2.
Risk Yönetimi ve Riske Maruz Değer
2.1.
Risk Yönetiminde Yöntemler
2.1.1.
Geleneksel Risk Yönetimi
2.1.3.
Türev Modellerle Risk Yönetimi
2.1.4.
Riske Maruz Değer (RMD)
2.2.1.
Kullanım Alanları ve Hesaplanması
Risk, belirsizliğe karşı
korunmasız olma durumudur. Dolayısıyla, risk kavramının iki unsuru vardır:
1. Belirsizlik.
2. Bu
belirsizliğe karşı korunmasız olma.
Belirsizliğe karşı korunmanın ilk
adımı mevcut riski tahmin etmektir. Özellikle, satınalma gücünün zamanlar arası
ticaretinin yapıldığı finans piyasalarında riskin ölçülmesi hayati önem
taşımaktadır.
Sermayenin
serbest dolaşımı üzerindeki engeller günümüz dünyasında giderek azalmakta,
finansal hareketlilik ise artmaktadır. Finans sektöründe rekabet artışı
aracılık maliyetlerini dünya çapında düşürürken, finansal aracılık yapan
kuruluşların karşı karşıya olduğu riskler de artmaktadır. Finansal kuruluşlar
eskiden beri karşı karşıya oldukları risklere günümüzde uluslararası
piyasalarda faaliyet göstermekten kaynaklanan riskleri de ilave etmek
durumundadırlar.
Son
yıllarda uluslararası finans piyasalarında meydana gelen krizlerin pekçoğunda
etkin bir risk yönetim sisteminin bulunmayışı neden olarak ortaya çıkmaktadır.
Bu ortamda uluslararası düzenlemeciler de; hem bilanço hem de bilanço dışı
faaliyetlerden kaynaklanan risklerin etkin olarak, bir sistem dahilinde
ölçülmesi ve buna yönelik tedbirlerin alınması konusunda daha yoğun çalışmaya
başlamışlardır.
Ülkemizde konu
hem Türk ve dünya ekonomilerindeki son yıllardaki gelişmeler hem de yeni
Bankalar Kanunu ile ayrı bir önem kazanmıştır. Sermaye hareketlerinde
serbestleşmenin 1989 yılında gerçekleştiği ülkemizde, 90’lı yıllarda kamu
açıklarının finansmanı amacıyla yoğunluk kazanan devlet iç borçlanması,
bankacılık sektörüne riski düşük, getirisi yüksek bir plasman imkanı
sağlamıştır. Risk yönetimini pek de gerektirmeyen bu ortam, 2000 yılı başından
itibaren uygulanmaya başlanan dezenflasyon programı ile değişikliğe uğramıştır.
Bu
gelişmeler doğrultusunda, bir kurumun belli bir zaman aralığı içinde, belli bir
olasılıkla karşılaşabileceği en yüksek zararın ne olabileceğine ilişkin bir
rakam ortaya koyan “riske maruz değer” gün geçtikçe istatistiki bir model
olarak önem kazanmaktadır.
RMD’nin çekiciliği,
muhtemel kayıp için tek bir rakam tahmini vermesinde yatmaktadır. Günümüzde RMD
riskle ilgili aşağı-yukarı bütün ihtiyaçları karşılamak için kullanılmaktadır; risk
raporları, riskin sınırları, sermaye yeterliliği, sermayenin tahsisi ve
performans ölçümleri gibi.
2.1. RİSK
YÖNETİMİNDE YÖNTEMLER
Risk
yönetimi finansın gelişimine paralel olarak muhtelif değişikliklere uğrayarak
bir gelişim göstermiştir. Dowd (1998) risk yönetimini gelişimine göre dört
başlıkta toplamıştır:
2.1.1. Geleneksel Risk Yönetimi
Riskin miktarsal olarak ifade edilebilmesi için boşluk (gap), süre
(duration), istatistiki yada senaryo analizi gibi yöntemler kullanılmıştır.
Boşluk analizi uygulanması kolay
olmakla beraber, sadece bilanço içi faiz riskini dikkate almakta ve inceleme
dönemi tercihinden etkilenebilmektedir.
Süre analizi sadece net gelirdeki
değişime değil aktif ya da pasiflerin fiyatlarındaki değişimi dikkate
aldığından boşluk analizine göre daha kullanışlı bir analizdir. Ancak onun da
(boşluk analizindekine benzer) kısıtlı olduğu
noktalar mevcuttur: faiz riski dışındaki riskleri ihmal etmektedir,
(bono fiyatlarındaki değişimler için sadece birinci dereceden tahminleri
dikkate aldıkları ve getiri eğrisindeki değişiklikleri sadece paralel kaymalar
olarak varsaymaları nedenleriyle) pek detaya girmeden kaba olarak incelemeler
yapmaktadır ve finansal kesim dışındaki firmalar için uygun değildir.
Gösterdiği gelişime rağmen sabit getiri analizleri için süre analizinden daha
etkili yeni yöntemler geliştirilmiştir.
İstatistiki analiz verilere ulaşabilme noktasında bir kısıta sahiptir. Normalde piyasada
alım-satımı yapılan menkul kıymetlerin fiyat verileri mevcut olduğundan analiz
de piyasa fiyat riski ile sınırlı kalmaktadır.
Senaryo analizleri ise olasılıkların oluşturulması ve değerlendirilmesinde fazlasıyla
bireysel yeteneklere dayanmaktadır.
Çoklu risklerin birarada ve birbirleri üzerindeki etkilerlerle ele
alınmasına olanak vermektedir ancak veri sorunu yine gündeme gelebilmektedir.
Risksiz getirinin yada beklenen piyasa değerinin hesaplanması kolay olmakla
beraber bir menkul kıymetin risk priminin hesabında kullanılacak risk
faktörünün (portföy getirisi ile menkul kıymetin getirisi arasındaki
kovaryansın portföy getirisinin varyansına oranı) hesaplanması sorunlu
olabilmektedir. Bu risk faktörünün hesaplanabilmesi için yeni aktiflerin
getirileri bilinmeli, mevcut tüm aktiflerin getirileri bilinmeli ve
kullanılacak risk tekniklerinin güvenilir olabilmesi için yeterince uzun dönemi
kapsayan bir veri seti bulunmalıdır. Beta değerlerinin portföy her değiştiğinde
yeniden hesaplanması gerektiği de dikkate alındığında, portföy analizi
yönteminin düzenli olarak çok miktarda işlem yapılmasını ve önemli miktarda
veriyi gerektirdiği görülmektedir.
2.1.3. Türev Modellerle Risk Yönetimi
Türev ürünler söz konusu olduğunda riskler türev modeller kullanılarak
yönetilebilir. Modellerle pozisyon değerleri belirlenerek alım-satım
yapılabilecek fiyatlar belirlenir, hedge pozisyonları ve pozisyon için pozisyon
miktarları tespit edilebilir. Her biri ayrı tür türeve yönelik olmak üzere
oluşturulmuş çok sayıda model mevcuttur. Ancak miktara dayalı bu modellerin
sonuçlarının piyasa işlemleri sırasında kullanılmasında dikkatli olunması
gerekir: yaklaşım mekanik bir şekilde uygulandığı takdirde işlem yapanlar
spekülasyon karşısında elleri bağlı kalabilirler. Ayrıca, dinamik bir ortamda
hedge olanakları kullanılırken bu tedbirlerin ancak risk faktörlerindeki küçük
değişikliklere karşı ve yeterince sık değiştirildikleri takdirde etkili olacağı
unutulmamalıdır.
2.1.4. Riske Maruz Değer (RMD)
Firmaların kendi kurumları içindeki tüm riskleri bir bütün olarak ölçme
yolundaki çalışmaları 1970’ler, 1980’lerde başlamıştır. Sonradan bu çalışmalar
danışmanlık firmalarına ve kendisi bir model geliştirebilecek durumda olmayan
ancak böyle sistemlere ihtiyaç duyan finansal kurum ve şirketlere satılmıştır.
Bu sistemlerden en ünlüsü JP Morgan tarafından geliştirilen, RMD ölçütünü
kullanan RiskMetrics’dir.
Geliştirilen RMD sistemlerinin tamamı portföy teorisine dayalı olmamış,
bazıları tarihi kar ve zarar rakamlarını kullanmış, bazıları ise Monte Carlo
simülasyon tekniğine dayalı olarak geliştirilmiştir. JP Morgan RiskMetrics’i ve
onun için gerekli veri setini Kasım 1994’te ücretsiz olarak yaygın kullanıma
sunmuştur. Bunun ardından RMD daha yaygın bir kabul ve kullanım bulmuş, sadece
menkul kıymet işlemleri ile uğraşanlar değil bankalar, emeklilik fonları, diğer
finansal kurumlar ve mali olmayan şirketler tarafından da uygulanır hale
gelmiştir.
RMD sistemleri yaygınlaştıkça, ilk geliştirilme amacı olan piyasa riskinin
ölçülmesi dışında kredi, likidite, nakit akım (özel firmalar için) risklerini
de içine alacak şekilde geliştirilmeye çalışılmaktadır. Bu yönde çalışmalara
örnek olarak JP Morgan’ın kredi riskinin ölçülmesine yönelik olarak
geliştirmekte olduğu CreditMetrics verilebilir.
Riske Maruz Değer, finansal piyasalarda belli bir güven aralığında, belli
bir dönem içinde meydana gelebilecek en yüksek zararı geleceğe dönük bir
bakışla, herkesin anlayabileceği bir cinsten (para değeri olarak) ifade eden
bir yöntemdir.
RMD farklı pozisyonlar ve risk faktörlerinden kaynaklanan riski biraraya
getirebilme, tek bir değerde ifade edebilme şansı vermektedir. Ayrıca RMD risk
faktörleri arasındaki korelasyonu da dikkate almakta, birbirini yok
eden/azaltan riskler varsa toplam risk daha az olarak bulunmaktadır.
RMD sonuçları karar vericilere pek çok konuda yardımcı olmaktadır:
Güven aralığı pek çok durumda %99 ya da %95’tir. Tanımda
ifade edilen “belli bir dönem” riske maruz değerlerin elde tutulma süresini
ifade etmektedir.
Basel komite kararınca güven aralığı %99’dur. Komite elde
tutma süresinin 10 gün ya da daha uzun olmasını istemektedir.
-Örnek
Muhtelif sayıda hisse senedinden oluşan 1.000.000$’lık bir portföy için RMD
değeri en basit haliyle aşağıdaki gibi hesaplanacaktır. Portföy volatilitesi %4
varsayıldığında, %99 güven aralığında, 10 işgünü üzerinden 250 günlük veri
kullanılarak hesaplama yapılırsa:
RMD= portföy değeri x portföy
volatilitesi x elde tutma süresi x güven aralığı
RMD= 1 milyon $ x %4 x √(10/250) x 2.33
RMD= 18640 $ olacaktır.
Portföy volatilitesi portföy risk faktörlerinin değişkenliğini ölçmektedir.
Elde tutma süresi Basle komite tarafından öngörüldüğü şekilde en az 10 gün,
veri seti (en az) 250 günlüktür. 2.33,
%99’luk güven aralığında, standart normal dağılım tablosunda yer alan normal
dağılım değerini göstermektedir. %99 Basle Komite’nin öngördüğü güven aralığıdır.
Rakam yorumlanırsa, işlem yapılacak ilk on gün içinde yüzde 99 ihtimalle
portföyün uğrayabileceği en yüksek kayıp 18.640 $’dır.
Örnekte
risk faktörleri arasındaki korelasyonun sıfır olduğu varsayılmıştır. RMD,
portföyde çok sayıda ürün bulunması nedeniyle ortaya çıkan faktörler arasındaki
korelasyonun da dikkate alınarak, toplamdan düşülmesine olanak vermektedir
(portföy çeşitliği arttıkça risk azalmaktadır). Böylece portföy riskinin
olduğundan daha yüksek hesaplanmasının önüne geçilebilmektedir.
Seçilen güven aralığı %99’dan daha düşük bir aralık olsaydı, RMD rakamı da
daha düşük bir değer olarak ortaya çıkacak idi. İlerideki bölümlerde, yapılan
çalışmalarda da görüleceği gibi güven aralığının seçimi sonucu önemli ölçüde
etkileyebilmektedir.
Value at Risk hesaplanmasında pek çok yöntem ve bu yöntemlerin her birinin
güçlü ve zayıf yanları vardır.
1) Parametrik (lineer,
varyans-kovaryans, delta-normal, closed) RMD
RiskMetrics’i geliştirirken JP Morgan’ın da kullandığı parametrik modelde, portföy
karlılığının normal dağıldığı varsayılmaktadır. Portföy karlılığı
(uygulanabilir) risk faktörlerine lineer olarak bağımlıdır.
Bu varsayımlarla portföy RMD değeri doğrudan ilgili risk faktörlerinin
volatile ve korelasyonlarından hesaplanabilmektedir. Her iki varsayımı da
sağlayan portföyler için doğru RMD tahminleri hesaplanabilmektedir. Bu
portföyler, hisse senetleri, spot ya da forward döviz ya da ürün pozisyonları
ve kısa vadeli borçlanma araçları içeren portföylerdir. İçeriğinde opsiyonlar,
faize dayalı başka türev ürünler (örneğin structured notes) ve mortgage’a
dayalı menkul kıymetlerin bulunduğu portföylerde ise parametrik RMD hatalı
sonuçlar verecektir.
Geniş çaplı portföylere ve zaman içinde değişen riske de uygulanabilirliği,
ve kolay açıklanabilir olması nedenleriyle delta normal bankaların en fazla
kullandıkları yöntem durumundadır.
2) Monte-Carlo RMD
Monte-Carlo, gamma ve konveksitenin bulunduğu karmaşık portföylerde doğru
tahminler verebilen tek value at risk modelidir. Model belli bir dönem için
portföyün olası kar ve zararlarını gösterecek olan histogramın tesadüfi olarak
belirlenebilmesi için Monte-Carlo simülasyon tekniğini kullanmaktadır. Teknik
diğer metodlarda ortaya çıkan model riskini hemen hemen tamamen ortadan
kaldırmaktadır. Ancak uygulanması güç ve zaman alıcı olabilmektedir.
3) Tarihi RMD
Tarihi
value at risk Monte-Carlo’nun basitleştirilmiş halidir. Burada, tesadüfi olarak
senaryolar yaratılması yerine tarihi piyasa verilerinden senaryolar
çıkarılmaktadır. Risk faktörlerindeki tarihi değişimler kullanılarak
simülasyonu yapılan faktörle portföy değerlendirilmekte, portföy değişimlerinin
dağılımı hesaplanmaktadır. Getirilerin normal dağılması gibi bir varsayım
içermemekte, volatilite, korelasyon ya da başka parametrelerin hesaplanmasına
gerek kalmamakta, modelden kaynaklanan risk ihtimali azalmaktadır. Tarihi
simülasyon metodunda sıkıntı veri setinde ortaya çıkabilmektedir. Veri seti
içine yansıtılamayan durumların tamamen göz ardı edilmesi söz konusu
olabilmektedir.
4) Delta-Gamma RMD
Parametrik modeldeki lineerlik varsayımı modeli, gamma ya da konveksite
riskine sahip portföylere uygulanamaz hale getirmektedir. Delta-Gamma
metodolojisi modele ikinci dereceden hassasiyetleri dahil ederek bu varsayımı
ortadan kaldırmakta, quadratik varsayımı kabul etmektedir. Yöntemin uygulaması
ileri matematik gerektirmekte, ancak portföyün tesadüfi gelecek değer
değişkeni, tesadüfi değişkenlerin chi-square değerleri ile normal tesadüfi
değişken ya da sabit bir terimin toplanması yoluyla elde edilebilmektedir. Yukarıda bahsedilen yöntemlerden biri ile
hesaplanan RMD değeri riske maruz kalınan değeri belirler. Ancak Basle Komite
bu miktara eşit olarak tutulacak sermayeyi yeterli bulmamakta, hesaplanan RMD
değerinin belli bir çarpım faktörü ile çarpılarak (ki Komite bu değeri 3 olarak
belirlemiştir) tutulması gereken minimum sermaye miktarının belirlenmesini
öngörmektedir. Komite ayrıca ülke düzenleyicilerinin o ülkeye özel şartlar
nedeniyle gerek gördükleri takdirde bu çarpım faktörünü kendi ülkelerinde daha
yüksek bir rakam üzerinden uygulamalarını da desteklemektedir. Bu çarpım
faktörü Basle Komite’nin sermaye yeterliliği düzenlemelerinde yüksek bulunması
nedeniyle en çok eleştri aldığı noktalardan birini oluşturmaktadır.
Ayrıca modelin doğru şekilde işleyip işlemediğinin test edilmesi
gereklidir: her üç ayda bir son 250 işgünü içinde hesaplanan RMD rakamı ile
gerçekleşen rakamlar karşılaştırılarak, RMD rakamının daha düşük kaldığı gün
sayısı tespit edilir. Böyle sapmaların oluştuğu günlerin her biri bir
istisnadır ve bu istisnaların sayısının 5’in üzerine çıkması halinde, bu
istisnaların neden ortaya çıktığına ilişkin yapılacak açıklamanın niteliğine
göre bankaya ceza uygulanabilmektedir (faiz oranları ya da döviz kurlarındaki
ani değişiklerin, ya da önemli politik olaylar veya doğal felaketlerin
sonucunda ortaya çıkan sapmalar hesaplama dışında tutulabilmektedir.). Bu
sapmaların sayısının 5-9 arasında olması halinde değeri 3 olan ve sermaye
gereğinin hesaplanmasında kullanılan çarpım faktörüne eklemeler yapılabilmekte
(5 sapma için 0.40, 6 tanesi için 0.50, 7 tanesi için 0.65, 8 tanesi için 0.75,
9 tanesi için 0.85), sapma sayısı 10 ya da üzerine çıktığında çarpım faktörü
otomatik olarak 4’e yükseltilmektedir.
2.3. RİSKE MARUZ DEĞER KONUSUNDA YAPILMIŞ ÇALIŞMALAR
Hendricks (1996) tesadüfi olarak seçilmiş 1.000 adet döviz portföyünü
kullanarak RMD modellerinin etkinliğini tartıştığı çalışmasında, modelle
hesaplanmış risk ölçümlerinin gerçekte ortaya çıkanla ne derecede benzerlik
gösterdiğini araştırmıştır. Sadece piyasa riskinin göz önüne alındığı çalışmada
üç temel yöntem kullanılmıştır:
(i)
Eşit ağırlıklandırılmış hareketli
ortalamalar yaklaşımı
(ii)
Üssel (exponentially)
ağırlıklandırılmış hareketli ortalamalar yaklaşımı
(iii)
Tarihi simülasyon yaklaşımı
Çok sayıda farklı performans
kriteri kullanılmış, her bir kritere göre yapılan RMD yaklaşımında farklılıklar
ortaya çıkmakla beraber bu 12 yöntemden hiçbirinin diğerine üstün olduğuna dair
bir veri elde edilememiştir. Güven aralığının %95 ya da %99 seçilmesinin ise
sonucu önemli oranda etkilediği görülmüştür.
Jackson, Maude ve Perraudin
(1998) Basle sermaye gereklerinden bahsetmişler, simülasyona dayalı RMD ile
parametrik RMD’i karşılaştırmışlardır. Finansal getirilerin normal dağılmıyor
olmalarına bağlı olarak simülasyona dayalı RMD’de parametrik RMD’e göre daha
doğru olasılık ölçümleri yapılabilmektedir. Ayrıca yazarlar Basle Komite’ce
öngörülen çarpım faktörünü (3) yüksek bulmakta, böyle yüksek bir faktörle ancak
aşırı yüksek riske sahip olan portföylerin yeterli sermaye bulundurmaz durumda
kalabileceklerini belirtmektedir.
Vlaar (1998) çalışmasında 12 yıllık ve 8 farklı vadedeki, sabit faizli
Hollanda hükümet bonolarından oluşan 25 varsayımsal portföy üzerinde 3 değişik RMD
modellemesini (tarihi simülasyon, Monte Carlo ve varyans-kovaryans) ve onların
bir kombinasyonunu %99 güven aralığında ve 10 günlük elde tutma süresine göre
karşılaştırmıştır.
Çalışmasında bulduğu sonuçlara göre:
(i)
Belli bir dönem için tarihi
simülasyon ancak geriye dönük olarak uzun bir zaman söz konusu ise başarılı
olabilmektedir.
(ii)
Monte-Carlo metodunda teorik
olarak doğru düzeyde olabilmek için çok sayıda veriye ihtiyaç duyulmaktadır.
(iii)
Normal dağılımlı, varyansın
zamana göre değişiklik gösterdiği modellerde Monte-Carlo ve varyans-kovaryansın
ortak uygulandığı, Monte-Carlo simülasyonu ile ortaya çıkarıldığı ve ardından
varyans-kovaryans metoduna göre hesaplandığı modeller iyi sonuç vermektedir.
Hendricks ve Hirtle (1997)’ın
çalışmalarının konusunu sermaye gereği hesaplamalarında içsel modeller
oluşturmuştur. Genel eleştiri alan elde tutma süresi, veri seti için
belirlenmiş olan minimum dönem, çarpım faktörü, modelin test edilmesi gibi
noktalara değinmişler, bunların aldıkları eleştirilerle beraber ortaya konma
nedenlerini açıklamışlar, genelde bu düzenlemelerin gerekliliğini dile
getirmişlerdir.
Simons (1996) risk tanımları ve value at risk’in örnekli tanıtımını yapmış,
RMD’nin iki önemli kısıtı olduğunu belirtmiştir:
(i)
RMD kar ve zararın dağılımında
herhangi bir noktaya odaklanmaktadır. Oysa bütün dağılımı temsil eden bir
gösterge daha faydalı olabilecektir,
(ii)
RMD uç piyasa koşullarında
risklerin nasıl ölçüleceği noktasında zayıf kalmaktadır.
“RMD piyasa verilerinin mevcut
olduğu sık sık alınıp satılan araçlarda daha iyi sonuçlar vermektedir. Artık bu
ürünlerin ötesinde banka aktif ve pasiflerine (özellikle mevduat ve kredilere)
uygulanmakta ise de bunların aktif olarak alım-satımı olmadığından global bir
risk ölçüm yöntemi olarak diğer metodlar RMD’a göre daha etkili olabileceklerdir”
Simons (1996) .
RMD yöntemi pek çok banka, kuruluş, akademisyen tarafından çok yararlı
bulunmakla beraber yöntemi eleştirenler de yok değildir. Hem yöntemi eleştiren
hem de savunanlar RMD yönteminin muhtelif kısıtları olduğu konusunda
hemfikirdirler:
Dowd (1998) RMD’ın sıkıntılı kaldığı noktaları üç başlıkta toplamıştır:
*Geçmiş data kullanılarak gelecek
görülmeye çalışılır.
*Her koşulda
geçerli olmayan varsayımlar üzerine kurulmuştur. Modelin kısıtlarının farkında
olunarak ona göre davranılması gerekmektedir.
*RMD
tahminleri onları kullananların yetenekleri ile de ilgilidir: iyi bir RMD
tahmini ne yaptığını iyi bilmeyen birinin elinde hiçbir işe yaramazken, zayıf
bir RMD tahmini deneyimli bir yöneticinin elinde oldukça yararlı sonuçlar
ortaya çıkarabilir.
Jorion (2000) en kötü zararın ne
olabileceğini vermemesi, dönem boyunca pozisyonların değişmediğinin
varsayılması ve nereye yatırım yapabileceğinizi söylememesini RMD’nin kısıtları
arasında saymaktadır. RMD’ye yönelik eleştirilere cevaben yazdığı bir yazısında
(1997) ise RMD’nin kusursuz olmadığını belirtmekte, RMD’yi finansal piyasalarda
türev ürünler aracılığıyla risk alanında yapılan hızı ölçmeye yarayan, hız
konusunda fikir veren sallantılı bir hız göstergesine benzetmektedir. Ancak
kazalara neden olabilecek, RMD’ın doğrudan bir koruma sağlamadığı, operasyonel
ya da başka riskler söz konusudur. Sallantılı da olsa bir gösterge hiç bir şey
olmamasından iyidir.
Son 20-30 yıl içerisinde meydana
gelen büyük finansal krizlerin pek çoğunun kaynağını yetersiz risk yönetiminden
yararlanan kurumların, karşılayabileceklerinden fazla risk üstlenmeleri
oluşturmuştur. Bu krizleri takiben uluslararası düzenlemeciler, konuya daha
ihtiyatlı yaklaşmışlar ancak düzenlemelerin yine de yetersiz kaldığı görülmüştür.
Düzenleyiciler artık uluslararası alanda faaliyet gösteren bankaların hem
rekabet eşitliğini koruyabilmek hem de aşırı risk üstlenimi nedeniyle ortaya
çıkabilecek krizlerin ülke ekonomilerini etkilemesini önleyebilmek için
çalışmaktadırlar. Bu amaçla yapılan düzenlemelerde kurumların içsel risk ölçüm
yöntemi olarak RMD’ı kullanmalarına olanak tanınmıştır.
RMD riskin ölçülmesi için
kullanılabilecek araçlardan biridir ve aldığı pek çok eleştiriye rağmen dünya
çapında yaygın kullanım görmektedir. Belli bir yüzde olasılıkla, belli bir
dönem için riske maruz kalan değeri hesaplamakta, (risk) yöneticilerin önlerini
görmelerine, karar alma süreçlerine katkıda bulunmaktadır.
Ancak RMD’ın da kısıtları olduğu
ve tek başına tam bir risk yönetimi sağlamadığı, risk ölçümünde bir araç olduğu
unutulmamalıdır. Model kullanılıp eksik kaldığı noktalar ortaya çıktıkça, bu
eksikleri gidererek yerine geçebilecek yeni yöntemler geliştirilebilecektir.
· Riske Maruz Değer (VAR) ve Uç Değerler Yaklaşımı / Vügar SELİMOV
·
Sermaye Yeterliliği ve VAR (Value At Risk) /
Aydan Aydın / Türkiye Bankalar Birliği ve Araştırma Grubu