Özet
Hükümetler ekonomiye iki farklı kanalla nüfuz ederler. Birincisi merkez bankasını yönettiği para politikası ikincisi ise maliye bakanlığının yönettiği maliye politikasıdır. Merkez bankası bilançosu para politikasının , bütçe ise maliye politikasının göstergesidir. Bu gün içinde bulunduğumuz ekonomik istikrarsızlıklar bazı diğer faktörlerin yanı sıra işte uygulanmış bu iki politikanın sonuçlarıdır. Bu çalışmanın amacı 1990-2003 yılları arasında bütçeyi analiz ederek özellikle bütçe açıkları ve borçlarla yaşanan ekonomik problemler arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır.
1. Giriş
İstikrarlı bir büyüme, işsizliğin makul bir düzeye çekilmesi ve fiyatlar genel düzeyinde kabul edilebilir bir seviyede istikrarlı bir seviyede seyri ve gelir dağılımında adaletin sağlanması tüm hükümetlerin aksini iddia edemeyeceği hedefleridir. Tüm bu hedeflere erişim maliye politikaları ile ilgili olduğu kadar , bu hedeflerden sapmalar da maliye politikaları ile ilgilidir.
2. Bütçe Açıkları
Bütçe harcamalarının bütçe gelirlerini aşması yani bütçe açıkları bugün neredeyse bütün ekonomilerde görülen bir durumdur . Bütçe açığını olması o ekonominin bir dengesizlik içinde olması anlamını doğurmaz ancak bu açığın ve dolayısı ile borçların belli seviyelerde olması ciddi problemler olabileceğini göstergesidir. Ekonomide yaratabileceği istikrarsızlıklara rağmen niçin hükümetler bütçe açıkları ve yoğun borçlanmaya gitmiştir?
Büyük Dünya Bunalımı (1929) bir taraftan Klasik Ekole şüpheyle bakılmasına neden olurken diğer bir taraftan da Keynesyen yaklaşımın moda ekol olmasına daha doğrusu ortaya çıkmasına neden oldu. Büyük bunalımın mal ve hizmet talebinin yetersizliğinden kaynaklandığını iddia eden Keynesyen yaklaşım, depresyonist eğilimlerin ortaya çıkmasını önlemek üzere siyasal iktidarın vergi ve kamu harcaması politikası ile toplam talebi uyarmasını önermiştir.[1] Keynesyen yaklaşımın politika önerisi olarak gündeme getirdiği açık finansman politikası , politikacıların hiçbir zaman vazgeçemediği bir strateji olmuştur. [2]
Türkiye Cumhuriyeti’nde hükümetler 1950 li yıllara kadar denk bütçe ilkesinden ayrılmamışlardır. Hükümetler harcamalarında bütçe gelirlerin aşmamaya dikkat etmişlerdir. 1950 den sonra bu muhafazakar maliye politikası değişmiş, genişlemeci maliye politikası takip edilmiştir. Hükümet iç ve dış kaynak kullanımına ve iç talep genişlemesine dayalı hızlı ekonomik büyüme stratejisini ortaya koymuştur.[3] Bu maliye politikası değişikliğin temel amacı istikrarlı ve yüksek oranlı ekonomik büyüme sağlamaktı. Bütçe açıkları, dolayısı ile borçlar artarken faiz ödemeleri artacak ancak aynı zamanda iktisadi büyüme nedeni ile GSMH artarken vergi gelirleri de artacaktı. Ancak gerçekleşen biraz farklıydı. GSMH’nın istikrarsız bir seyir izlemesi veri iken bütçe açıkları büyüdü, borçlar arttı , faiz ödemeleri arttı , artan faiz ödemeleri bütçeye ek bir yük getirerek daha sonraki yıllardaki bütçe açılarının atmasına neden oldu ve maliye politikası kısır bir döngüye girdi.
Bu kısır döngü 1990-2003 dönemi verilerinde kendini göstermektedir. Tablo 7 konsolide bütçeye ilişkin bazı göstergeleri vermektedir. Konsolide bütçe açığı 1990 yılında GSMH’nı oranı olarak %3 seviyesinde iken bu oran son on iki yıl içersinde istikrarı bir şekilde artarak 2002 yılında %15,2 seviyesine gelmiştir. Bu rakamlar geçmişteki bütçe açıkları ile yaratılan fonların verimsiz alanlara yönlendirildiğini ve GSMH da istenen büyümenin sağlanamadığını göstermektedir. Bir yandan bütçe açıkları artarken bu açılar nedeni ile borçlanma miktarı da sürekli artış göstermektedir. Net iç borçlanma tablo 5 de izlenebileceği gibi 1990 da %3,1 den 2002 yılında % 6.39 da yükselmiştir.2001 yılında ise 0 on iki yıllık dönemin en yüksek seviyesi olan %13,34 seviyesini görmüştür. Yukarıda bahsedilen kısır döngünün bir diğer halkası faiz ödemelerinin artmasıydı.Gerçekten de konsolide bütçe faiz ödemeleri GSMH’nın oranı 1990 da %3,52 iken bu oran yılında kadar istikrarlı bir şekilde yükselerek 2001 yılında %23,27 ile en üst seviyesi gördükten sonra 2002 yılında %18,97 seviyesine ulaşmıştır.
3. Bütçe Açıkları ve Borçlanmanın Ekonomik
Etkileri
Vergi gelirleri harcamaları karşılamaya yetmediği zaman devlet borçlanmak zorundadır. Devletin borçlanması gereken miktar yani finansman gereksinimi bütçe nakit açığına iç borç ve dış borç anapara ödemelerinin eklenmesiyle bulunur. Devlet ya menkul kıymet satarak borçlanma yoluna gider ya da merkez bankasından ödünç alarak borçlanır. Hazine açıklarını finanse etmek için merkez bankasından borç aldığında parasal finansman çalışır[4].Bu şekil bir borçlanma enflasyonist baskılara neden olur.Ancak açık, devletin sermaye piyasalarından borçlanmasıyla finanse edildiği sürece enflasyonist baskıların oluşması sorunu yoktur.[5] Türkiye’de bütçe açılarını giderilmesinde merkez bankasından borçlanmaya göre çok daha fazla oranda sermaye piyasalarından borçlanma yoluna gidilmiştir. Tablo 5 de görülebileceği gibi 1990-2002 döneminde bütçe açıklarındaki artışa rağmen merkez bankasından borçlanma GSMH nın payı olarak belirli bir seviyede kalmış ve 1997 yılı itibari ile sıfırlanmıştır. Yani 1997 yılı itibari ile borçların monetizasyonu son bulmuştur.
Menkul kıymet ihracı yoluyla hükümet harcamalarında meydana gelen artış , çıktı ve fiyat seviyesini ekilemeyecektir. Harcamaların gelirleri aşan kısmını finanse etmek için hükümet menkul kıymet ihraç ettikçe, borç verilebilir fonlara olan talep artmaktadır ki bu durum faiz oranlarının yükselmesine neden olur. Faiz oranlarının yükselmesinin ekonomi üzerinde iki etkisi vardır. Birinci etki tasarruf artışıyla birlikte tüketim talebinde bir azalış ikinci etki ise daha fazla faiz oranında yatırımların azalmasıdır. [6] Yani bütçe açığı, özel yatırımlar üzerinde dışlama etkisine neden olur. Özel yatırımlar dışlama etkisi sonucu ne ölçüde devre dışı kalırsa, gelecek nesillere geçecek sermaye stoku da o derece az olacaktır.Az sermaye az çıktı demektir. Borcun uzun dönemli etkisi ise budur.[7] Türkiye’de 1990-2002 döneminde bütçe açıkları ve borçları yüksek düzeylerde seyretmiştir. Ancak Tablo 5 deki sabit sermaye yatırımlarının GSMH daki payına bakıldığında bu oranının 1990 dan 2002 ye artış gösterdiği görülmektedir. Yine Tablo 5 net iç ve dış borçlanma rakamlarını göstermektedir . Özetle Türkiye’de 1990-2002 döneminde bütçe açıklarının artması ile borçlar da artış göstermiştir ancak özel yatırımlar ciddi oranda hız kaybetmemiştir. Bu durumla fonların büyük ölçüde yabancılardan kaynaklandığı söylenebilir. Dolayısı ile gelecek nesiller açığın önemli ölçüde azalttığı bir sermaye stoku devralmayacaklardır. Ama bu kez de önemli bir yabancılara borç yani dış borç devralacaklardır. Bu da açıklar yüzünden servetlerinin azalması demektir[8].Ayrıca Türkiye’nin finansal sistemi büyük açıkları kapatacak kadar büyük olmadığından dış borç temin edilmesindeki bir tıkanıklık finansal çalkantılarla birlikte istikrarsızlık getirmektedir.[9]
Borçların artışı gelecek dönemlerdeki faiz ödemelerinin artışı sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Konsolide bütçedeki transfer harcamaları kalemi içinde yer alan faiz ödemelerinin kimlere yapıldığı gelir dağılımını adaletsizleştirmesi bakımından son derece önemlidir. Devletin çıkarmış olduğu borçlanma senetlerini alan kişiler genelde yüksek gelirli kişilerdir. Bu suretle düşük gelirli kimselerden vergi olarak kaynaklar yüksek gelirlilere faiz ve anapara olarak ödenmesi gelir dağılımının adaletsizleşmesine neden olmaktadır. [10]
Ulusal borcun faiz ödemesi büyük olunca bütçe süreci denkliğini sağlamak zorlaşır. Tablo 6 da görülebileceği gibi konsolide bütçe gelirleri içinde faiz ödemeleri 1990 yılında %21,7 iken 1990 yılına kadar bu oran istikrarlı bir şekilde artarak %41,85 e ulaşmıştır. Bu durum hükümetin maliye politikaları belirleme üzerindeki etkinliğini azaltır.
4. Bütçe Denkliğine Doğru
Türkiye’de
1990-2002 döneminde kamu borçlarının artışını anlamak için faiz harcamaları ve
faiz dışı harcamalar ayrımı yapılmalıdır. Daha önce alınan borçların belirli
bir yıldaki faiz ödemeleri yine o
yıldaki faiz dışı konsolide bütçe
fazlasından büyük ise bütçe açığı olacaktır. Eğer bütçede faiz dışı açık varsa
o zaman açık nedeniyle borçlar büyürken toplam bütçe açığı büyümeye devam edecek ve borç büyüdüğü için faiz
ödemeleri büyüyecektir.
Tablo 7 1990-2002 dönemi konsolide bütçelerine ilişkin bazı göstergeleri vermektedir. Tablodan da izlenebileceği gibi 1990-2002 yılları arasında sadece 1991,19920 ve 1993 yıllarında bütçe faiz dışı açık vermiştir. Bir ekonomide eğer bütçede birincil açık- faiz dışı açık - varsa o zaman açıklar nedeniyle borçlar büyürken toplam bütçe açığı büyüyemeye devam edecek ve borçlar büyüdüğü için faiz ödemeleri de büyüyecektir.[11] Türkiye 1994 yılı itibari ile kendini bu kısır döngüden kurtarmayı başarmıştır.
5. Sonuç
Yüksek oranlı ve istikrarlı bir iktisadi büyüme performansı için Türkiye’de 1950 yıllar da genişleyici maliye politikası uygulamaları kendisinden bekleneni yerine getirmediği gibi zaman içersinde enflasyon ve gelir dağılımını adaletsizliği gibi problemleri de beraberinde getirmiştir.
Bütçe’ye ilişkin 1950 deki kırılma noktasından sonra ikinci bir dönüşüm 1994 yılı ile başlamıştır. Hükümetler konsolide bütçe fazlası vermeye özen göstermiş ve 1997 yılı itibariyle merkez bankası kaynaklarını daha az kullanmanın ötesinde bu kaynaklara hiç başvurulmamaya başlamıştır. Bu anlamda borçların monetizasyonu son bulmuş daha önceki dönemlerde yaratılan enflasyonist baskılar yeni dönemde yaratılmamıştır.
Kaynakça
Dornbusch, Rudiger ve Fisher, Stanley, Macro Economics, 6.ed, Turkey: Mc Graw Hill,1994
Froyen, Richard T., Macroeconomics, 6.ed,USA: Prentice Hall, 1998
Hüseyin Şahin, Türkiye Ekonomisi, Bursa, Ezgi Kitapevi: 2002,s.124.
Lipsey, Richard G. ve diğerleri, İktisat, çev. Ahmet Çakmak, İstanbul: Bilim Teknik Kitapevi
Seyfettin Erdoğan, Siyaset Ekonomi İlişkileri,Kocaeli: Değişim Yayınları,2004.
Ulusoy, Ahmet, Maliye Politikası, Trabzon: Derya Kitapevi; Şubat 2003
Uygur , Ercan,”Türkiye Ekonomisinde İstikrar”,İktisat işletme ve Finans,2003-205
[1] Seyfettin Erdoğan, Siyaset Ekonomi İlişkileri,Kocaeli: Değişim Yayınları,2004,s.11.
[2] Erdoğan,age.s.14.
[3] Hüseyin Şahin, Türkiye Ekonomisi, Bursa, Ezgi Kitapevi: 2002,s.124.
[4]Rudiger Dornbusch ve Stanley Fisher, Macro Economics, 6.ed, Turkey: Mc Graw Hill,1994, s. 577.
[5] Richard G. Lipsey ve diğerleri, İktisat, çev. Ahmet Çakmak, İstanbul: Bilim Teknik Kitapevi, s.362.
[6] Richard T. Froyen, Macroeconomics, 6.ed,USA: Prentice Hall, 1998, s.57.
[7] Lipsey ve diğerleri,age,s.364.
[8] Lipsey ve diğerleri,age,s.365.
[9] Ercan Uygur,”Türkiye Ekonomisinde İstikrar”,İktisat işletme ve Finans,2003-205,s.13.
[10] Ahmet Ulusoy, Maliye Politikası, Trabzon: Derya Kitapevi; Şubat 2003, s.278.
[11] Dornbusch ve Fisher, a.g.e .s. 576.