaryo yazarlarının ürünlerini tek bir kullanıcıya kiralama hakkına sahip olunması konularında da anlaşmaya varılmıştır. Ayrıca bu haktan, oyuncular ve prodüktörler de yararlanabileceklerdir. Uruguay Turu’nda alınan diğer kararlara göre; Avrupa’da şarap üreticileri için önemli olan tescilli markalar ve coğrafi göstergeler daha sıkı korunacak ve denetlenecek, yarı iletken dizaynların korunma süresi 10 yıl olacak ve ticari sırların izinsiz açıklanmasını önleyici önlemler alınacaktır. Bütün bu kurallar milli yasalar çerçevesinde yerli ve yabancı ürüne eşit muamele kuralına bağlı olarak uygulanacak ve anlaşmazlıkların çözümlenmesi için DTÖ çerçevesinde bir tahkim mekanizması kurulacaktır.

 

           12.8.4 DTÖ ve Anlaşmazlıkları Çözümlenmesi

Uruguay Turu sonuçlanmadan önce uyuşamazlık çözümleme süreçleri, hizmetler, fikri ve sınai mülkiyet hakları gibi önemli alanları kapsamakta ve ülkeler bu konuda GATT kapsamında yapılan tavsiyelere önem vermekteydiler. Genel Anlaşmadan kaynaklanan hak ve yükümlülüklerin yerine getirilmesinde ortaya çıkabilecek anlaşmazlıkları çok taraflı çerçevede çözüme kavuşturmak için, anlaşmazlıkların çözümüne ilişkin kurallar geliştirilmiştir. GATT’ın uyuşmazlıkları çözümleme sistemi, Aralık 1988’de Montreal’de yapılan Bakanlar toplantısında kararlaştırılan reformlardan sonra düzene sokulmuş ve güçlendirilmiştir.

GATT, akit taraflar arasında ticaret ihlalleri sonucu doğan sorunların çözümünde yetersiz kalmıştır. Bunun üzerine konu GATT Uruguay turu gündemine alınmıştır. Uruguay Turu’nun uyuşmazlıkları giderme kuralları, jürilerin oluşturulmasını ve İtiraz Merciine başvuru imkanlarını genişleterek, mevcut sistemi daha da güçlendirmiştir. Uruguay Turu’nun sonuçlanmasından sonra, anlaşmazlıklarda GATT kurallarının doğrudan uygulanmasını arttıran raporların kabul edilmesi ve uygulanışındaki gecikmeleri azaltıcı düzenlemeler yapılmıştır. Uyuşmazlık çözümlemede hakemliğe başvuru konusunda bağlayıcı hükümler kabul edilmiştir. Bunun yanı sıra tüm ticaret alanları için tek bir uyuşmazlık çözümleme sürecinin uygulanması kararı alınmıştır.

            DTÖ anlaşmasında yer alan Anlaşmazlıkların Çözümlenmesi Konusundaki Kural ve Yöntemleri Tespit Eden Mutabakat Metni ile "Anlaşmazlık Çözüm Organı" kurulmuştur. Nihai Senette DTÖ'ne üye ülkeler, ticaret kurallarının ihlaline karşı tek taraflı önlem alamayacaklardır. Üye ülkeler, anlaşmazlıkların çözümü için Nihai Senet ile getirilen sisteme ve bu sistemin gerektirdiği prosedürlere uygun davranmak zorundadır.

 

            12.8.5 DTÖ ve Ticaret Politikalarını Gözden Geçirme Mekanizması

            Ticaret Politikalarını Gözden Geçirme Mekanizması (TPRM) ilk kez Uruguay görüşmelerinde ele alınmıştır. DTÖ sisteminin işleyişini iyileştirme amacına yöneliktir. Üye ülkelerin ticaret politikaları ve uygulamalarının çok taraflı ticaret sistemi üzerindeki etkilerini 2, 4 veya 6 yıl gibi sürelerle düzenli olarak gözetlenir.

 

            12.8.6 DTÖ ve Tarife Dışı Kısıtlamalar

Gümrük tarifeleri, serbest dış ticarete getirilen önemli bir kısıtlama türü olup, hükümetlerin dış ticarete müdahale için kullandıkları klasik ve geleneksel bir dış ekonomi politikası aracıdır. GATT çerçevesinde gerçekleştirilen Çok taraflı Ticaret Görüşmeleri sonucunda, çeşitli tarihlerde gümrük tarifelerinde çok önemli indirimler sağlanmıştır. Bundan dolayı artık gümrük tarifeleri, dış ticarete müdahale aracı olarak çok daha az kullanılan ve fazla etkin olmayan bir araç durumuna gelmiştir. Ancak, 20’nci yüzyılın ikinci yarısından itibaren dış ticarette tarife dışı kısıtlamalar, önemli bir yer tutmaya başlamıştır.

Geniş anlamda tarife dışı kısıtlamalar, hükümetlerin gümrük vergisi dışında dış ticaret üzerinde daraltıcı etki yaratan kanuni, idarî, politik bütün uygulamalarıdır. Tarife dışı kısıtlama politikası ise, uluslararası ticarete konu olan mallar, hizmetler veya kaynakların potansiyel dünya reel gelirini artıracak şekilde tahsisine engel olan kamu veya özel kesim tarafından dış ticarete getirilen bütün kısıtlayıcı önlemleri kapsar.

Günümüzde tarife dışı kısıtlamaların gümrük vergilerinin yerini almaları ve korumacılık açısından tercih edilmelerinin iki nedeni vardır. Bunlardan birincisi, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra GATT’ın yürürlüğe girmesi ile birlikte, o tarihe kadar temel koruma aracı olan gümrük vergilerinin eski önemlerini kaybetmeleridir. Çok tarafı Ticaret Görüşmelerinde ortalama gümrük vergileri, yüzde 40’ladan yüzde 7’lere kadar düşmüştür. İkinci neden ise, gümrük tarifelerinin uygulama zorluğu ve yoğun bir bürokratik formaliteleri gerektirmesidir. Çoğu ülkede gümrük tarifesi uygulamak yasa ile olur. Ayrıca GATT kurallarına göre gümrük vergisinde yapılacak bir artış için diğer üye ülkelerle görüşmeler sonucunda tavizler verilmesi gereklidir. Çünkü, gümrük vergilerini gizli bir şekilde arttırmak mümkün değildir. Oysa tarife dışı engeller daha kolay uygulanabilirler.

Tarife dışı kısıtlamalar, gümrük tarifelerinden ayrı olarak dış ticarete müdahale için kullanılan araçların tümünü kapsar. Büyük çoğunluğu ithalat kısıtlamalarına yönelik olmakla beraber, ihracatın ve diğer döviz kazandırıcı işlemlerin teşvik edilmesi amacıyla da kullanılmaktadır.

Dünya ekonomisinde tarife dışı kısıtlamalar, gelişme yolundaki ülkelere karşı daha çok, gelişmiş ülkeler tarafından uygulanmaktadır.

Tarife dışı kısıtlama koyma eğilimi, son yıllarda küresel ticareti engelleyen önemli bir faktör olmuştur. Tarife indirimlerinde ulaşılan başarı bu alanda yetersiz kalmıştır. Oysa tekstil ve hazır giyim,kimya, deri, ayakkabı ve çelik gibi bazı mallar için tarifeler, tarife dışı kısıtlamalardan daha az önemlidir.Bu nedenle tarife dışı kısıtlamalar da sayılan alanlarda yoğunlaşmaktadır.

GATT’ın 1994’te biten Uruguay Turu ile tarife dışı kısıtlamalar uygulaması konusunda da sınırlamalara gidilmiştir. Tarife dışı kısıtlamaların Dünya ticaretini önemli ölçüde daralttığı bir gerçektir. Bu nedenle, tarife dışı kısıtlamaların kaldırılması da DTÖ’nün görevlerinden biridir.

Uluslararası ticarette miktar kısıtlamaları dışında oldukça fazla miktarda tarife dışı kısıtlamalar vardır. Bu kısıtlamaları ithal yönlü ve ihraç yönlü olmak üzere iki temel gruba ayırmak mümkündür. İthal yönlü tarife dışı kısıtlamalar, ithal mallarının yurt içi fiyatlarını yükselterek ithal malları yurt içinde üreten sanayicileri korur.

  Bunu için;

  Yabancı ihracatçılara veya dahili tüketicilere, ek vergiler uygulanır,

  İthal edilecek mal miktarı sınırlanır,

  Dış ticaret hacmini daraltmak amacıyla ithalatçılar veya yabancı ihracatçılar üzerindeki risk ve belirsizlikleri artıran yeni şartlar konur.

  Yukarıda sayılan tedbirlerden birkaçı birlikte uygulanır.

İhraç yönlü tarife dışı kısıtlamalar ise, suni olarak dış satışları artırmak için ihracata yapılan yardımlar ile ihracatın kısıtlanması için alınan tedbirleri kapsar. Tarifelerden farklı olarak tarife dışı kısıtlamalar, ihracat v ithalat üzerinde artan bir risk ve belirsizlik getirir. Bu kısıtlamalar, zaman içinde büyük değişiklikler gösterir, kesinliği yoktur ve geniş ölçüde idarî kararlara bağlıdır.

Tarife dışı kısıtlamaları genel olarak birçok uluslararası kuruluşun uyguladığı şekilde on iki grup altında incelemek mümkündür. Bunlar:

  Devletin dış ticarete müdahale politikası yoluyla belirli bazı mallarda dış ticarette tekel oluşturması ve bu malların ticaretini bizzat kendisinin yürütmesi,

  İhracatçı üreticilere maliyet azaltıcı yardımlar ve sübvansiyonlar,

  Hükümetlerin ve özel kuruluşların ithalatı kısıtlayıcı bürokratik engellemeleri,

  Selektif dolaysız vergiler,

  Selektif dahili yardımlar,

  Kısıtlayıcı gümrük işlemleri,

  Anti damping düzenlemeler,

  Kısıtlayıcı idari ve teknik düzenlemeler,

  İşletmelerin faaliyetlerini kısıtlayıcı uygulamalar,

  Yabancı yatırımlar üzerinde kontroller,

  Uluslar arası emek ve sermaye hareketlerini kısıtlayıcı politikalar,

  Selektif parasal kontroller ve ayırımcı döviz kuru politikaları.

  Diğer taraftan GATT Sekreteryası, tarife dışı kısıtlamaları kırk farklı kategoride sınıflandırmıştır. Bunların önemli bir bölümü, sınır kapısında ithal malların ülkeye girişini engellemeye veya sınırlandırmaya yönelik önlemlerdir. Bu önlemleri, yedi ana grup altında toplamak mümkündür:

  Miktar Kısıtlamaları (Kotalar)

  İhracatın Kontrolü

  Tarife Benzeri Önlemler

  Görünmeyen Engeller

  Fiyat Denetimleri

  Gözetleme ve İzleme Önlemleri

  Diğerleri

            Dünya ticaretinde en çok karşılaşılan tarife dışı kısıtlama türleri aşağıda açıklanmıştır:

           12.8.6.1 DTÖ ve İthalat Kotaları

Tarifeler, serbest uluslar arası ticarete getirilen önemli bir kısıtlamadır. Ancak ekonomide piyasa işleyişini aksatmaz. Tarifeler dışında miktar kısıtlamaları diğer bir deyişle kotalar, tarife dışı kısıtlamalar içinde en önemli olanıdır ve piyasa işleyişini aksatabilir. Kota, gümrük tarifesinden farklı olarak, ithalat miktar veya değeri üzerinde mutlak bir sınırlama getirir.

Kotalar çeşitli şekillerde uygulanır. Ülkenin ithalat miktarını belirleyen kotalara ithal kotası denir. Bir ülkenin belli bir süre içinde yapmayı planladığı ihracat miktarını sınırlayan kotaya da ihraç kotası denir.

Bazı kotalarda, kota sınırları içinde kalmak şartıyla ithalat ve ihracat her ülkeden yapılabilir. Sınıra ulaşıldıktan sonra ithalat veya ihracata izin verilmez. Bu tip kotalara global kotalar denir. Buna karşılık seçici kotalarda toplam hacim sınırı yanında ülke ayırımı da yapılır.

Diğer bir kota şekli de tarife kotalarıdır. Tarife kotasında ithal olunacak malın miktar veya değeri üzerine limit konur ve bu sınır içindeki ithalata düşük tarife uygulanır. Sınır aşıldığında ithalat yüksek tarifeden yapılır.

Kotalar dünyada ilk defa 1929-1930’lada uygulamaya konulmuştur. Tarifelerin daha eski tarihlere kadar gitmesinin sebebi, hükümetlerin tarifeler ile kolayca gelir elde etmek istemeleridir. Oysa kotalar, doğrudan gelir sağlayıcı bir fonksiyona sahip değildir. 1930 yılında dünyada ilk defa kota uygulayan ülke olan Fransa, buğday fiyatını kota ile yükselterek buğday üreticisini korumak istemiştir.

DTO sisteminde bazı şartlarda kota uygulamasına gidilebilir. Genel Anlaşmaya göre geçici ödemeler dengesi zorluğu çeken ülkeler, bir süre için ithalatlarını kısıtlayabilirler. Ödemeler dengesi sorunlarıyla ilgili olarak DTÖ içinde Ödemeler dengesi Komitesi vardır. Komite, başvuruda bulunan ülkenin durumuna göre ayrıntılı bir araştırma gerçekleştirir ve bunun için IMF ile işbirliği yapar. Gelişme yolunda olan ülkelerin kota başvurularının yüzde 80’i kabul edilmiştir.

Kota gümrük vergisine eşdeğer bir etkiye yol açmakta, fakat kota kârlarından yararlanacak kesim genelde gümrük vergisinden yararlanacak kesimden farklı olmaktadır.

DTO çerçevesinde kotalar, ithal yasaklarının yanında ithalatı izne tabi tutmayı veya şartlı ithal izinlerini de kapsamaktadır. DTO’ne göre ancak kamu güvenliği veya sağlığına zarar verme gibi durumlarda ithal yasakları tam olarak uygulanabilir. Şartlı ithal izinleri ise, bir malın ithalatına ancak ihracat yapma veya diğer yollarla döviz getirme gibi şartların gerçekleşmesi durumunda izin verilmesi sistemidir. İthalat şartlara bağlı olduğundan, ithal edilebilecek miktar kısıtlanmaktadır.

 

12.8.6.2 DTÖ ve İhracatın Kontrolü

Günümüz ekonomilerinde en önemli sorunlardan biri de, ihracatın arttırılmasıdır. DTO sisteminde ihracatın kontrolü de dış ticareti önemli ölçüde daraltan kısıtlamalardır ve bunların kademeli olarak azaltılarak tamamen ortadan kaldırılması hedeflenmektedir.

İhracatın kontrolünün uygulamada iki türü vardır: Bunlar, İhracat Kontrolünün İthalat Yapan Ülkenin İsteği Üzerine Uygulanması (Gönüllü İhracat Kısıtlamaları) ve İhracat Kontrolünün İhracat Yapan Ülkenin Kendi İsteği İle Uygulanması (ihracat yasakları ve ihracat lisansları) dır.

            12.8.6.2.1  Gönüllü İhracat Kısıtlamaları

İthalatçı yabancı ülkeler tarafından uygulattırılan ihraç kotaları, ithalatçı ülkenin uygulamış olduğu ithal kotaları ile aynı etkileri yaratır. Gönüllü ihracat kısıtlaması, ithalatçı ülkedeki yerli üreticileri yabancı üreticilere karşı korumak için uygulanır. Aslında bu kısıtlamaları gönüllü olarak isimlendirmek yanıltıcıdır. Örneğin,. AB ülkelerinin Türkiye çıkışlı bazı tekstil ve konfeksiyon ürünlerine mevcut anlaşmalara aykırı bir şekilde tek taraflı miktar kısıtlama koyma baskısı, Türkiye’yi bu ürünlerde sözde gönüllü bir ihracat kotası uygulamaya zorlamıştır.

Bu tür anlaşmalarla kendi iç piyasasını en fazla koruyan grup Avrupa Birliği, bu tür anlaşmalarla ihracatı en fazla kısıtlananlar ise Japonya, G. Kore ve çeşitli gelişmekte olan ülkelerdir.

Gönüllü ihracat kısıtlamaları eşdeğer bir kota uygulamasıyla benzer etkiler yaratır. Çünkü, ihracat miktarını, belirli bir süre içerisinde değer veya miktar olarak sınırlandıran bir anlaşmadır. Anlaşma, karşı ülkenin talebi üzerine bir hükümetin belli malların talepte bulunan ülkeye ihracatı üzerine kısıtlamalar getirir. İthalat miktarını düşürerek içi pazardaki fiyatların yükselmesine yol açar. Ekonomi dünya pazarlarını etkileyebilecek kadar büyükse, bu uygulama sonucunda dış pazarlardaki fiyatlar düşer. Yüksek iç Pazar fiyatları yerli üreticileri desteklerken, tüketiciyi olumsuz yönde etkiler.

            12.8.6.2.2 İhracat Yasakları veya İhracat Lisansları

Bir ülke belirli malların ihracını kendi isteği ile yasaklayabilir veya lisansa bağlayabilir. Bu yasaklamada siyasi, askeri ve ekonomik faktörler rol oynar. Örneğin, bazı silahların dost olmayan ülkelere ihracının yasaklanması ve ambargo konulması gibi. Bir ülke, yurt içinde kıt olarak üretilen her türlü hammadde, yarı mamul ve mamul madde ile gıda maddeleri ihracatını ise ülke içindeki ekonomik istikrarı bozmamak için kısıtlayabilir. Ayrıca, hammadde üretiminde monopolcü bir ülke, bu maddenin ihracatını kısıtlayarak, bu maddeden üretilen diğer ürünler üzerinde de monopol kurmak isteyebilir. Böylece sonuçta malın fiyatı yükselir, ihracatçının kazancı ise artar.

Türkiye’de ilkeleri her yıl yeniden belirlenen ihracat rejimleri ile bazı malların ihracı kısıtlanmıştır. Örneğin ihracat rejimleri ile buğday, arpa, yulaf, mısır, demir ve cevheri, ham manyezit, bitkisel ve hayvansal yağlar, canlı hayvanlar gibi malların ihracı izne bağlanmıştır. Bunların ihracatının lisansa bağlanması, aynı zamanda ülke ekonomisi için gerekli olan bu malların yurt dışına çıkartılarak ülke içinde arz darlıkları yaratmamaktadır. Bu arada fındık gibi Türkiye’nin dünyada en fazla üretimini yaptığı bir malda da zaman zaman kısıtlı arz politikası ile yüksek fiyatla ihracat amaçlanmaktadır.

 

            12.8.6.3 DTÖ ve Tarife Benzeri Önlemler

Gümrük tarifeleri gibi ithal mallarının fiyatlarını arttırarak ithalat hacmini daraltan bütün diğer kısıtlamalar tarife benzeri önlemler olarak kabul edilir. Bu önlemler arasında dolaylı vergiler en önemlisidir.

            12.8.6.3.1 Dolaylı Vergiler

Dolaylı vergiler, üretim veya satış aşamalarında bir mal üzerine konulan vergilerdir. Dolaylı vergiler, bütün mal ve hizmetleri kapsar. AB ülkelerinde uygulanan genel satış ve katma değer vergileri, bu tür vergilerdir. Selektif dolaylı vergiler nispeten daha az sayıda malı kapsar. Genel dolaylı vergilerdeki bir değişiklik bütün mal ve hizmetleri etkiler. Bunun sonucunda ekonomideki tüketim, yatırım, ihracat ve ithalat gibi global büyüklüklerde de değişmeler meydana gelir.

Genel dolaylı vergiler, genel olarak nihai fiyatlara yansıtıldığı için yerli üreticilerin rakipleri karşısındaki rekabet gücünü azaltır. Bu sebeple, yerli üreticilerin yabancılar karşısındaki rekabet gücünü koruyabilmeleri için ithal mallarından gümrük vergileri dışında yurt içinde uygulanan dolaylı vergiler kadar ek bir vergi alınır. İhracat esnasında ihracatçıya geri verilmesi mümkündür.

Ülkelerin vergi sistemlerindeki farklılıklar, zaman zaman dolaylı vergiler üzerinde büyük tartışmaların ortaya çıkmasına yol açmıştır. AB ülkelerinde vergi sistemi, esas olarak dolaylı vergilere dayanmaktadır. Buna karşılık ABD vergi sistemi, dolaysız vergilere daha çok önem vermektedir. AB ülkeleri, ABD’den olan ithalatlarında gümrük vergileri dışında, kendi ülkelerindeki dolaylı vergi farkını giderecek ölçüde ek bir vergi alırken, ABD’ye yapılan ihracatta daha önce tahsil edilen dolaylı vergileri ihracatçılara geri ödemektedirler. Aynı uygulamayı ABD yapamadığı için, bu durumdan zarar görmektedir.

            12.8.6.3.2 İthalat Teminatları

Dolaylı vergilerin dışında ithal teminatları da diğer bir tarife benzeri önlemdir. İthal teminatı, ithalatçının ithal edeceği mal bedelinin belli oranını ithalat öncesinde yetkili bankalara yatırmasıdır. İthal teminatı karşılığı olan paralar, ithal malları ülkeye gelinceye kadar yetkili bankalar veya merkez bankasında bloke edilir. Böylece ithalatçı elindeki likiditenin bir kısmını ithal teminatı olarak yatırdığı için ithalata ayıracağı fonlar azalır. Ayrıca âtıl bir kaynak olan bu fonlardan faiz geliri elde edemeyeceği için gelir kaybına uğrar. Bu fonların yetkili bankalarda bloke edilmesi, piyasada para hacmini sınırlandıracağı için ekonomide deflasyonist bir etki de yaratır. Bunun sonucunda genel talep hacmi ile birlikte ithal mallarına yönelik talepte bir düşme olur ve ithal hacmi küçülür. Ancak, ülkemizde ithalat teminatı uygulaması yürürlükten kaldırılmıştır.

12.8.6.3.3 Tarife Kotaları

Tarife kotaları, ilan edilen gümrük vergisinin (fiili vergi) ancak belli bir miktar ithalat için geçerli olması, bunun aşılması durumunda yasal vergi oranına kadar yavaş yavaş yükseltilmesidir. Vergi oranının yüksek olduğu mallar için uygulama, çok taraflı ticaret sistemi çerçevesinde yasal olarak yapılabilmektedir.

12.8.6.3.4 Mevsimlik Gümrük Vergileri

Mevsimlik gümrük vergileri özellikle tarım ürünleri için değişik mevsimlerde farklı ithal vergileri uygulanarak ortaya çıkmaktadır. Vergilerin yüksek tutulduğu mevsimler yerli üretimin bol olduğu döneler olup, böylece iç fiyatlardaki düşüşler önlenmektedir.

            12.8.6.3.5 İthalat Vergileri ve Fonları

Gümrük vergisine eşdeğer ithalat vergileri de bir tarife dışı kısıtlamadır. Türkiye’de 1993’e kadar belediye hissesi, damga resmi, destekleme fonu, maden fonu, konut fonu, ulaştırma altyapıları resmi gibi çok sayıda gümrük vergisine eşdeğer ithalat vergisi uygulanmıştır. GATT bu tür vergilere, ancak bir hizmet karşılığı tahsil edilmeleri ve ayırımcılık yapılmaması şartıyla izin vermiştir.

Diğer bazı vergiler ise 1993 yılı başında tek vergiye dönüştürülerek tarife konsolidasyonuna dâhil edilmiştir. Konut Fonu ise, 1996 yılında AB ile Türkiye arasında Gümrük Birliği’nin gerçekleştirilmesiyle, AB ülkelerinden yapılan sınai ürün ithalatında sıfırlanmıştır.

            12.8.6.4 DTÖ ve Görünmeyen Engeller

İthal hacmini doğrudan etkileyen bütün irâdi ve teknik düzenlemeler görünmeyen engellerdir. Günümüzde özellikle gelişme yolunda olan ülkelerin hızla sanayileşme arzuları, bu ülkelerin dış ticaret üzerindeki denetimlerinin artmasına yol açmıştır. Gelişmiş ülkelerin de dış ticareti düzenleme ve yönlendirme çabalarının yoğunlaşması görünmeyen dış ticaret engellerinin çoğalmasına sebep olmuştur. Bu engellerin uygulamada pek çok çeşitleri vardır. Paketleme ve etiketlemeye ilişkin düzenlemeler, sağlıkla ilgili kurallar, kalite standartları, sanayi standartları (ISO 9000 serisi gibi), gümrük işlemleri ve bu işlemlerle ilgili formaliteler, milli standart düzenlemeleri, lisanslar, menşe şehadetnameleri, sınırlardaki bürokratik işlemler, çeşitli sebeplerle konan ambargolar görünmeyen dış ticaret engellerine örnektir.

Son yıllarda görünmeyen engellerin özellikle yerli üreticileri korumak için gereğinden fazla çıkarılması üzerine GATT tarafından Ticarette Teknik Engeller Kodu (Standart Kod) hazırlanmıştır. Kod’a katılan ülkeler,ağlık, tüketicinin ve çevrenin koruması veya diğer amaçlar ile teknik düzenlemeler (standartlar) uygulayarak ticarete gereksiz engeller çıkarmayacaklardır. Standart Kod, 1 Ocak 1980’de yürürlüğe girmiştir. Kod’a üye ülkeler,bu konuda aldıkları önlemleri GATT’a bildirmek zorundadırlar. 1990’da 36 ülke Kod’u onaylamış, ancak henüz 2 ülke imzalamıştır. Türkiye dahil 21 ülke, Kod’da gözlemci statüsündedir.

           12.8.6.5 DTÖ ve Fıyat Denetımlerı

Bu tür kısıtlamalar değişken vergiler, asgari fiyat ve gönüllü ihracat fiyatı gibi uygulamalardır. Özellikle ortak tarım politikası çerçevesinde AB tarafından kullanılan değişken ithalat vergileri ile yurt içi fiyatın dünya fiyatındaki değişmelerden etkilenmesi önlenmek istenmektedir. Böylece gümrük tarife oranı iç fiyatı belirli bir seviyede sabit tutacak ve malın dünya fiyatında meydana gelen değişikliklerin etkilerini azaltacak şekilde değiştirilmektedir. Asgari fiyat uygulamasında ithal edilen malın fatura fiyatı ne olursa olsun, iç fiyata yakın bir bedel üzerinden ad valorem vergilendirilmesi suretiyle ithalat artışı engellenebilmektedir. GATT çerçevesinde bu kısıtlama ile mücadele için Tokyo Turu’nda bir Gümrük Kıymet Kodu kabul edilmiştir. Tokyo Turu esnasında her ülkenin kendine göre farklı gümrük değerini belirleme mevzuatı bulunuyordu. Bu durum, gümrük vergisine esas olacak malın matrahının belirlenmesinde ülkeler arasında farklılıklara ve haksız rekabete yol açmakta idi. 12.4.1979 tarihinde imzalanan ve 1.1.1981’de yürürlüğe giren Kod, ülkeler arasındaki bu farklılıkları ortadan kaldırmıştır.

Gönüllü ihracat fiyatı ise, ihracatçı ile yapılan ikili anlaşmayla ithal fiyatının belirlenmesidir. Bu karşılaştırmalı üstünlüklere aykırı bir uygulamadır.

            12.8.6.6 DTÖ ve Gözetleme ve İzleme Önlemlerı

Gözetleme ve izleme önlemleri; fiyat ve miktar araştırmaları ile anti-damping ve telâfi vergilerdir. Bunlar:

12.8.6.6.1 Fiyat ve Miktar Kısıtlamaları: Fiyat ve miktar araştırmaları, malın gümrüğe gelişinden sonra ithalata hemen izin verilmemesi ve bu sebeple ithalatın yavaşlatılması sonucunu doğurmaktadır.

12.8.6.6.2 Anti-damping ve telâfi edici vergiler: GATT 1947' nin VI’nci maddesi, uluslar arası ticarette haksız rekabete yol açan anti damping ve telâfi edici vergileri düzenlemektedir. Kennedy Turu sonucunda (1 Temmuz 1968) GATT Anti Damping Kodu hazırlanmıştır. Ancak ABD onaylamadığı için geçerlilik kazanamamıştır.

GATT’ın Tokyo Turu sonucunda ise GATT’ın 1968 tarihli Anti Damping Kodu, yeniden düzenlenerek 1980 yılında yürürlüğe konmuştur. Böylece, GATT’ın haksız rekabet ile ilgili maddelerine açıklık kazandırılmıştır. Yeni Kod, ithalatçı ülke sanayicilerinden gelecek haksız rekabet iddiaları karşısında yapılacak soruşturmanın esaslarını belirlemiş ve ülkeleri bağlayıcı düzenlemeler  getirmiştir.

GATT kurallarına göre, dampingden zarar gören ülkenin “anti damping vergisi” koyma hakkı ortaya çıkar.

            12.8.6.7 DTÖ ve İthalata Lisans Uygulamaları

GATT tarafından hazırlanan İthalat Lisans Usulleri Kodu’na taraf ülkeler, dış ticarete engel olan ithal lisans uygulamalarına başvurmayacaklar ve bu konuda basit, açık ve tarafsız ithal lisans usullerini kabul edeceklerdir. İthalat lisansları, hiçbir zaman ayırımcı bir işleme yol açamayacaktır. Ayrıca imzalayıcı ülkeler, bu konu ile ilgili ayrıntılı milli mevzuatlarını GATT’a bildireceklerdir. 1990 yılında Kodu 27 ülke onaylamış, 1 ülke ise imzalamıştır. Türkiye dahil 28 ülke de Koda gözlemci olarak katılmıştır.

            12.8.7DTÖ ve Damping

Damping, bir malın ülke içinde satıldığı fiyattan daha düşük bir fiyatla, dış piyasalarda satılmasıdır. Hatta bazen maliyet fiyatının altında bir fiyat uygulayarak uluslararası piyasaları ele geçirme amacını da taşır. Damping ucuz mal satmak değildir. Her ülke iç maliyet avantajlarını kullanarak Dünya piyasalarına ucuz mal satabilir. Damping, ithalatçı ülkenin potansiyel üretim gücünü zayıflatmak ve zarar vermek veya zarar tehdidinde bulunmak gibi bilinçli bir politika izlenilmesi nedeniyle doğar.

GATT kurallarına göre, bir ülke diğer üyelere karşı damping yapıp bir malı kendi iç Pazar değerinin altında bir fiyatla ihraç eder, ithalatçı ülkedeki üreticiler aleyhine o ülkedeki pazar payını arttırır veya iç pazardaki fiyat seviyesini düşürmemek amacıyla ülke içindeki satılmayan malları dış pazarlara ucuz fiyatlar ile satarsa, bundan zarar gören ülkenin anti-damping vergisi koyma hakkı ortaya çıkar. Bu vergi, ithalat dolayısıyla zarara uğrayan yerli sanayiciyi tatmin etmeye yönelik tarife dışı bir vergidir. Sadece, dampingli ithal mallarına karşı koruyucu önlem olarak, soruşturma sonucunda uygulanabilir. Bunun için, ithalatçı ülke sanayinin dampingden zarar gördüğünün kanıtlanması gerekir.

Bu zararların belirlenmesinde göz önünde tutulan kriterler ise, ithal malının fiyatının yerli pazardaki benzer ürün fiyatına göre düşük olması ve bunun için fiyatlarda yükselişi engellemesi, malın son yıllardaki ithalatının toplam içi üretim ve tüketime olan oranlarının artması, söz konusu ithalatın verimlilik, kârlılık, kapasite kullanımı gibi makro ekonomik göstergeleri olumsuz yönde etkilemesidir.

Damping tanımında yer alan piyasanın bozulması olayı 1959 yılındaki GATT Genel Kurulunda ele alınmış ve bunun şartları belirlenmiştir. Buna göre damping uygulaması ile bir ülkede pazarın bozulabilmesi için aşağıda belirtilen şartların gerçekleşmesi gerekir:

·     Belli ülkelerden belirli ürünlerin ithalatında çok hızlı ve önemli artışların olması veya potansiyel bir artış tehlikesinin bulunması,

·     İthal ürünlerin, ithalatçı ülkedeki benzer kalitedeki ürünlerin fiyatlarının çok altında bir fiyatla satılması,

·     Yerli üreticilerin bu durumdan şikayetçi olmaları veya bu ithalat yüzünden tehlikeli bir duruma düşmeleri,

·     Fiyat farklılıklarının hükümet müdahalesi sonucunda ortaya çıkmaması.

Dampingde esas konu, ticari ürünlerin fiyatları olduğu için bu durum, GATT içinde merkezi planlı ekonomiler açısından sorun yaratmıştır. Nitekim 1956 yılında Çekoslovakya, GATT’ın damping tanımının sosyalist ekonomiler için uygulanamayacağını öne sürmüştür. bU ülke, merkezi planlı ekonomilerde iç pazarda malların, üretim maliyetlerinin çok üzerinde  fiyatlarla satıldığını fakat bu ürünler ihraç edildiği zaman fiyatlarının iç fiyatların altında tutulduğunu belirtmiştir. Bunun üzerine GATT’ın 6’ncı maddesinin, sadece özel ticari işletmeler uygulanabileceği kabul edilmiştir.

1990 yılında yürürlükte bulunan 1980 tarihli Anti Damping Kodu’nu 37 ülke onaylamış, 24 ülkede gözlemci statüsü ile Kod’a taraf olmuştur. Bu Kodu kabul eden ülkelerin altışar aylık dönemler içinde geçmişte aldıkları anti damping kararlarını GATT’a bildirmeleri zorunludur.

Anti-damping vergisinin uygulanabilmesi için üç aşamalı bir soruşturmanın yapılması gerekir. Birinci aşamada ilgili hükümet; dampingli ithalatın ilgililere zarar vermesi, maddi zarar verme ihtimali yaratması, Pazar bozulmasına yol açması veya bir üretimin yapılmasını geciktirmesi üzerine bir soruşturma başlatır. İkinci aşamada, ilk toplanan bilgilere göre bir damping olayı meydana gelmiş ve bu konuda zarar ortaya çıkmış ise, geçici vergi konur. Üçüncü aşamada, soruşturma sonucunda damping olayı kanıtlanırsa, geçici anti-damping vergisi kesinleştirilir. Soruşturma esnasında dampingli ithalatın, ilgili sektörde bir zarar yarattığının kanıtlanması gerekir. Bu zarar, ithalat sebebiyle sektörde ortaya çıkan olumsuz etkilerdir. bunlar; kâr paylarının ve satışların azalması, pazar payının daralması, kapasite kullanım oranlarının, prodüktivitenin ve istihdam seviyesinin düşmesi, ücretlerin artmaması, sektördeki büyümenin ve yatırımların durması gibi gerçek veya potansiyel etkilerdir. Bu faktörlerden biri veya birkaçının birlikte bulunması karar almada yeterli sebeptir.

Anti-damping soruşturması, yabancı ihracatçıların faaliyetlerini kapsar. Tek ülke ve hatta tek bir şirkete karşı açılabilir.

Yeni Anti-Damping Kodu, anti-damping vergileri konusunda gelişme yolunda olan ülkelerin çıkarlarının korunmasına ilişkin bazı önlemler getirmiştir. Sübvansiyon Kodu ile de bu önlemler aynen benimsenmiştir. Buna göre;

    Gelişme Yolundaki Ülkelere  karşı alınacak anti damping önlemlerinde, bu ülkelerin özel durumlarına dikkat edilecekti.

    GYÜ’lere yönelik anti damping vergisi konulmadan önce diğer çözüm yolları aranacaktır.

    Sübvansiyonların, GYÜ’lerin ekonomik kalkınma programlarının bir parçası olduğu hesaba alınarak, bazı durumlarda bu ülkeler için sübvansiyonların kaldırılması istenmeyebilecektir.

GATT tarihinde ilk defa anti damping vergisi, Şubat 1955’de İsveç tarafından İtalya’ya karşı uygulanmıştır. İtalyan naylon çoraplarına konan anti-damping vergisi, birkaç ay sonra bu ülke tarafından kaldırılmıştır. Günümüzde bu vergi, sanayileşmiş ülkelerin karşılaştırılmalı üstünlüklerini kaybettikleri dallarda yoğunlaşmakta ve bu ülkelerce uygulanmaktadır. GYÜ’lerin anti-damping vergisine sıkça başvurmamalarının sebebi, bu konuda yeterli bilgiye ve sistemi işletecek kurumlara sahip olmamalarıdır.

Uygulamada misilleme ya da damping politikaları, ülkeler arasındaki anlaşmazlıkların derinleşmesine yol açabilmektedir. Önemli bir tartışma konusu, üzerinde damping kuşkusu bulunan mallarda hangi oranlarda bölgesel girdilerin kullanıldığıdır. Haziran 1987’de AB, Birlik üyelerinde montajı yapılan ve ithal girdilerinin kullanıldığı mallara anti damping vergisi uygulanabileceğini kararlaştırmıştır. Amaç, damping yapan ülkelerin dolaylı yoldan cezadan kaçmalarını önlemekti. Bu kararın sonucunda AB içinde montaj yapan Japon elektronik firmaları,büyük zarar görmüştür. AB kararın GATT çerçevesinde olduğunu savunurken, Japon firmaları durumu GATT’a götürmüşlerdir. GATT panel Raporu, Japonya lehine sonuçlanmıştır. Çünkü Japonların AB sınırları içinde montaj yaparak anti damping uygulamasından kaçmaları, GATT’ta herhangi bir hükümle açık bir çelişki oluşturmamaktadır.

Uruguay Nihai Senedi’nin yürürlüğe girmesinden 5 yıl sonra hükmünü kaybedecek, anti-damping vergilerinden kaçmak için üretim yerini değiştirenlere uygulanacak kurallar belirlenecektir.

 

            12.8.8 DTÖ ve Sübvansiyonlar

            Sübvansiyonlar, devlet eliyle piyasalarda haksız rekabet yaratılmasıdır. İster dolaylı ister doğrudan yapılsın, firmalara, uluslararası pazarlara girmek veya bu pazarlara yerleşmek amacıyla devletlerin sağladıkları desteklerin tamamı sübvansiyon olarak tanımlanabilir.

            GATT Anlaşmasının 6. maddesinde haksız rekabet araçlarının ticareti koruma amacıyla kullanılamayacağı ifade edilmiş, ayrıca 16. maddesinde sübvansiyonlar konusu yer almıştır. Ancak, sübvansiyonlar konusunda esas düzenleme Tokyo Turu sonucu benimsenen Sübvansiyonlar Kodu  ile yapılmıştır.

            Sübvansiyonlar Kodu'na göre, bir ülke, başka bir ülkenin sübvansiyonlar nedeniyle, kendi üretim veya ihracatına zarar verdiğini ispatlarsa, telafi edici vergi uygulama hakkına sahiptir. Ancak bu vergiler, rekabeti bozmamak amacıyla ,  uygulanan sübvansiyon oranını veya miktarını aşamaz.

            Firmaların katlandıkları her türlü maliyetler sübvansiyonlaştırılabilir. Örneğin, vergi indirimleri, muaflık ve istisnaları, vergilerin affedilmesi, birikmiş sigorta primi borçlarının affedilmesi, sanayiye ucuz enerji sağlanılması, düşük faizli tarımsal krediler gibi.

            12.8.8.1 İhracat Sübvansiyonları

GATT’ın daha önceki Tokyo Turu’nda görüşülen Sübvansiyonlar Kodu son Uruguay Turu’nda Nihai Senet içine dâhil edilmiştir. Böylece Anlaşmaya imza koyan ülkelerin buna uyma zorunluluğu otomatik hale getirilmiştir. Uruguay Turu ile, spesifik sübvansiyon kavramı getirilmiştir. Eğer bir sübvansiyon, sadece bir firmaya, bir sanayiye veya bir firmaya da sanayi grubuna uygulanıyorsa, bu tür sübvansiyonlara spesifik sübvansiyon denilmektedir.

Nihai Senete göre sübvansiyon, devlet veya herhangi bir kamu kuruluşu tarafından bir mâli katkının olduğu durumlardır. Sübvansiyonları üç ayrı kategoride sınıflandırmıştır. Bunlar yasaklanmış sübvansiyonlar, karşı önlem alınabilir sübvansiyonlar ve karşı önlem alınmayan sübvansiyonlar olmak üzere üçe ayrılmıştır.

12.8.8.1.1 Yasaklanmış Sübvansiyonlar

Yasaklanmış Sübvansiyonlar Anlaşmaya ek olarak verilen ihracat sübvansiyonları listesinde yer almaktadır. Bunlar:

    Hükümetler tarafından ihracat performansına bağlı olarak doğrudan yapılan sübvansiyonlar,

    İhracata prim verilmesi anlamına gelen döviz muhafaza imkânına yol açan (ihracatçının kazandığı döviz yurtdışında tutabilme imkanı) uygulamalar,

    İhraç malları için iç piyasada avantajlı taşıma ücretleri uygulaması,

    İhraç amaçlı üretime, tüketim amaçlı üretimden daha elverişli şartlarda ithal veya yerli mal ve hizmet sağlanması,

    Ödenmesi gereken dolaysız vergiler ile sigorta primlerinin, ihracatla ilgili üretimde muafiyeti, iadesi veya ertelenmesi,

    İhracata dönük üretimde dolaysız vergi matrahının hesaplanmasında, iç tüketime dönük üretime göre avantaj sağlanması,

    İhracata yönelik üretimde kullanılan mal ve hizmetlerin daha önceki üretim aşamalarına ait kümülatif dolaylı vergilere, iç tüketime dönük üretime göre daha yüksek oranda muafiyet tanınması, bu vergilerin iadesi veya ertelenmesi (KVD iadeleri hariç),

    İhraç mallarının üretim maliyetlerine giren ithal mallarına tanınan vergi iadesi veya indirimi oranlarının normal ithalata tanınandan daha yüksek tutulması,

    İhracat kredi garantisi veya sigortası programlarının, uzun dönemde doğan giderleri karşılamayacağı açık olan prim oranlarıyla yürürlüğe konması,

    Hükümetlerce ihracatçılara serbest piyasa şartlarından daha elverişli ihracat kredisi sağlanması veya kredi temininde ortaya çıkan gider ve kayıpların üstlenilmesi,

    GATT kurullarına göre ihracat sübvansiyonu oluşturan ve devlet hazinesine yük olan diğer bütün uygulamalar.

Bu sübvansiyonların uygulandığı kanısında olan ülke, uygulamayı yapan ülkeden danışma talep edilebilir. Bu talebin yapılışından sonra geçen 30 gün içinde taraflar durumu aydınlatarak karşılıklı olarak kabul edilebilecek bir çözümde uzlaşmaya çalışacaklardır. Bundan sonuç alamazlarsa şikayetçi taraf Anlaşmazlık Çözüm Organı’na başvuracak, bu organ gerek gördüğü taktirde panel kuracaktır. Panel, nihai raporunu ilgili ülkelere ve diğer tüm üye ülkelere gönderir. Panel, yasaklanmış sübvansiyonun varlığını belirlediği takdirde, kendisinin tâyin ettiği zaman içinde bunun kaldırılmasını tasfiye eder. Tavsiyeye uyulmaz ise, Anlaşmazlık Çözüm Organı, temyiz yolu açık olmak şartıyla şikayetçi ülkeye “karşı önlem alma” ve daha önce verilen tavizler ile taahhütlerin askıya alınması yetkisini vermektir.

           12.8.8.1.2 Karşı Önlem Alınabilir Sübvansiyonlar

Bir sübvansiyon uygulamasının, diğer üye ülkelerin çıkarlarını olumsuz yönde etkilememesi gerekir. Sübvansiyon, aşağıdaki sonuçları yaratmamalıdır:

    Bir üye ülkenin yerli sanayiine zarar vermemelidir.

    Diğer üye ülkeler lehine ortaya çıkacak bir kazancın yok edilmesine veya eksik oluşmasına yol açmamalıdır.

    Bir üye ülkenin çıkarlarına ciddi zarar getirmemelidir. Ciddi zararın var olduğu durumlar şunlardır: Bir ürüne değer üzerinden verilen toplam sübvansiyonların ürünün değerinin yüzde 5’ini aşması, bir sanayi veya bir işletme tarafından sürdürülen işletme zararlarının kapatılmasına yönelik olması ve devlet tarafından borçların affedilmesi veya borç geri ödemelerinin karşılanması.

Yukarıda belirtilen sübvansiyonların ciddi zarar sayılabilmesi için aşağıdaki şartların varlığı da gereklidir:

    Sübvansiyon yapılan malın fiyatının, aynı pazardaki bir başka ülkenin benzer mallarının fiyatına oranla belirgin bir şekilde düşük olması,

    Sübvansiyonu yapan ülkenin, önceki 3 yıl ortalamasına oranla dünya pazarındaki payının artması.

Bu şartlar varsa, ortada ciddi zarar var demektir.

Karşı önlem Alınabilir Sübvansiyon uygulanması iddiası durumunda şikayetçi tarafın izleyeceği yol, yasaklanmış sübvansiyonlarda olduğu gibidir. Taraflar bu defa 50 gün içinde anlaşamazlarsa, Anlaşmazlık Çözüm Organı’na gidilmektedir. Ardından gerekirse panel oluşturulmaktadır. Panel, söz konusu sübvansiyona atfedilen zararın tesbitini yaptığı takdirde, bu sübvansiyonun kaldırılmasını diğer taraftan istemektedir. Bu  çağrıdan itibaren 6 ay içinde gerekenler yapılmadığı taktirde. Anlaşmazlık Çözüm Organı şikayetçi tarafa karşı önlem uygulama yetkisi vermektedir. Burada da panel raporlarına temyiz yolu açıktır.

            12.8.8.1.3 Karşı Önlem Alınmayan Sübvansiyonlar

Karşı önlem alınmayan sübvansiyonlar  şunlardır:

    Spesifik olmayan sübvansiyonlar.

    Spesifik olmakla birlikte aşağıda belirtilen şartlara uyan sübvansiyonlar

-     Firmalarca veya yüksek eğitim ve araştırma kuruluşlarınca firmalarla yapılan ve sözleşme bazında yürütülen araştırma faaliyetleri için yapılan yardımlar. Ancak yardımın, sınai araştırma giderlerinin yüzde 75’ni ya da pazara giriş öncesi geliştirme faaliyeti giderlerinin yüzde 50’sini aşmaması gerekir.

-     Bir üye ülke topraklarında, bölgesel kalkınma genel çerçevesi içinde dezavantajlı bölgelere verilen ve spesifik olmayan yardımlar. Ancak bu yardımların aşağıda belirtilen şartlara uyması gerekir.

            1. Her dezavantajlı bölge coğrafi, ekonomik ve idari kimliği ile açık bir şekilde belirlenmelidir.

            2. Bölgenin dezavantajlılığı, tarafsız ve objektif kriterlere dayanmalı, bölgenin sorunlarının geçici nitelikteki şartlardan kaynaklandığına işaret edilmeli, bu tür kriterler yasa, tüzük veya diğer resmi belgelerde açıkça belirtilmiş olmalıdır.

            3. Kriterler, belirli ekonomik gelişmişlik ölçüleri de içermelidir. Bu konuda kişi başına düşen gelir veya kişi başına GSYİH (Gayri Safi Yurt İçi Hasıla) esasa alınabilmektedir. Alternatif olarak işsizlik oranı da esas alınabilmektedir.

            Mevcut tesislerin, firmalara ek mali yük getiren yeni çevre mevzuatına adapte edilmesine yönelik yardımlar. Bu yardımların şu şartlara uyması gerekmektedir:

1.   Yardım, bir defaya mahsus olmalıdır.

2.   Adaptasyon giderlerinin yüzde 20’si ile sınırlı olmalıdır.

3.   Yardım doğrudan çevre kirliliğindeki planlanan azalmayla bağlantılı ve uygun ölçüde olmalıdır.

4.   Yeni ekipman ve/veya imalat prosesini benimseyebilecek olan tüm firmalara açık olmalıdır.

Karşı önlem alınmayan sübvansiyon uygulamalarında ülke, bunun kendi sanayiinde ciddi ters etkiler yaptığı kanısında olduğu takdirde, sübvansiyon uygulayan ülkeden danışma talep edebilir. Danışma yoluyla her iki taraf için makul bir çözüm bulunamazsa, şikayetçi taraf durumu Sübvansiyonlar ve Telafi Edici Önlemler Komitesi’ne bildirir. Eğer Komite inceleme sonucunda iddia edilen ters etkinin geçerli olduğuna karar verirse, sübvansiyonu veren ülkeye ters etkileri telafi edecek değişikliği yapmasını önerir. Eğer 6 ay içinde söz konusu tavsiyenin dikkate alınmadığı görülürse, o zaman Komite, şikayetçi ülkeye uygun olan karşı önlemleri alma yetkisi verir.

 

           12.8.9 DTÖ veTekstil ve Hazır Giyim Sektörü

            GATT Anlaşması çerçevesinde hazır giyim ve tekstilde uygulanan gümrük vergileri ve miktar kısıtlamaları, 1995’den sonraki 10 yıl içerisinde tamamen kaldırılacaktır. Bu kararların amacı, 1974’de imzalanan Çok Elyaflılar Sözleşmesi(MFA)’nin yürürlükten kaldırmaktır. Çok Elyaflalar Sözleşmesi tekstil ve giyim ihraç eden bir ülke ile bu ürünleri ithal eden ülkenin karşılıklı anlaşmaları sonucunda, ihracatçı ülkenin ihracatını gönüllü olarak kısıtlamasını öngörüyordu. Bu sektör ürünlerinin GATT’a uyumu, üç aşamada gerçekleştirilecektir.

·       1 Ocak 1995’te başlayan ilk aşamada, taraflar Anlaşma’daki özel listelerde belirlenen ürünleri 1990 yılı toplam ithalat hacimlerinin %16’dan az olmayacak şekilde GATT’a entegre edeceklerdir.

·       İkinci aşamanın başında, (1 Ocak 1998’de), bu ürünlerin GATT’a entegrasyonu 1990 yılı toplam ithalat hacminin %17’den az olmayacak şekilde gerçekleştirilecektir.

·       1 Ocak 2002 tarihinde başlayacak olan üçüncü ve son aşamada ise, bu oran yine 1990 yılı toplam ithalat hacminin, %18’den az olmayacaktır. Geçiş dönemin sonunda 1 Ocak 2005 tarihinde tekstil ürünlerinin GATT’a tamamen entegrasyonu sağlanacaktır.

            Çokelyaflılar Sözleşmesi’nin kısıtlamaları 31 Aralık 1994’te yeni bir Anlaşmaya taşınacak ve bunlar tamamen ortadan kalkana kadar bu Sözleşme ile düzenlenecektir. Kısıtlama altında bulunan ürünler için hangi aşamada olunursa olunsun Anlaşma, Çokelyaflılar Sözleşmesi’nde belirlenen karşılıklı ticaret hacminin yıllık büyüme oranını arttırmak için bir formül oluşturulacaktır. Buna göre, birinci aşamada büyüme oranı, Çokelyaflılar Sözleşmesi’ndeki kısıtlamalar için belirlenen büyüme oranından en az %16 oranında, ikinci aşamada (1998-2001) yıllık büyüme oranı birinci aşamanınkinden %25 oranında, üçüncü aşamada ise yıllık büyüme oranı ikinci aşamanınkinden %27 oranında daha fazla olacaktır. Uruguay Turu’nda tekstil ve konfeksiyon malları ticaretinin belirli bir süre sonra çoktaraflı ticaret kurallarına tabi tutulmasının 15.12.1993’de kabul edilen Nihai Senet’le kararlaştırılmış olmasının, ülkelerin ihracatını arttırıcı etkide bulunması beklenmektedir.

 

          12.8.10  DTÖ ve Tarım Sektörü

GATT Anlaşması, tarım sektörünü çoktaraflı ticaret kuralları dışında tutmuştur. 2. Dünya Savaşı sonrasında hiçbir ülke, tarımın liberalizasyon kapsamına alınmasını istememiştir. Konu, Uruguay görüşmelerinde ele alınmış ve tarım ticaretinin de çok taraflı ticaret kurallarına belirli bir süre sonra tabi tutulması, 15,12.1993’te Nihai Senetin imzalanmasıyla kararlaştırılmıştır.

Uruguay Turu tarım görüşmelerinde, tarım sektöründe bir reform süreci başlatılarak, bu sektördeki ticaretin piyasa kurallarına göre işlemesini sağlamak amaçlanmıştır. Serbest ticareti ve rekabeti bozucu mali yardımların ve ithalat engellerinin, Anlaşma uygulamaya konulduktan sonraki 6 yıl içinde azaltılması öngörülmektedir. Tarım konusunda alınan kararlara göre, iç destekleme olarak yapılan sübvansiyonlar %15, tarım ürünleri ihracatı olarak yapılan sübvansiyon ise bütçe harcamalarında %36, miktar olarak da %21 oranında azaltılacaktır. Diğer taraftan asgari destek durumunda iç desteğin azaltılması gerekmektedir. Diğer taraftan asgari destek durumunda iç desteğin azaltılması gerekmektedir. Buna göre, yapılan yardım, üretim değerinin gelişmiş ülkelerde %5’ni, GYÜ’lerde ise %10’nu geçememektedir. Ticaret veya üretim üzerinde bozucu etkileri olmayan veya çok az bozucu etkiye sahip iç destekleme politikaları da indirim taahhüdü dışında bırakılmaktadır. Tarım ithalatındaki tarife dışı engeller gümrük vergilerine çevrilecek ve %36 oranına çekilecektir.

İhracat sübvansiyonları, bütçe harcamalarının ve sübvansiyon miktarının azaltılması şeklinde indirim taahhüdüne tabi olacaktır. İndirim için 1986-1990 dönemi esas alınmaktadır. Gelişmiş ülkelerin bütçe harcamaları ve sübvansiyon miktarları 1993-1999 yılları arasında sırasıyla %36 ve %24 oranlarında azaltılacaktır. GYÜ’ler için bu oranlar %24 ve %16 olacak ve indirimler 10 yıl içinde gerçekleştirilecektir. Kalkınmakta olan ülkeler ayrıca tarım ürünlerinin ihracatında pazarlama maliyetlerini azaltmak amacıyla yapılan sübvansiyonları ve iç sevkiyata tanınandan daha elverişli taşıma şartlarını ihracata yönelik sevkiyatlar için uygulayabileceklerdir. Japonya ve Güney Kore, pirinç pazarlarını kademeli olarak açacaklar, ayrıca tropik ürünlere uygulanan gümrük vergileri %40 oranında azaltılacaktır.

           

           12.8.11 DTÖ ve Devlet Yadımları

Haksız rekabeti önleyici önlemler çerçevesinde ithalatçı ülkeler, devlet yardımları ile yapılan ihracata karşı telafi edici vergiler ile korunmaktadırlar. Uruguay Turu sonunda bu vergiler konusunda da yeni düzenlemeler yapılmıştır. Buna göre;

·       Uluslar arası ticareti etkileyen her türlü sübvansiyonlar ve telafi edici önlemlere ilişkin tüm GATT disiplinlerinin güçlendirilmesine imkan tanımak,

·       Bu disiplinlerin iyileştirilmesi yönündeki gelişimin dengeli olmasını gözetmek,

·       GATT’dan kaynaklanan hak ve yükümlülüklerin yerine getirilmesini temin etmek ve bu hak ve yükümlülüklerin uygulanmasına ilişkin açıklık ve tahmin edilebilirliği sağlamak hedef alınmıştır.

Bu kapsamda devlet yardımlarının yasal olup olmadığının belirlenmesine, bunlardan bir kısmının yasaklanmasına, diğer kısmına ise uluslararası rekabete zarar vermediği sürece izin verilmesine karar verilmiştir. Sübvansiyon tanımı ayrıntılı olarak ele alınmış ve bazı sübvansiyonlar kesin olarak yasaklanmıştır. GYÜ’ler için lehte ve farklı muameleyi içeren hükümlere yer verilmiş, bu ülkelerin mevcut  sübvansiyonlarını 8 yıl içinde ortadan kaldırmaları öngörülmüştür. Söz konusu 8 yılın sonunda, ilgili ülkeler en fazla 2 yıl ek üre kullanabileceklerdir.

 

            12.8.12 DTÖ ve Koruma Önlemleri

Koruma önlemleri, ülkelerin kendi sanayilerinde önemli bir zarar tehdidi yaratan ithalatlara karşı kullandıkları araçların başında gelmektedir. Özellikle Avrupa Birliği ve ABD, yeni sanayileşmiş ülkelere gönüllü ihracat kısıtlaması uygulamaktadırlar. Bir üye, bir malın artan miktarlarda ülkesine ithal edildiğini ve bu ithalatın yerli sanayine ciddi zarar verdiğini belirlerse, bu Anlaşmada belirtilen kurallara uygun olarak korunma önlemi uygulayabilecektir. Ciddi zarar ifadesinden, söz konusu yerli sanayi dalında genel ve belirgin bir bozulma olduğu anlaşılmalıdır. Koruma önlemleri ithal edilen malın kaynağına bakılmaksızın ve ayırım yapılmadan, sadece ciddi zararı önleyecek veya düzeltecek boyutta uygulanabilecektir. Kısıtlamayı yapan üye, o malda öneli çıkarı bulunan bütün tedarikçi üyeler ile uzlaşma yoluna gidilecektir. Uruguay Turu sonunda alınan kararlar sonucunda koruma önlemleri, 4 yıldan fazla süremeyecek ve kademeli olarak ortadan kalkacaktır. Gizli teşvik ve koruma önlemleri kaldırılacak, gelecekteki kullanımları da engellenecektir.

 

          12.8.13  DTÖ ve Sanayi Sektörü

Dünya ekonomisinde gelişmiş ülkelerin sanayi ürünlerine uyguladıkları gümrük vergileri, ortalama %5’dir. bu vergi oranının 1940’lı yıllarda oranların %40 altına kadar çekilebilmiş olması, GATT’ın büyük başarısıdır. Uruguay Turu’nda uzlaşmaya varılan kararlara göre sanayileşmiş ülkeler tarafından sanayi ürünlerine uygulanan gümrük vergileri üçte bir oranında azaltılacak ve sanayi ürünü ithalatının %40’ından fazlası vergisiz ithal edilecektir. İlaç, iş makinaları, tıbbi teçhizat, çelik, mobilya, tarım araçları, alkolsüz içecekler, kereste, kağıt ve oyuncak ticaretinde uygulanan gümrük vergileri ve kotalar tamamen kaldırılacaktır.

Uruguay turu sonuçlarına göre gelişmiş ülkeler sanayi ürünlerine uyguladıkları gümrük tarifelerini 1995 yılı başından itibaren dört yıl içinde %34 oranında düşüreceklerdir. Böylece Uruguay turu öncesinde sanayi ürünlerine uygulanan gümrük vergileri ortalama olarak %4.7’den yüzde 3’e düşürülecektir.

 

          12.8.14  DTÖ ve Teknik Engeller

Ürünlerin tüketici ve çevre için güvenli olmasını sağlamak amacıyla ülkeler, bazı standartları kullanmaktadırlar. Fakat bu değişik standart uygulamaları farklı ticaret engellerini de oluşturabilmektedir. Uruguay Turu bu konuyu da düzenlemiştir. Teknik normları sağlamak için daha geniş kurallar düzenlenmiştir. Testler ve lisans süreçleri uluslararası ticaret için gereksiz engeller oluşturamayacaktır. Bunların yanı sıra hayvan ve bitki sağlığı ile güvenlik önlemleri üzerine konulmuş kısıtlamalarda zamanla kaldırılacaktır.

 

           12.8.15 DTÖ ve Kamu İhaleleri İle Kamunun Satınalma Politikaları

Uluslararası kamu ihalelerinin kapsamı, çeşitli hizmetleri, kamu işlerini, bölgesel ve yerel yönetimlerin ihalelerini ve kamu hizmet kurumlarını da içerisine alacak şekilde genişletilecektir Uruguay Turu Nihai Senedi, kamu alımlarını uluslararası kurallara bağlamış ve bu kurallar bütün üyeler için zorunlu olmuştur.

GATT tarafından hazırlanan Devlet Alımları Kodunu kabul eden ülkeler,devlet satın alımları için ihale açmak ve bu ihalelerde daha açık davranmak zorundadırlar. Kod hükümleri 130.00 SDR ve daha fazla değerdeki devlet alımları için geçerlidir. Kamu ihalelerinde, yerli üreticilerin korunması ile onlar lehine ayırımcı işlemler yapılması yasaklanmıştır. Çünkü günümüzde devlet, en küçük üründen en ileri teknoloji gerektiren mala kadar her alanda en büyük alıcıdır. Dolayısıyla bu alanda uluslararası rekabeti sağlamak, serbest dış ticaret açısından zorunlu olarak ortaya çıkmıştır. Türkiye gözlemci statüsündedir.

 

           12.8.16 DTÖ ve GATT Kurallarının Gözden Geçirilmesi

Uruguay Turu sonucunda GATT kurallarının bir kısmının gözden geçirilmesi konusunda fikir birliğine varılmıştır. Gözden geçirilecek kurallar şunlardır:

·       Değerlendirme kodları,

·       İthalat izinleri,

·       KİT’lere uygulanan hükümler,

·       Gümrük birliği anlaşmaları ve serbest ticaret bölgeleri,

·       GATT kurallarının dışında kalan ticaret uygulamaları,

·       Ödemeler dengesi zorluklarının giderilmesinde kamu müdahaleleri izinleri,

·       Ulaşım öncesi muayeneler,

·       Yabancı sermayeye uygulanacak ticari kısıtlamalar,

·       Menşe kuralları.

 

          12.8.17  DTÖ veTicaretle Bağlantılı Yatırım Önlemleri(TRIMs)

Nihai Senet, bazı yatırım önlemlerinin ticareti kısıtladığını kabul etmektedir. Bu amaçla, TRIMs’leri gösteren bir liste Senete eklenmiştir. Liste, yerli girdi kullanma zorunluluğu ile bir işletmenin satın alabileceği ya da ihracat için kullanabileceği ithal mallarının miktar ve değerini sınırlayan önlemleri kapsamaktadır. Senet, tüm çelişkili TRIMs’lerin GATT’a bildirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bunların, gelişmiş ülkelerde iki yıl, GYÜ’lerde beş yıl, az gelişmiş ülkelerde ise yedi yıl içinde uygulamadan kaldırılmalarını hükme bağlamaktadır. Senet, bu amaçla bir Komite oluşturmuştur. Bu Komite, diğer görevlerinin yanı sıra, bu taahhütlerin uygulanmasını da izleyecektir.

 

           12.8.18 DTÖ ve Dış Ticarete Etkisi

            Gelişmiş ülkeler Nihai Sened’in uygulanması ile, GYÜ’lerin de yararlandıkları haklar karşılığında, kalkınma seviyelerine uygun bir disiplin altına girmelerini ve sorumluluk üstlenmelerini beklemektedirler. Böylece uluslar arası ticarete yeni kuralların uygulanması ile, ülkeler eski sisteme göre daha fazla yarar sağlayacaklardır. Sağlanacak yararın büyüklüğü, önemli ölçüde ülkenin dünya ticaretindeki payı tarafından belirlenecektir. Dolayısıyla dünya ihracatının dörtte üçünü gerçekleştiren Batı Avrupa, Kuzey Amerika, Doğu Asya’daki gibi ülkeler, ihracatları az olan ülkelere göre daha çok kazanacaklardır. Ticaretin liberalleşmesinden en fazla yararlanacak olanlar, çokuluslu şirketler ve OECD üyeleridir. Uruguay Turu bu şirketlere stratejik bir güven sağlamaktadır. Ürün ticareti, hizmet ticaretine, TRIPs ve TRIMs’lere bağlanmıştır. Çok Uluslu Şirketler küreselleşmeyi destekledikleri için, bu ilişki, patentlerin uzun süre korunması ve dünyanın herhangi bir yerinde yatırım yapma serbestliği ile bu şirketlere bir genişleme ortamı sağlayacaktır. Hizmet ticareti, TRIPs ve TRIMs’ler uluslararası kurallara bağlı olacaklar ve denetimleri uluslararası platformlarda yapılacaktır.