YOKSULLUKLA MÜCADELE
Burak BABACAN
Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kocaeli Üniversitesi, Kocaeli
1. Giriş
Son yüz yılda yaşam süresi ve kalitesi artmaktadır. Bir çok ülke mili
gelir seviyesinde ve bu milli gelir
seviyesinin adil bir şekilde dağıtımında
arzu edilen sonuçları elde etmiştir.
Fakat dünya genelinde ortada hala sosyal bir sorun ,yoksulluk, vardır.
Zengin ve yoksul ülkeler arasındaki uçurum ve eşitsizlikler büyümektedir. Bugün
bir milyarın üzerindeki kişi, yaşamanın
minimum standardı olan günlük kişi başına
1$ tüketim seviyesi altında harcama yapabilmektedir. Tarım devrimi,
sanayi devrimi gerçekleştirildikten sonra bu gün içinde olduğumuz yeni ekonomi
sürecinde yoksulluk gerçeğini tartışmamamız gerekirdi. Çünkü bütün bu süreçler
ekonomide daha az kaynak ile daha çok çıktı sağlayan çözümleri içermektedir.
Bu sosyal sorun yoksulluk sadece son yüz yılın sorunu değildir. Neredeyse
bütün iktisat tarihinde çoğu insan yoksuldur ve nispeten çok azı zengindir[1].
Fakat bu gün iktisat tarihimizle ortak olduğumuz bu sorunun çözümünde son yüz
yılın öncesine göre, zirai, sınai ve bilgi üretiminin bunlar için olan talebi
karşılamadaki kabiliyetlerinin tarihe göre daha yüksek oluşu nedeni ile daha
başarılı olmamız gerekir.
Toplum iktisadi yaşamın doğuşu ile aynı yaşta olan bu konunun çözümü için uzun zamandır
çalışmaktadır. Son 50 yıldaki birikimin, geçmiş çalışmalardan farkı, konunun artık uluslararası boyutlarda ele alınışı ve
bilgi birikiminin eskiye göre çok daha fazla olmasıdır. Bugün uluslar arası çerçevede iktisat
politikaları, demografik değişkenler, siyasi haklar ve benzeri, bir çok başka
konu yoksullukla bağdaştırılıp gerek hükümetlere gerekse sivil toplum
kuruluşlarına sorumluluklar yüklenmektedir.
Yoksulluk problemimin uluslararası boyutta çözümü küreselleşme kavramını tartışmanın odağına koymuştur. Çünkü bu gün aldığımız kararlar küresel durumdan etkilenmektedir. Liberal politikalar dış ticareti serbestleştirip ekonomileri dışa açık hale getirmiştir. Bu sürecin doğal sonucu olarak mal, hizmet, sermaye ve emeğin ülkeler arası hareketi artmıştır. Bu bağlamda yoksullukla mücadelede kullanılan klasik yöntemlerin küreselleşme boyutu analize katılarak yeniden tasarlanması gerekmektedir.
2.
Yoksulluk Tanımları
Yoksulluğun nasıl tanımlanması gerektiği
öteden beri bir tartışma konusu olmakla beraber, genelde yoksulluğu iki boyutta
ifadelendirmek mümkündür.
Mutlak yoksulluk, bir insanın
yaşamını minimum seviyede sürdürebilmesine, yani biyolojik olarak kendini
üretebilmesi için gerekli kalori ve diğer besin bileşenlerini sağlayacak
beslenmeyi gerçekleştirmesine referansla tanımlanmaktadır. Bu temel ihtiyaçları
karşılamaktan yoksun aynî ve nakdî geliri olanlar, mutlak yoksul olarak
tanımlanmaktadırlar.
Göreli yoksulluk, kişinin bir
toplumsal varlık olmasından hareket etmekte ve bir kişinin biyolojik olarak
değil, toplumsal olarak kendini üretebilmesi için gerekli tüketim ve yaşam
biçimi düzeyinin saptanmasını önermektedir. Bu durumda, belli bir toplumda
kabul edilebilir en aşağı tüketim düzeyinin altında geliri olanlar göreli
yoksul olarak tanımlanmak durumundadır.
Bu iki kavrama
işlevsellik kazandırılmaya çalışıldığında, genelde parasal göstergeler
üzerinden hesaplanmaktadır. Örneğin, mutlak yoksulluk sınırı olarak
uluslararası karşılaştırmalarda çoğunlukla kullanılan ölçüt, satın alma paritesiyle düzeltilmiş olarak günde 1 USD günlük harcama
seviyesidir. Göreli yoksulluk içinse çoğunlukla benimsenen yöntem, ülke
içindeki ortalama gelirin belli bir oranı altında geliri olan bireylerin
toplama olan oranının bulunmasıdır. Göreli yoksulluk kavramı ile bir toplumdaki
gelir dağılımı arasındaki ilişki ortadadır; bu açıdan bakıldığında, yoksullukla
ilgili çalışmaların gelir dağılımına ilişkin olanlarla birlikte sunulmasında
bir doğallık bulunmaktadır.
Alternatif
yaklaşımların yola çıkış noktasını ise, bireyin gereksinimlerinin daha geniş
tanımlanması gerekliliği oluşturmaktadır. Beslenme, barınma ve giyim gibi
minimum gereksinimlerin ötesinde, güvenli içme suyu, kanalizasyon, elektrik,
sağlık ve eğitim gibi hizmetlere ulaşım; yönetime katılım; temel insan hak ve
özgürlüklerinin sağlanması; sosyal güvenliği olan bir işte çalışma gibi öğeler
ön plana çıkartılmaktadır. Bir diğer ifadeyle, beslenme, barınma, sağlık,
eğitim gibi temel ve kısmen nesnel ölçütlere vurulabilen kıstasların ötesinde,
iyi yönetişim sayesinde sivil, sosyal, kültürel ve siyasal haklardan yararlanma
olanağından uzak tutulmanın da toplumsal dışlanma anlamına geleceği ve
böylelikle yoksulluk tanımı içerisinde değerlendirilmesi gerektiği ifade
edilmektedir. Tüm bunların ötesinde, bir ülkede gözlemlenebilecek cinsiyet gibi
ayrımcılıkların yoksulluk üzerinde önemli sonuçları olabileceği sürekli altı
çizilmekte olan bir olgudur.
Yoksulluğu ölçmek
için Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın
önerdiği ve son yıllarda yoğun bir şekilde kullanılmakta olan endeks,
İnsanî Yoksulluk Endeksi’dir . Bu endeksin daha ziyade gelişmekte olan ülkelere
uygulanan versiyonu, kırk yaşından önce ölme riski taşıyanların oranı,
okuma-yazma bilmeyen yetişkinlerin oranı, sağlıklı içme suyuna erişimi
olmayanların oranı, sağlık hizmetine ulaşımı olmayanların oranı ile beş yaş
altında orta yada ciddi düzeyde düşük ağırlıklı çocuk oranından oluşmaktadır.
Genelde gelişmiş ülkelere uygulanmakta olan versiyonunda ise ilk versiyondaki
oranlara ilave olarak, bir yıldan fazla işsiz olanların oranı ile yukarda
tanımlanmış olan göreli yoksulluk sınırı altındakilerin oranı da dahil
edilmektedir. Bu endeksin bir diğer versiyonu İnsanî Gelişme Endeksidir . Bu
endeks; doğumda yaşam beklentisi ile ölçülen yaşam beklentisi, erişkin
okuryazarlık oranı ve birleşik ilk, orta ve yüksek okul kayıt oranları
kombinasyonları ile ölçülen eğitim düzeyi ile kişi başına düşen GSYH ile ölçülen yaşam standartlarından
oluşmaktadır.
3. Yoksulluk ve Gelir Dağılımının
Adaletsizliği
Ülkenin toplam gelirinin o ülkedeki bireyler arasında nasıl dağıldığı, yoksulluk
problemimin çözümü için uygulanacak yöntemler belirlenirken göz önünde bulundurulmalıdır. “Asya,
Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde büyümeye rağmen milyonlarca insanın hayat
standardı aynı seviyede kalmıştır”[2]. Hükümetler yoksullukla mücadele için yoksullara
ödeme yaparak onların refahını arttırabilir. Bu noktada klasik ekonomistler
emeğin ücretinin, sermayenin karının politik kararlarla değil iktisadi yasalarla belirlendiği
görüşüne sahiplerdir. Yoksulluk gerçeğini azaltmak için devlet kullanıldığında
sonuçta başarısız olunacaktır. Çünkü böyle bir girişim daha az çıktının elde
edilmesine neden olacaktır. Kaldı ki bu
çıktı hala aynı şekilde dağılmaktadır[3]. Wisconsin üniversitesinin Yoksulluk Araştırma
Enstitüsünün bir çalışması devletin
bütün transfer programlarının işgücünü
%4,8 azalttığını tahmin etmektedir[4].
Ayrıca çok daha fazla insan yardım aldıkça vergi daha az insana
dağıtılacağından vergi oranları yükselir.
Gelir dağılımı eşitsizliğinin
temel sebebi emek ve sermaye kazancının
farklılığıdır. Yetenek , çalışma saatleri, çalışma koşulları farklılıkları ve
toplumda azınlıklara veya kadınlara daha az ücret verilmesi gibi nedenler ücret
ve maaş farklılıklarının temelini
oluşturur. Sermaye kazançlarındaki farklılıkların nedeni ise kişilerin gelirleri ile doğru orantılı olarak
sermaye geliri elde etmeleridir. Yüksek gelir grubundaki kişiler daha düşük
gelir gruplarındaki kişilere göre daha fazla sermaye kazancı elde
edebilmektedirler.
Klasik teorinin devleti yoksulluğu ortadan kaldırmak için kullanılmasının
toplamda başarısız olacağı görüşüne rağmen gerek uluslar arası örgütler gerekse
ulusal birimler yoksullukla mücadelede devleti de içine alan programlar
belirleyerek aktif rol oynamaya
başlamışlardır.
4. Yoksullukla Mücadele Politikaları
Yoksul kimselere uygulanacak İktisadi politika ve sosyal programlar
direkt yöntem veya dolaylı yöntem olmak
üzere ikiye ayrılabilir. Dolaylı
programlar, uygulandıklarında sonuçların elde edilmesi süresi bakımından direkt programlara
göre daha uzun süre zarfında sonuç veren ve bununla birlikte ekonominin genelinde değişiklik yapan
yöntemlerdir.
4.1 Yoksullukla Mücadelede Dolaylı Yöntemler
Yoksullukla mücadelede kullanılan dolaylı programlar; iktisadi büyümeyi
arttırıcı, işsizliği azaltıcı, fiyatlar genel seviyesinde istikrarı sağlayıcı
makro ekonomik politikalarla birlikte nüfusun eğitimini hedef alan sosyal
programları içermektedir.
4.1.1 İktisadi Büyüme ve Yoksullukla
Mücadele
İktisadi büyüme süreci içersindeki ekonomilerde bütün üretim
faktörlerinin kullanımı artacağından iş
sahibi olmayan yoksullar istihdam edilebilecek veya işi yani belirli bir
geliri olan ama yine de yoksul olan
kesimin refahı artabilecektir.
İktisadi büyüme yoksulların gelirlerini arttırmanın yanında bu problemi ortadan kaldırmayı amaçlayan
diğer programların, politikaların
uygulanabilirliğini sağlar. Yoksulluğu ortadan kaldırma amacı doğrultusunda
hükümetler eğitim yatırımlarını, sağlık yatırımlarını ve alt yapı yatırımlarını
artırmayı veya çiftçilere mali destekler
sağlanmasını planlayabilirler. Öncelikle mevcut yoksulluğun ortadan
kaldırılmasına dair hükümetler genel bir
savaş açmamış olsa bile artan nüfus
oranında eğitim, sağlık ve benzeri
harcamaları arttırmak durumundadırlar
ve genç nüfusa, istihdamın özel sektörce
rahatlıkla arttırılabileceği bir ekonomi sağlamak durumundadırlar. Çünkü aksi
taktirde yoksulluk daha da artacaktır. Yani hükümetler artan nüfusun
kendilerine getireceği maliyetleri karşılayacak kadar ekstra geliri elde etmek
durumundadırlar. Bu ise ancak iktisadi büyüme ile sağlanabilir. Diğer bir
taraftan yoksulluğun gelişmiş ülkelere
göre daha temel bir problem olduğu az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde, yoksulluğa karşı bir savaş verilmek
isteniyorsa bu problemin çözümü için gerekli eğitim, sağlık yatırımlarının,
yoksular için transfer harcamalarının arttırabilmesi için iktisadi büyümenin istikrarlı
ve yüksek seviyelerde tutulması gerekmektedir. Fakat bu istikrarlı ekonomik büyüme
sürdürülebilir kalkınma kavramı kapsamında ele alınmalıdır. Ekonomik büyüme bir taraftan yoksulluğu
azaltırken bir taraftan da çevre tahribatı şeklinde büyümenin sınırlarını
teşkil etmektedir. Kalkınma çevre ile uyumlu olmalıdır ve gelecek nesillerin
mevcut sanayi ve teknolojiden zarar görmemeleri gerekmektedir[5].
Yoksullukla mücadelede sürdürülebilir kalkınma kavramı bağlamında
kaynakların korunmasına odaklanan çevre politikaları uygularken hükümetler,
geçimlerini sağlamak için bu kaynaklara gereksinim duyan kişileri dikkate
almalıdır. Aksi taktirde yoksulluğun azaltılması ile kaynakların ve çevrenin
korunması konuları uzun vadede
çatışacaklardır. Kaynakların tahribatı ile gerçekleştirilen bir kalkınma
politikası ise uzun vadede yoksulluğun yok edilmesi üzerinde olumlu etkisi olan
verimlilikte azalmaya yol açacaktır[6].
Küreselleşme daha hızlı iktisadi büyümeye yol açabilir. Küreselleşme dış ticareti ve yabancı sermaye yatırımlarını
arttırarak iktisadi büyümeyi
etkileyebilir. Dünya Bankası küreselleşen ülkelerin nispeten daha kapalı
ekonomilere göre yüksek oranda büyüdüklerini iddia etmektedir. [7]
Ekonomilerin dışa açılması yerli üreticilerin girdi ve çıktı fiyatlarını,
rakip sayısını ve kendilerinden mal
talep edecek müşteri sayısını değiştirir. Firmaların bu yeni duruma uyumları onların emeğe olan taleplerini de
değiştirecektir.
4.1.2 Tam İstihdam ve Yoksullukla Mücadele
İşsizliğin doğal sonucu iş sahibi olmayanların istihdam edilmiş kişilere
oranla daha az gelire sahip olmaları hatta bu gelirin olmayışıdır. Ayrıca ekonomideki bir küçülmede önce
genellikle vasıfsız olan yoksul işçiler işten çıkarılırlar. Bu nedenle olası
bir resesyon en çok fakirleri etkilemektedir.
Birleşik Krallık Uluslararası Kalkınma Departmanının Küreselleşme ve Yoksulluk Araştırma Programı,
küreselleşme süreci bağlamında hane
halkı ve işçiler düzeyinde yoksulluğu inceleyen
bir çalışmasında ilginç bulgular elde etmiştir. 1990’ lardan sonra küreselleşme sürecine dahil olan iki ülkeden
biri Vietnam, emek yoğun üretimde
uzmanlaşmaya giderken Kenya ise tarım
ürünlerine ihtiyacın yoğun olduğu imalat sektörlerine konsantre olmuştur. Bu süreç doğrultusunda artan dış ticaret; Vietnam’da istihdamın artmasına neden olurken
Kenya’da bir yandan ihracatın yeni iş imkanları yaratmaması sonucu istihdamın değişmemesine ve hatta bir
çok yerli firmanın yabancı firmalarla
rekabet edemeyerek kapanması nedeni ile istihdamın daralmasına neden olmuştur[8].
Küreselleşmenin ülke üzerindeki olumsuz etkilerinden biri ekonominin
dışsal şoklara karşı açık hale gelmesidir. Nitekim gelişmiş ülkedeki bir
ayarlama dünya ekonomisindeki bir
durağanlık ve yoğun sermaye hareketleri gelişmekte
olan veya gelişmemiş ülkeleri ciddi biçimde etkileyebilmektedir. Bu negatif etki de en şiddetli olarak yoksullar üzerinde etkili olmaktadır. Spekülatif amaçlı uluslararası sermaye
hareketlerinin giderek artmasının neden olduğu finansal ve ekonomik
dalgalanmaları önlemek için James Tobin 1972 yılında dünya çapında uygulanacak bir döviz
işlemleri vergisi önerisinde bulunmuştur. Bu öneri özet olarak, bir para
biriminden başka bir para birimine çevrilecek olan paradan yüzde 0.1 ile yüzde
0.5 arasında değişen bir oranda vergi alınmasını içermektedir[9].
4.1.3 Fiyat İstikrarı ve Yoksullukla
mücadele
Fiyatlar genel düzeyindeki artışlar yani enflasyon gelir dağılımını
etkiler. Gelirleri fiyat seviyesinin altında artan kişilerin reel gelirlerinde
ve refahlarında bir azalma olacaktır. Yoksullar
genelde gelirlerinin hemen hemen tamamını nakit
olarak ellerinde tutarlar. Dolayısı ile fiyatlar genel düzeyindeki bir artış
ile yoksullar gelirlerini aynı oranda arttıramadıklarında ki genelde böyle olur
satın alma güçleri azalacaktır.
Küreselleşmenin doğal sonucu tarifelerin düşmesi ve kotaların
kaldırılması ile birlikte fiyatlarda bir düşme olacaktır. Eğer bu fiyat
düşüşleri fakirlerin tüketimlerine temel olan mal ve hizmetlerde kendini
gösterirse bu durumun fakirlerin yararına olacağı kesindir.
4.1.4 Yoksullukla Mücadele ve Eğitim
İyi eğitim almış ve belli bir konuda yeteneklerini geliştirmiş kişiler
becerileri daha az olan kişilere göre daha fazla kazanırlar. Becerileri daha az
olan kişilere göre elde ettikleri bu ekstra gelir onların okuma masraflarının
ve bu yeteneklerini elde etmek için yaptıkları çalışmaların karşılığıdır.
Eğitim ile yoksulluk arasında açık bir ilişki vardır. Yoksulların
özelliklerine bakıldığında bir kısmı kentlerde bir kısmı kırsal alanda hayatını
devam ettiriyor olabilir veya bir kısmı kadın erkek gibi cins ayrımcılığı
nedeni ile yoksullukla karşı karşıya kalmış olabilir. Ama bütün bu yoksulların
sahip olduğu temel özellik eğitimlerinin düşük seviyede olmasıdır.
Bu gerçekten hareketle uluslar
arası toplum bir çok platformda eğitime gönderme yaparak yoksulluğun
azaltılabileceğini belirtmiştir.
Birleşmiş Milletler Eğitimde Ayrımcılığa Karşı Uluslararası Sözleşmesi
(14 Aralık 1960) devletleri ırk, dil,din, cinsiyet, siyasi görüş ve benzeri
başka ayrımlar yapmadan kendi ülkelerindeki koşullara ve ulusal geleneklere
uygun yöntemlerle eğitim konusunda fırsat eşitliğini sağlamaya zorlamıştır.
Eğitim harcamalarını – nüfus artış hızının kontrol altına alınması ile
birlikte- ön plana çıkartan bir başka
karar Birleşmiş Milletler Uluslar Arası Nüfus ve Kalkınma Konferansında (5-13
Eylül 1984) alınmıştır.Birleşmiş Milletler Uluslar Arası Nüfus ve Kalkınma
Konferansı(5-13 Eylül 1984) ülkelerin iktisadi kalkınmada gösterdikleri
başarılara rağmen gelişmiş ve az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkeler arasında
ekonomik, sosyal cinsler ve diğer eşitsizlikler konularında farkın büyüdüğü
gerçeğine vurgu yapmıştır.
Birleşmiş Milletler Uluslar Arası Nüfus ve Kalkınma Konferansı’nın tespit
ettiği gibi iktisadi büyüme yoksulluğu
tek başına ortadan kaldıramamıştır. Sorunun kaynağı iktisadi büyüme paralelinde
bazı grupların yaşam standardının genel yükselişin altında kalmasıdır [10].Bu
nedenle bütün ülkeler ,özellikle de nüfusun gelecekte büyük artış göstereceği
gelişmekte olan Ülkeler ve ekonomileri geçiş
sürecindeki ülkeler, halklarının yaşam standardını sürekli olarak yükselmesinde
artan zorluklarla karşılaşacaklardır.
Birleşmiş Milletler Uluslar Arası Nüfus ve Kalkınma konferansı eylem
planına göre yoksulluk problemi, kendi çözümü için önemli bir faktör olan
kalkınma çabalarının en büyük engelidir. Yoksulların çocukları gerektiği
beslenememekte, eğitim alamamaktadır. Bu yoksulların çocuklarına cehalet, işsizlik nihayetinde yoksulluk
olarak geri dönmektedir. Bu döngünü kırılması ancak nüfusun kontrolü ve beşeri
sermaye yatırımlarını gerçekleştirilmesi ile olur.
Kamu harcamaları içersinde eğitim harcamalarının arttırılması ve eğitimde
fırsat eşitliğinin sağlanması uzun dönemde yoksulluk probleminin ortadan
kaldırılmasını sağlayabileceğinden
önemlidir. Eğitim harcamalarının
artırılması ve eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması ülkedeki beşeri sermaye
mevcudunu arttırarak yoksulluk problemini çözer. “Maddi olmayan üretim yeteneği olarak beşeri
sermaye milli ekonomi açısından bir
ülkenin nüfusu içinde vücutlaşmış, fiziksel ve manevi türdeki çalışma gücünün
tüm potansiyelini belirtir. Toplumun ekonomi politikası amaçları doğrultusunda
her husustan önce toplumsal beşeri sermaye mevcudunun arttırılması ve onun kalitatif değişikliği ile ilgili imkanlar ve yaklaşımlar ön plana çıkar”[11].
Eğitim maliyet- etkinlik oranı yüksek olan bir yatırım sahasıdır. İnsanların
bilgi ve becerilerini arttırmak için
yapılan eğitim harcamaları yani beşeri sermaye yatırımları sonucu
kişiler edindikleri vasıflar sonucu daha yüksek çıktı dolayısı ile daya yüksek gelir
elde edebilirler. Elde edilen bu daha fazla gelir beşeri sermaye yatırımlarının
getirisidir ve iktisadi kalkınmanın en önemli kaynaklarından birisini
oluşturur.
Eğitim maliyeti büyük olan bir konudur ve yoksullar bu maliyetin altından
kalkamaz . Eğer eğitim yoksulluktan kurtulmanın uzun fakat en etkin yolu ise bu
yoksulların eğitim masraflarının kamu tarafından karşılanması gerekir. Bu
yöntem yoksullara yardım konusunda devletin kullanılmasının sonuç vermeyeceği
görüşünü ileri süren klasik iktisat ile de ters düşmez çünkü onlar eğitim
hizmetlerinin devletin asli görevi olduğunu ileri sürerler.
Beşeri Sermaye sadece kamunun ilk , orta ve yüksek eğitim için yaptığı
yatırım harcamaları ve cari harcamalar ile oluşturulmamalıdır. Firmalarda
rekabet avantajı ve uzun dönemde kar elde etmek için beşeri sermaye yatırımları
yaparlar. Yalnız genel kabul görmüş muhasebe ilkeleri insana yapılan yatırımı
gelirleri azaltan bir masraf gibi düşünmektedir. Bilançoda
makine aksamı, elde etme
maliyetinden devam eden yıllarda amortisman metotları ile masrafların düşülmesi
temelli bir varlık olarak ele alınır.Diğer taraftan eğitim yatırımları
masrafların içinde tamamen yer alır[12]. Gerçekte
beşeri sermaye yatırımları firmaların değerine katkı yapar ve gelecek dönemde
karları arttırabilir. Firmaların beşeri sermaye yatırımlarını teşvik için
mevcut muhasebe sistemi yeniden düzenlenebilir, firma içi eğitim ve ar-ge harcamaları için vergiden istisnalar getirilebilir.
Özetle yoksulların çocuklarına sağlanacak eğitim fırsatları onların
yoksulluğu miras olarak almaktan kurtarabilir. Ama böyle bir ilerleme yıllarla
değil nesillerle ölçülebilir.
4.2 Yoksullukla Mücadelede Direkt Yöntemler
Yoksullukla mücadelede direkt yöntemler; asgari ücret yasalarının
belirlenmesi, tarımsal desteklemeler sağlanması, yoksullara yardım programları,
negatif gelir vergisi uygulamaları ve
artan oranlı gelir vergisi uygulamalarını kapsamaktadır.
4.2.1 Asgari Ücret Yasası
Asgari ücretin yükseltilmesi çalışan yoksulların gelirlerini arttırabilir
ancak asgari ücret yasaları düşük gelirli insanların daha zor iş bulmasına da
neden olabilir. Piyasaya yapılan bu
müdahale sonucu oluşan fiyat gerçek piyasa fiyatının üzerinde oluştuğunda sonuç
istihdam olanaklarını azalmasıdır. Genel
olarak ücretler yükseldiği zaman gerek istihdam seviyesi ve buna bağlı olarak
milli gelir seviyesi gerekse ücret dışı gelirlerin milli gelir içindeki payı
düşmektedir[13].
4.2.2 Tarım Programları
Kırsal alanlarda ve tarım kesiminde yoksulluk ekonominin diğer bölge ve
sektörlerine oranla daha fazla olduğundan zirai gelirleri desteklemek için çeşitli programlar uygulanabilir. Tarım
ürünleri fiyatlarının desteklenerek serbest piyasa fiyatının üzerinde olması yoksul çiftçilerin yararınadır.
Tarım sektörünün desteklenmesi Türkiye’de cumhuriyetten önce başlamış
günümüze kadar devam etmiştir ancak
yarattığı ekonomik bozukluklar nedeni ile 2000 yılındaki Enflasyonla
Mücadele Programı Kapsamında kaldırılmıştır.
4.2.3 Yoksullara Yardım Programları
Yoksullara yardım programları kapsamında
fakir ailelere yardım, yoksullar için tıbbi bakım ve bedava
hastanelerden yararlanma, fakirler için yemek çadırları açma , kalabilecekleri
yer sağlama gibi bir çok alternatif
düşünülebilir. Bu tarz programların
yoksullara yardım ettiği kesindir. Yalnız bu programların özelliği yoksulluğu
ortadan kaldırmaları değil sadece yaşanan sıkıntıyı biraz da olsa hafifletmeleridir.
Bir çok ülkede kişi başına gelirdeki artışlara rağmen her geçen yıl yoksullara
yardım programlarının maliyetlerinin de
artması vergi verenler üzerindeki yükü arttırmaktadır.
4.2.4 Artan Oranlı Gelir Vergisi
Yüksek gelir grubundaki kişilerden yüksek gelir vergisi alınması gelirin
yeniden dağılımı için etkin bir
yoldur. Yüksek gelir grubundaki kişilerin
vergiden sonraki gelirleri, düşük gelir
grubundaki kişilerin vergiden sonraki gelirlerine göre daha fazla azaltılır.
Vergiler ile toplanan bu para düşük gelir grubundaki kişilere aktarılır.
Böylece zenginlerle fakirler arasındaki
fark uzun dönemde kapanır[14].
4.2.5 Negatif Gelir Vergisi
Milton Friedman ve Danial Moynihan’ göre yoksullukla
mücadelenin en etkin yolu hükümetin yoksulların gelirlerin tamamlamasıdır.
Bunun için belirli bir düzeyin altında gelir ilan bireylerden vergi alınmazken,
geriye doğru bir ödemede bulunulmaktadır. [15]
5. Yoksullukla Mücadelede Dış Yardım ve Uluslararasılık
Gelişmekte olan ülkeler sadece makro ekonomik reformlarla yoksulluğun
giderilmesinde başarılı olamazlar çünkü bu ülkelerde dünya ekonomisine sağlıklı
katılımı sağlayacak derecede eğitimli ve sağlıklı nüfus bulunmamaktadır. Dolayısıyla
gelişmekte olan ülkelere temel
sorunlarından arınabilmeleri için finansal ve teknik destek verilmelidir[16]. Bu
gün bu destek bir çok uluslararası kuruluş tarafından sağlanmaktadır. 2000 Eylül Ayı’nda Birleşmiş
Milletler Milenyum Zirvesi’nde bu uluslararası kuruluşlarca sağlanan en
kapsamlı çalışmalardan biri olan Milenyum Kalkınma
Programı tanıtılmıştır.
Yoksulluğun ortadan kaldırılmasında uluslararalılığı temel alan bir başka
girişim 1992 yılında Birleşmiş Milletler
Öncülüğünde Rio de Jenerio’ da yapılan Çevre ve
Kalkınma Konferansında kabul edilen Gündem 21 Bildirisi ile alınmıştır.Bildiri
özetle yoksulluğun ortadan kaldırılmasını tüm ülkelerin ortak hedefi olarak
belirler. Yoksulluk ulusal ve
uluslararası yönleri olan karmaşık bir sorundur. Dolayısı ile çözüm için
ülkelere özel programlar belirlenmeli ve bu programları destekleyen
uluslararası ortamın yaratılması gerekmektedir. Bu bağlamda Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası ve daha
bir çok uluslararası örgüt yoksulluğu
ortadan kaldırmak için ulusal bazda projeler
yürütmektedir. Bu projelerden biri de Türkiye’de uygulana Sosyal Riski
Azaltma Projesidir.
Yoksullukla mücadelede uluslararalılığa vurgu yapan bir diğer bildiri 2-4
Şubat 1997 Tarihleri’nde yayımlanan Mikro Kredi Zirvesi, Yoksullara Yardım
Deklarasyonudur.
5.1 Milenyum Kalkınma Programı
2000 Eyülü’nde
Birleşmiş Milletler Milenyum Zirvesi’nde tanıtılan Milenyum Kalkınma Programı gerek gelişmekte olan gerekse
gelişmiş ülkelerce ve uluslararası kuruluşlarca kabul görmüştür[17]. Milenyum kalkınma hedefleri yoksulluğun azaltılmasında ve
sağlık, eğitim, cinsiyet eşitliği, çevre ve insan refahını etkileyen diğer bir
çok konuda nicel hedefler belirlemiştir. Bu hedeflere ulaşılması için ilgili
ülkelerin kurum ve politikalarını gerektiği şekilde düzenlemeleri koşulu ile
1990 yılından 2015 yılına kadar yıllık
40-60 Milyar $ yardım yapılması
öngörülmüştür[18].
Programın temel amacı günlük 1$’ın altında kazanan ve
açlık sıkıntısı çeken insanların sayısını dönem sonunda yarıya indirmiş
olmaktır. Milenyum Kalkınma Programı’nın diğer
hedefleri ise
5.2 Sosyal Riski Azaltma Projesi
Sosyal Riski Azaltma Projesi Uluslar arası desteği olan ulusal bazda bir projedir. Türkiye’de yaşanan
krizlerden en ağır şekilde etkilenen kesimi düşük gelir grubundaki kişiler
oluşturur. Sosyal Riski Azaltma Projesi’nin hedefi de krizlerin ,özellikle
şubat 2001 krizinin, yoksul aileler üzerindeki etkisini azaltmak ve gelecekte
benzer risklerle mücadele etme kapasitelerini arttırmaktır[19]. 1 Ekim 2001 Tarihi’nden 31 Aralık 2005
Tarihi’ne kadar ömrü olan proje 500 Milyon US $ krediyi içermektedir.
Projede sağlanacağı belirtilen kaynağın uyum kısmı ve yatırım kısmı
altında iki farklı şekilde kullanılması öngörülmüştür. Projenin uyum kısmı en yoksul kesime üniforma, ayakkabı,
kırtasiye, kitap içeren okul paketleri verilmesini , ecza ve tıbbi malzemeler
sağlanmasını , aile yiyecek ve yakacak desteğini içermektedir. Uyum kısmı Nisan
2002 tarihine kadar tam olarak sağlanmıştır.
Projenin Yatırım kısmı yoksullara
yönelik sosyal güvenlik açığının kapsam ve hedeflerini iyileştirmek için, Çocuk
Esirgeme Kurumu gibi temel hükümet
makamlarının kurumsal kapasitesini güçlendirmek üzere yatırım yapılmasını öngörmektedir. Bu kredi
bu temel kurumların yönetim bilgi sistemi ve bilgi teknolojileri gelişiminde,
personel eğitiminde ve halkı bilgilendirme kampanyalarında kullanılacaktır.
5.3 Mikro Krediler
Mikro-finans, dar gelirli insanların geçimlerini sağlayabilmeleri, kendi
işletmelerini kurmaları veya geliştirmeleri için verilen kredilerin ve diğer
finansal hizmetlerin (tasarruf hizmetleri, iş geliştirme programları gibi)
tümüdür. Mikro-finansın ilk uygulamaları otuz yıl önce Bangladeş ve Bolivya
gibi birkaç ülkede başlatılmış, 1980’lerden sonra ise geliştirilerek Güney
Asya, Doğu Asya, Afrika, Doğu Avrupa ve Güney Amerika’daki birçok ülkeye
yayılmıştır. Şu an tüm dünyada yaklaşık 55 milyon insana hizmet veren 2200
mikro-finans kuruluşu bulunmaktadır[20]
Uluslararası platformda mikro kredilerden beklenen 2005 yılına kadar,
dünyanın en yoksul 100 milyon ailesine ve özellikle bu ailelerdeki kadınlara
kendi ilerini kurmaları ve işe yönelik diğer faaliyetleri
gerçekleştirebilmeleri için kredi sağlayacak global bir hareketi başlatmaktır[21].
5.3.1 Türkiye’de Mikro Kredi Uygulamaları
1980’lerden bu yana Ziraat Bankası
ve Halk Bankası gibi kamu bankaları çiftçiye ve dar gelirliye sübvanse edilmiş krediler sunmaktadırlar. Ayrıca esnaf
kooperatifleri de çiftçi ve esnaflara kredi kaynağı sağlamaktadırlar.
Ancak
Türkiye’de tam manasıyla mikro kredi çalışmalarını ilk başlatan Kadın Emeğini
Değerlendirme Vakfı (KEDV) olmuştur. 1995-1997 yılları arasında İstanbul’un dar
gelirli bölgelerinde yaklaşık 100 kadına iş yapmaları için küçük miktarlarda
krediler verilmiştir. Bu kredilerde geri dönüş oranı %98 olmuş, bir çok kadın
aldığı borç para ile aktif ekonominin içine girmişlerdir. Ancak 1999 depremi
sonrasında ülkenin ve KEDV’in öncelikleri değişmiş,
bu projenin devamlılığı için fon arayışları ertelenmiştir. 2002 yılında mikro
kredi projesi için gereken fonun bulunması ile KEDV, Maya Mikro Ekonomik Destek
İşletmesi‘ni kurarak mikro kredi programını başlatmıştır[22].
6. Sonuç
Dünya
genelinde her geçen gün daha da önemli hale gelen yoksullukla mücadele devletlerin ilgi odağını
oluşturmaktadır. Önümüzdeki dönemde bu mücadele boyunca en önemli başarı faktörü
aynı zamanda yoksulluğu ilerletebilen küreselleşme gerçeğinin yarattığı
fırsatları görebilmektir. Bu fırsatlar yeni pazarlara ulaşabilme, teknoloji be
bilgi transfer edebilme, uluslar arası desteklerden yararlanabilme gibi
fırsatlardır. Devletler dikkatlerini küreselleşmeye çevirip ekonomilerini makro
ekonomik politikalarla istikrarlı bir şekilde büyütürken aynı zamanda yoksuların da bu büyümeden pay
alabilmesi için gelir dağılımı adaletini sağlamalıdırlar.
Yoksullukla
mücadelede salt iktisadi büyümenin
yeterli olacağı düşüncesi geçerli değildir. Çünkü yoksulluk problemi diğer sosyal politikalarla yumuşatılmadıkça,
iktisadi büyüme kendisinden beklenen refah artışını sağlayamayacaktır.
Günümüzde
devletler yoksullukla mücadelede gerek
makro ekonomik politikalarını gerekse sosyal programlarını düzenlerken geniş uluslararası desteğe sahiptirler. Dolayısıyla konunu uluslararası
çerçevede ele alınışı mücadeledeki etkinliği arttıracaktır.
[1] John Kenneth Galbraith, İktisat Tarihi, Ankara: Dost Kitapevi, Ağustos 2004, s.16.
[2] Ayşe Meral Uzun, “Yokusulluk Olgusu ve Dünya Bankası”, C.Ü İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 4, Sayı 2, 2003
[3] Paul A. Samuelson ve William D. Nordhaus, Economics, 14. ed, Singapore: Mc Graw Hill,1992, s. 358.
[4] Richard G. Lipsey ve diğerleri, İktisat, çev. Ömer Faruk Batırel ve diğerleri, İstanbul: Bilim Teknik Kitapevi, s.398.
[5] Report of the United Nations Conference on Enviorement and Development, Rio De Jenerio: 3-14 June 1992.
[6] Report of the United Nations Conference on Enviorement and Development, a.g.k.
[7] World Bank, Globalization, Growth and Poverty: Building Up Inclusive World Economy, New York: Oxford University Pres and the World Bank,2002
[8] Rhys Jenkins, “Globalization, Production. Employment and Poverty: Debates and Evidence”, Journal of International Development,16,1-2004
[9] Gözde Işık,” Finansal Krizlere Karşı Politika Tepkileri:IMF programlarına Alternatif Olarak Sermaye Kontrolleri “, İktisat, İşletme ve Finans , Ağustos 2003, s.9
[10] Lipsey, a.g.e, s.398.
[11] Muhsin Hesapçıoğlu, İnsan Kaynakları Yönetimi ve Ekonomisi, İstanbul: 1994, s.402.
[12] Hai Ming Chen and Ku Jun Min, “The Role of Human Capital Cost in Accounting”, Journal of İntellectual Capital, 2004, vol.5, No.1
[13] Mükerrem Hiç, Büyüme ve Gelişme Ekonomisi, Kırklareli: 1981. s.264.
[14] Willis L. Peterson, Principles of Economics Macro, 8.ed, Boston: Irwin, s.319.
[15] Yaşar Uysal,”Bölüşüm İlişkileri”,Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi,cilt1,Eylül 1995, s.95
[16] Ayşe Meral Uzun, a.g.e
[17] Shantayanan Devarajan, Margaret J. Miller, Eric V. Svanson, “Goals For Development:History, Prospects and Costs”,www.worldbank.org,Nisan 2002
[18] Shantayanan Devarajan, Margaret J. Miller, Eric V. Svanson,a.g.e
[19] www.worldbank.org
[20] www.worldbank.org
[21] The Micro Credit Summit, Declaration of Support, February 2.4.1997
[22] www.kedv.org.tr